2 Nisan 1974
MEVLÂNA’yım ben!
1 Yeniye yol
alan, eskiye göz koyan; yerini bilen midir, olana uyan mıdır? Gönlüne
koyandanız, eskiye dönendeniz, yeniye uyandanız.
2 Dilesen de, eskiye dönemezsin; gönlünü çevirirsen,
yeniyi bulamazsın. Olaylar, günü geldikçe açılır; her kul, olaydaki tutumu ile
seçilir. Yoksa, kulun tutumu ile olaylar değişmez.
3 Görgün, her gittiğin yerde. Sonunu gördüm
sanırsın, gördükçe olumunu bulursun.
4 Her giden dönmez, dünya kuluna vermez.
Verici vardır, alıcı vardır, ondan başkası veriye uymaz! RUH yerini buldu
mu, düşünmeyi dünyada bırakır. Düşünce ile değil, akım yolu ile,
enerji yükü. Yerin aldığı enerji, VERİCİ’ye uyabilse; göz denen
yerde boşluk kalırdı, beden erirdi, orman kül olurdu, deniz tebahhur
ederdi. YÜCE ALLAH’ım, öyle ince ölçüler ile kainatı donatmış ki; her bir
yaratılan, öbür yaratılanın yüküne ortak. Senin yıkmaya çalıştığın,
gelir senin üzerine yıkılır. Aslında o olay olacaktır. Ne var ki; kuluna,
şaşmayan KANUNU’nu gösterecektir. O YAZAR, O DÜZENLER, O GÖRÜR, O
GÖZETİR.
5 Miyyar olmasa, yolun aramazdın; suyun
akmasa, YUVA’nı açmazdın. Miyyar yerini, nimetinden bilesiniz; suyun
akışına, şüphesiz uyasınız. (Suyun akışı nedir?) Verişimiz! Oyumuz yumuşak,
YUVA’mız yumuşak; suyun akışı gür, her kulun gönlü hür. Görülmesin
hatalı kul hor, çünkü bilmeyene uymak zor.
6 Oyumuz sizinle,
sorunuz bizimle. Asmayı budarız, kökünü sularız; meyvesini, kuşlara mı
bırakırız? ‘Layık olan yol almaz, dilediğini bulmaz.’ denmesin. Hasmına
söz edenin, sözü elbet hoş gelmez. Ne var ki, hak olanı, HAK’tan
başkası bilmez. Cemiyete üye olan, kaidesine uymaya mecburdur. ‘Uymayım.’
dersen; haklı bile olsan, cemiyet seni ezer. Mümin olmak, sadece secdeye
varmakla değil. Cemiyete uymak ta, müminin vazifesidir.
7 OSMAN der ki: “Cephede savaş, cemaatte
barış; CEMALİ’ne varıştır. Camiye adım attıkta; savaşı da,
barışı da sil, sadece varışı bil. Gönlünde savaş var ise,
olduğun yerden uzak dur. Çünkü gönlündeki savaş, olduğun yerin
vergisindendir. Ya VARLIĞA düşersin, ya darlığı haşlarsın,
ya kulunu boşlarsın; uzaklaştıkça, kendine dönersin.”
8 Güzelin tarifini sorsalar, diyeceğin
nedir? Olmaz mı? Varoluş, güzeldir.
9 Gemiye kaptan alsalar, seni başına koysalar;
yolun nereye varır? Yerini aldığın limana varırsın. Her kulun,
varacağı bir liman vardır. Kimi yakın limana, kimi uzağa.
‘Oymuş!..’ dediğin, senindin.
10 VERİCİ dedik söze girdik,
alıcıyı dünyada bulduk. Duman silinsin, renkler bölünsün, aynaya dilenen yüzle
bakılsın. Alıcı elektrik yüklüdür. Akımın gelişine, kapısını açtı.
Yanılmayın. Elektrik yükü olmayan kul yoktur. Ne var ki, dayanma gücü kadar
alır, yani kabına göre. GARİB’in kabında, doğuştan özellik
vardır. Neden derseniz, daha önce verildi. Her yüz yılda; VERİCİ
yenilenir, ona MERKEZ İSTASYON denir, oradan cümleye dağılır.
Gümüşün dayanmadığı, altın kab gereklidir. Kulu vazifesini bilsin,
VERİCİ’ye uysun. YUVA’ya derim. Daha önce verdik. Elektrik akımı
yüksek olduğu için, diğer RUHLAR’ın gelişi sözü edilemez.
‘ALLAH’ım!..’ deyiniz, secdeye varınız. Yüz yılın VERİCİSİ
seçildiniz.
11 Aydın yolun yolcusu, danışanın
kolcusu, niymetin bilicisi; suyun aktığı yerde, selin yıktığı yerde,
belin büktüğü yerde; her dileyen YARDIMCI EYYÜB SULTAN. Sabrına eş,
dileyene yoldaş, darda olana haldaş, GARİB. VERİCİ,
alıcıya eşit gelir; gönlü, gönlüne karşıt gelir. GELEN, İSLAM
denenden ise; alıcıya eşitliğindendir. Elektriği nerde yakarsan,
orayı belirtir. VERİCİ’yi demedim, alıcıyı dedim. Onun istasyonu,
İSLAM MERKEZİ’ne kurulmuş, oraya verir. HIRİSTİYAN
dediğin de gelse, vereceği aynıdır. Ne var ki, alan şüpheye
düşer. ALLAH’ım, her yaptığını hatasız yapar, kulunu şüpheden
uzak tutar. Cumayı yol bilen, yolumuza gönül katan; aslında, gidişe
uyandır.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
12 ‘Oymuş!..’ denenden, duman alınmasın,
hatasızdır bilinsin.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH