|
10 Mayıs 1974 MEVLÂNA’yım ben! 1 Güzel denildi
ise, çirkin bilinmez. Kayıt, kul eli ile silinmez. Açılan yol kapanmaz.
Cümlenize selam olsun. Gelenin, bilenin, görenin yolu açılsın. Sesten ötesini
bilemezsin, kapalı kapının arkasını göremezsin. ‘Açan açtı.’ dersen, elini
tutandan bil. 2 Sergide malını satamayan, değerini
anlatamayandır. ‘Anlatmak, gücünde mi?’ derseniz; elden tutarsa, yardımını
katarsa; izin verildikte, önüne taş konamaz. ‘Vurmadığın ensede elin
izi kalır.’ deme. Yenmeyi değil, yürümeyi düşün. Yenmek mücadele,
yürümek, ilerlemektir. VEREN seçmezse, kul ne yapsın. Gayrette hata olmaz. Ne
var ki, gayretin verimi, VEREN’dendir, serenden değil. Her vergiye sahip
olan, karşısında alamayanı bulur. Vergiye layık oldu isen, liyakatini
göster. Kayguyu, şüpheyi sil. Sunulanın yerini, yolunu, vereni bilir
misin? Üç yaprağı, bir elde bulur musun? Düğün ordadır. Her olandan,
her dönenden sevincine-sevinç katılsın. Varlıkta, dirlik görülsün. Elinden
götürenin adı bilinsin. Dilinde, gönlünde, sahilinde daha desem, O’nu. MEVLÂNA’yım!
Suyumuz, yolumuz, dileyenin; elimiz, elini dileyene uzatanın. Vurmadığın
ensede, elin izi kalır mı dedim, kayguna nokta koydum. Sana ‘Ensemde iz
bıraktın.’ diyen olursa, ‘Elim sevapta.’ dersin. Kumda yürüdükçe, yolunun izi
örtülür. Durgun suda, böcek çok olur. Onun için seçtin akan suyunu, gördüm
bilenin huyunu. Yumuşak olmaktan, yerini bulmaktan kaygun olmasın. 3 “Sarmadığın yükte, aradığın nedir?” dedi
YUNUS’um sorguya düştü. Varanın sardığı, dengidir; soranın
düştüğü, cengidir. Açmazsan, göremezsin; yürümezsen, varamazsın.
Sorduğun gibi olur, gittiğin yerde alır. Aynada görülen, sadece
bakılandır. Olduğun gibi bak ki, olmayı göresin. Oynamadığın oyunun
kaybını, elbet düşünmezsin. ‘Ya oynarsam?’ deme. Oynamak,
olana-olacağa boyun kırmaktır. Oyun, senin vereceğin karardır.
Yanılmayın, verilen asla oyun değildir. Onun için, karar da senden çıkmaz.
Hiç kul, elindeki bir çuval şekeri denize döker mi? Güzelin olduğu
yerde, çirkin bilinmez dedim. Güzel odur ki; vergide kalsın, versin, hep versin.
HAKK’ın vergisi, kulun cümlesinedir, sahip çıkılamaz. ALLAH’ım, asla sahip
çıkacağa izin vermez, verdi ise şaşmaz. Elimiz elinde, yolumuz
yoluna, GARİB’in diline. Sözünde olsun, şüpheler silinsin. Yeniyi
değil, elde olanı bulsun. Üç yaprakta, üç olayı silsin. Dilediği an,
yardımına desin, çağırsın. Elimiz-dilimiz, yardımındayız. Soğuktan
uzak, sıcaktan ırak, suyunu güneşte bırak dedik. Dilendiği an,
GARİB’in dilinde. Vergimiz YÜCE’nin EMRİ’ndedir. O’ndan dedim.
Yerimizi bilenin, elimizi dileyenin; dönüşüne, gönülden katılırız.
Yolumuz-yolunda dedik, ölçüyü eline verdik. Alasıya verilsin. Daha önce verdik,
el-ele olacak dedik. Olmuyor denen; gün gelende oluşur, vergiye
karışır. Cümleye dönecek elbet. Sermekten maksat, elbet çürütmek
değil. Alana. Olanı içte, ak kalanı dışta denensin. Renginde arayın.
Suyunun. Gövdeyi denersen, kanda bulursun; suyunda ararsan, tende görürsün. Ayakta olanın,
yuvarlak kalanın yerini bulacaksın. Ne var ki, önce bedeni, sonra kemiği
bileceksin. Aynı çiçek. Ne var ki, az gün geçecek. ‘Koruyucu gerekli mi?’
dendi. KORUYAN’a havale edildikte, dumanlar silindi. Dilendiği an,
sözümüz-ÖZ’ümüz seninle, YÜCE ALLAH’ımın İZNİ ile. 4 Eğmeyi bilmeyen, sevmeye
çalışsın. Danışmaktan uzak kalan, kapısını örtsün. Danışmak,
yolu açmaktır. EYVALLAH diyelim, ‘Benden söz gerekir mi?’ diyene soralım. Selam
ile geldi, LOKMAN elini sundu. 5 “Aşınmadık kapının eşiğinde
sevap kıttır. Ayında sermekten, yıldızı saymaktan, vakit ölçülmez. Her gelenin
olmadığı denirse, ona de ki, ‘Gönlün açık gelesin. Çünkü VEREN’in YÜCE
olduğunu bilesin.’ Sormaktan uzak kalma. Emme değil nakil olsun,
kanda bulsun. Durmadan değil. Sondayı kurdukta, yumuşak hal gelir;
kanda buldukta, sertliğe yürür. Görmekten değil, yenmekten.
Eğitenin, öğüttüğü görülmüş mü? Eceli gelenin,
kalmadığı gibi. Niyazımız sizlerle, elini esirgemeyenlerle.” dedi LOKMAN
yürüdü. 6 Korumaya
değil, yürümeye-yürütmeye bakılır. Koruyucu sadece ALLAH’ımdır. ALLAH’ıma emanet
olunuz. ALLAH’a
ısmarladık.
|