15 Mart 1974

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yamaya gönül koymadan, dünya günü geçmez. Her kul geçmedikçe, yönünü seçmez. Geldik-dönüşe, dönmeden yanışa. ‘Yanmasam.’ diyene söz versek, saz diye alır. Dinleyiş ile olsa dahi, sonunda bulur. Cümlenize selam olsun.

2 Gelişi bildik, NUR ile geldik, dönüşe hazır olunsun dedik. ‘Günü gelende uyarız.’ denirse, gününü YAZAN bilir. Kul; dönüşe en yakın anda diye hazır olursa, durmaya değil varmaya niyetlenir. ALLAH’ım yazdığına niyet ettirsin. ‘Gayrısından sualimiz olmasın.’ diye niyaz edilir. Kuşağı dar dolama, yumağına zarar verir. Konuya duman verme, yoluna zarar verir. Yanılmayın, sözüm cümleyedir. ‘Derdim var!’ denirse, yanılma mıdır? Kulluğunun içinde isen, hata olsa da AFFI’na sığındıkta hata silinir. YAZAN’ın HAK olduğunu bildikte, ‘Yolundayım.’ dedikte, hala ‘Dert!’ dersen ALLAH’ım af etsin derim. Yol bilen; yolunda olan taştan şikayetçi olmaz, karanlıkta dahi geçse taşa vurmaz. Vurursa, hata taşta mıdır? Bilmeyen vurursa, taşı oraya koyandadır. Bilen vurursa, elbet vurandadır. Taş asla hatalı değildir. Ne gelendir, ne getiren, sadece getirilendir.

3 “Yol bizimle, söz sizinle, saz cümleye olsun. YAR ile sohbet. sonsuza varsın.” dedi, YUNUS’um söze girdi:

4 “Diz çöktüm yönüne, bağlandım gönlüne, nazına aldandım, nazlandım döndüm. Ne gidişte duydum, ne dönüşe uydum; darlığı kainata saydım. Meğer darlık bendenmiş. Açayım deyim, açılayım diye niyet kurdum. Kışta-kara, yazda-tere bulandım; su başında uyandım. Meğer gönülü açtıkça, açılasıya imiş; açıldıkça koşulasıya imiş. Durak yok gidene, kurak yok alana, almayı bilene, layık olana. Geldi isem benden değil, verdi isem senden değil. VEREN O, gönderen O, derleyen O. Ne var ki ‘DUR!’ diyecek te O’dur. ‘DUR!’ denildikte yazımız son bulur. Daha önce yazımızın ne vakit son bulacağını söylemiştik. (GARİB’in göçünde mi?) EYVALLAH. Yazımız bittikte, elbet yol son bulmaz. Her başlayanın bittiği bilinir. Bu, ilahi kaderdir.

5 ‘EMRİ’ne uyduk, kulluğu öğrenmeye çalıştık.’ demek için, elbet gayret gerekir. Yerini bilirsen, ‘Kulluğum nerdedir?’ diye sorarsan, yanılmış olursun elbet. ‘Olumum, O’dur!’ diyenin yanlışı var mıdır? Olmuşun tarifine hudut konulamaz. Her taş deryaya atılışta, aynı daireyi çizemez. Bazen taş büyük olur, atılış yavaş gelir. Onun için, kulun sözünde hata aramayın, çemberi dar demeyin. Sorunun cevabını verdim, MANSUR’un sözünü açtım. Sunulan her sözde, aranan nedir? MANSUR; bildiğini değil, uyduğunu dedi. Bildiğini demeye gücü yetmedi. NİYAZİ’nin sözünde aradığını, MANSUR’a veremezsin. Çünkü MANSUR kat’i, NİYAZİ sat’i söyledi. VAROLAN; varlığını kendi bildirir, dilediği ağızdan dileğince söyletir. Kimine deli, kimine veli dedirtir. Öyle ise deli de O’ndan veli de. Sen de O’ndan ben de. Demek ki MEVLÂNA, kulluğun ötesinde değil, kulluğun içindedir. Üstün görülüşü, AŞK’ındandır. Seçilen-seçilenden ‘YAR, elim SANA!..’ diyen, gönlünü O’na veren; niye MEVLÂNA olmasın.”

MEVLÂNA’yım!

6 CAN’da yumuşak olan nedir, yolda yumuşak olan nedir? Gönülden EYVALLAH dedik. CAN’da yumuşak olanın sorgusunu verelim.

7 VERDİN-bildim, kahrına bal diye tadına erdim. Yanılanı, gönülden AFFINI diledim. Öylece yumuşak CAN oldum. Yanılanı dedim, ben affetmeye kalkmadım. Hata onda ise, atâ YÜCE’de.

8 Yolun yumuşağı nedir? Kulunun geçişine uyan, taşını-toprağını eriten, basanın-geçenin şikayetinden uzak kalan, selde arınan, yelde elenen; yumuşak yoldur. ‘Yolun tarifi bu mudur?’ derseniz EYVALLAH. Yol hal yoludur, araba vapuru değil. Güzellik aranmaz dedik daha önce . Sözümüz, yolunda olan içindir. Dünya halinde, elbet güzel-çirkin denilir. Çünkü karşıtı olmayana ne isim verilir? Yeniyi alırsan, eskiyi atarsın. Demek ki, güzel ile çirkini öylece ayırırsın. Güzeli-çirkini kuluna tevcih etme, sözünü hatalı bulma. Geçeni-gelen ile kıyas etme. Geçen örtülür, gelen beklenir. Ancak an yaşanır. Sunduk güne kadar, sunacağız her yönde. Döneceğiz, döndükçe yönü sileceğiz; dönüş odur. Kul bir noktada kalırsa, alacağı mahduttur. Aynı noktada dönerse, sonsuz dönüş hızlandıkça cümle yönler tek olur. Renklerin silinip beyaz olduğu gibi. EYVALLAH. Ayağımız yerde, gönlümüz serde. Gönlümüz serde yanlış değil. Kulun gönlü serdedir. Yolunu buldukta, benliği sildikte; serden, O’na verilir, ‘Sende ALLAH’ım!’ denilir. Açılan her kapıdan, ayrı mana verilir. HAZRETİ EBUBEKİR der ki: “Kapıda köle olunmaz. Yapıda amele olalım, harcını katıksız bilelim. Aynayı tutan MEVLÂNA. Kainatı sevdiren, hep sevelim diyen MEVLÂNA. Dolaştı diyenle, halleşti dinleyenle. ‘Yerimiz belirdi, YUVA’mız kuruldu.’ dedikte, niyete verildi, temeli atıldı. Açılan ikinci kapıdan binanın harcı verilir, yapıya öyle girilir.” (Ne binası?) OSMAN der ki: “Her var olan, bir binadır; ayrı-ayrı, bin binadır. Bin, çokluk. “Bir olalım, binimiz bir bina kuralım” dedi, EBUBEKİR elini verdi. Sohbetiniz açık gelsin. Binler bir binaya uysun, MEVLÂNA sözü alsın.”

MEVLÂNA’yım!

9 Kaide asla bozulmaz, MEVLÂNA elden bırakmaz. Binamız kurulur, gönüller hep bir olur, cümleye AŞK’ı yöneltir.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH