|
23 Ekim 1973 MEVLÂNA’yım ben! 1 Miğferin takıldığı, yolcunun katıldığı her olayda; tezahürat görülür. Yürüyenin uyduğu, ÇAĞIRAN’ı duyduğudur. Karda iz ararsan, yolun gidişi bulunmaz. Çünkü gün geçtikçe, karda iz kalmaz. Onun için; gelip geçici yönde kalma, gidişin yönünü bölme, sağır dediğine uyma, dediğini duymaz diye gönlünü kırma. Duyanını düşün. Gözün açık görmezsin, dediğin kulun görgüsünün nereye vardığını bilmezsin. Onun için ne göremeyene, ne duyamayana söz etme. Yasamız; olana uymayı öğretir, kaderi bilmeyi öğretir. ‘Kader bilinir mi?’ derseniz, YAZAN BİLİR. O’na uydukta, ‘Ne YAZDI ise, EYVALLAH’ denilir. Demek kader, EYVALLAH’tır. Bunu deyince, kaderi bilmiş olmaz mıyız? 2 Çocuk yuvanın rengi, sesi neşesidir. Demek ki her yeni doğuş, rengi sesi değiştirir. Çamuru dahi, güneş geldikte kurutur. Gümüşü altın ile karıştır, değişen ne olur? Rengi. Mermeri kırarsan, taş ile kararsan, yumuşak olur. Yumuşaklık taştan mı, mermerden mi gelir? Güneşin renginde aradığını, yerde bulamazsın. Ne var ki güneş, bütün renklerini çiçeklere vermiştir. ‘Güneşi tutamam, ona erişemem’ dedikte; çiçekleri unutmuş olursun. Güneşe elbet ulaşılamaz, amma birleşilir. Çiçeği eline aldıkta, rengini gördün mü? Onu olduranı bildin mi? Yemin gününün seyrine dönüş yaptırmaz. Çehre ahlakın görüntüsü denirse de, güzel değil çehrede gizlenmiş güzellik ara. Onda ara ki, kendi güzelliğini bulasın. Güğüm elde boş gelse; gocunursun, danışmayı düşünürsün. ALLAH’ım her kulunun güğümünü, nasibi kadar doldursun. Simanın renkleri, uymuyor ise; güneşin vergisine uzak, yahut yakın dersiniz. Arapların renginde, güneşin yakanı görülür. YUNUS’um der ki: “Irkların ayrımında, dünyanın düğümü gizlidir. Ne var ki onu görecek, dünya gözü mevcut değildir. Allah’ım ilmin anahtarını dünyaya vermiş, gez-gör- çöz demiş. Balıklarda denizaltını, kuşlarda uçağı örnek vermiş. Her yarattığı, kulun ilmine anahtardır. Yok olanın varlığı, ispat edilemez. YUNUS’um, halimce derim, bir güğüm ayran sunarım. Miğferi başa alır, gezgine selamet dilerim. Miyarını YUNUS’a bağlayana. (b’ye) Açıkta kalan her öğüt, unutulur. Değirmene gitmeyen tahıl; yerini bulmaz, dönüşte de açıkta kalmaz. Çünkü açıkta kalırsa, sel götürür. Öğüdümüz şimdi açıkta kalsın, sonra yerine otursun. Ağacımız dikildikte, doğruyu bulsun diye köküne taş dayarsın. Sonra sopaya bağlarsın. Düzenini buldukta, meyvesini verdikte; ne taşa, ne sopaya gerek vardır. Gecemize gelenlere, sohbetimizden nasip diyenlere; ALLAH’ım RAZI olsun, günleriniz mutluluk dolsun.” dedi, YUNUS’um sözü verdi. 3 Ak elde, kara çamur kararsan; el bulaştı diye, dert mi edersin? Suyun aktığınca, ne çamuru elde görürsün, ne gönlünü yere verirsin. Misafiri sevmeyi bilenin, sevabında ölçü görülmez. Misafirden uzak duranın, yolunun taşı ayıklanmaz. Nardan, uzak yol; kardan yakın sel görülür. Nar, alevdir. Koruk yenmezse de, yiyeceğine namzettir. Naza katlanmayan, niyazın olduğu yerden uzak kalır. Naz kime yapılır? Elbet sevene. Seveni severim, sevildiğimi bilirim, onun için nazın da geçecek inanırım. Mor dağda yeşil asma, yavaş yürü çiçeklere basma. Kucaktan aldığın, asmadan topladığındır. Sorguyu soranın, ‘Yedekte’ diyenin; gönlünü duman sarmış. Keramet dileyen, mucize bekleyen; gönlünün kapısını açsın. Çünkü gelişin-dönüşün sana göstermiyor ise, kendinde bulmuyor, kainatta görmüyor isen; ‘ALLAH’ım’ de dile, AFFI’na sığın. Çünkü her olay, görene mucizedir. ALLAH’ımdan görebilmeyi dile, sözünü verme ele. Suyun gidişinde, dönüş görülür mü hiç? Güzellik özellikte değil, YARATAN’ın YÜCELİĞİ’ndendir. Gecelerin özelliği, olayların vergisindendir. Çevreye baktı isen, yürüyüp gitti isen; görüşün seni çevreden çıkarmaz. Ne var ki çevren de, senin ile beraber genişler. 4 Yolumuza selamet, kulumuza gayret. Kuvvet kolumuza. Kumun götürdüğü yerde, kulun beklediği görülür. ‘EYVALLAH’ diyelim, sözümüzü bağlayalım. Suyun uzununda gördüğünü; gönlün yakınına vardırsın, çimende yeşilden ötesini göstersin. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|