1 Mart 1974

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yüzden aldık, BİR’de bulduk, hal ile geldik. Yol yürüyenindir dedik. Yolu gösterenin, gösterdiği yerde kalırsan; hata sende mi, gösterende mi? Elbet sende.

2 Gayretin yeri nerededir? İmanını bağladığın yolda, gördüğün halde. Seyrine düştüğün, güzellik ile coştuğun her olay; sana kanat verir mi, yolunu aşırır mı? Güzeli görmek, aymaya başlamaktır. Güzeli bilmek, içinde olmaktır. Görmek basamak, bilmek aşamaktır. Sevmek, sevimli bulmak değildir. Sevmek; dolmak demektir, manaya doğmak demektir. Severim dediğinde, çeşit sayarsan; kendini aldatma derim. (Çeşit saymak nedir?) Kuldan-kulu ayırmak, dostum-düşmanım demek, fakir-zengin okumak, kumaşta atlas dokumak. Unutma! Atlas görümlük, patiska ölümlüktür. Onun için, ayırdığın olmasın, atlasın yanında patiskaya da yer verilsin. Zengine sevap kapısı fakirdir, bilinsin. Sevabına ortak olana, senin yolundan taşını alana, elini ver ki; selamına talib olanın, çok gelsin.

3 (Yazılmıyan var mı?) Yazılmıyan kulundan mıdır? Defterini alan gelir, düren döner. Kul dilediğince değil, görevince okur. Ne var ki, kimi gününde okur gününü dokur, kimi gelen günü okumaya çalışır. Açılmıyan yaprak okunur mu, kulun yolu gelmeden dokunur mu? Gayretin yerini bilmeli, gereğini okumalı. Çemberi döndürelim. Dönüşte göreceğimiz nedir? Her devirde, ölçüsü değerinde ilerlediğidir; dengesi bozuldukta olduğu yerde kaldığıdır. 

4 Dağdan yol alan, elbet düz yolun kolaylığını bulamaz. Ne var ki, düz yolda giden, dağda gidenin gördüğünü göremez. Güçlük, dağa çıkıştadır. Güzellik, çıkışta bakıştadır. Düz yol eğitir, yokuş öğütür. YARATAN, layık gördüğünce versin; dilerse eğitsin, dilerse öğütsün. CAN O’dur, CANAN O’ndandır. Naz sana, nazan senin, nazlanan cümlenin. Halka; iki ucu bir oldukta değerini bulur, adını alır. Çünkü yerini, ele gelen görür. Ele gelen nedir? Aynayı bilen kimdir? Güneşe tuttukta, yansıtan nedir? Ele gelen; sana aynayı bildirendir, yüzünü gösterendir. Yüzünü gör ki; YARATAN’ı bilesin, ele geleni bulasın. Ele gelen, seni-sana bildiren, seni-sende bulduran, kainata uyduran, birlikte aydıran; HAKK’ın ta kendisidir. Eline aldığın, imanın değil mi? Gönlünde bulduğun, AŞK’ın değil mi? Olmaz dediğini olduran, yazısını bildiren, kulluğun güzelliğine uyduran kimdir? HAKK’ın ta kendisi değil mi? ULULAR sadece ışık tutar, yol gösterir, HAKK’ın EMRİ’yle yolunu korur. VEREN de O, GÖREN de O, ele gelen de O. O’nun ile doluyuz. O’nun HAY VASFI ile halliyiz. Bunu böyle bilelim, kendimizden kendimizi soralım. ‘VARLIĞI ile yüklüyüz YM.’ diyelim, cümlede birlik bağını bağlıyalım. Sepette sedef, sedefte sebeb aramıyalım. ALLAH’ıma emanet olalım, cümlede kainatın varlığını bulalım.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH