29 Mart 1974

MEVLÂNA’yım ben!

1 “Yoldan aşan ile, koşan bir midir? Gönülden açan ile, açana uçan bir midir?” dedi, YUNUS’um söze girdi:

2 “BİRLİK’i ben dürmedim, gelen ile gideni ayırmadım, olmayana kaygu duymadım. Yolumu aldıkta, gönlümü uyana verdikte; oturdum, bir kucak düğümü çözdüm. Düğümün çok ise, çözecek yok ise; kulluğunu ara bul ki, düğümün artmasın, gönlünü karartmasın. Cenk; ne ile nerede, kiminledir? Elinde olan ile, noktayı bulanadır; buldukta, yönünü gösterenedir. Yanlış yok! ‘Yönünü gösteren ile cenk niye?’ dendi. Yönünü gösteren kim? Elbet aklın. Olmadan oldum diyen, ağacın köküne düşendir. Bulmadan buldum diyen, deryayı bardakta bilendir. Bulana bulmayanı sorsan; suyundun değil, hata kabındandır der.” OSMAN der ki: “Cenk için dengini bulmaya çalışma, çünkü cenk emirdendir. Dengini sen bilemezsin, bini ikiye bölemezsin. Ölsem dedikte, ölemezsin. EMRİ’ni HAK bil, HAKK’ı kendinde bul. Aymayı bilenden ol, kendinde bulduğunu her kulda gör. HAK; sende, bende. onda, cümlede. Günahın varlığı, kulun darlığıdır.”

MEVLÂNA’yım!

3 Cümlenize selam olsun, kainat sizde kalsın, kaldıkça darlığı silsin. ‘Gönülde yer var mı?’ denir. Var olmasa; kainatın oluşu, cümleyi  buluşu, nereden bilinir? Durmayı bilmeyen, yürüyüşe uyamaz. Suyun akışı görülmese, güzelliğe erilemez. Asmaya verdiğin suyu, verdiğin gibi almazsın. Neden? Çünkü sen, sadece suyunu verdin. Halbuki asma, özünü verir. Oyun nerde başlar, nerde biter? Doğuşta başlar, göçte biter. Yolcunun yoluna bakan, kendi ayağını sürter. Onun için her kul, kendi yolunu bilsin, bildiği kadarını versin. Alan, ‘ALLAH’ım RAZI olsun.’ desin. Verdik-kardık, günde sohbeti derdik. ALLAH’ım, sohbeti açandan-açtırandan RAZI olsun.

(Resim verildi: HAZRETİ YUSUF) 

4 Giden-gelse, gelen-gülse; elbet o’na uyardı, kuyuda kainatı duyardı. Resmini selam ile verdi, dileyende gördü. Dünyaya verdi, cümleye serdi.

5 ALLAH’ıma emanet olunuz, kaygudan kendinizi siliniz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH