|
17 Mayıs 1974 MEVLÂNA’yım ben! 1
KUDRETİ’nden yol verir. Yolunda görene, ‘Göreyim!’ diye gönlünü
bağlayana, gösterir. Selam ile gelenlerden, selamınıza katılanlardan,
ALLAH’ım RAZI olsun. Seven bulsun, açılan kapımız olsun. Yumuşak yol
dedik, her yönde verileceğini söyledik. VEREN’in vergisine vazifeli
kılındık, onbir ile bölündük. Eğitime, yönetime, sıhhatine; onbir yönde
vazife böldük. ALLAH’ım, cümleden RAZI olsun. Vazife, elbet onbir’de kalmaz.
Vazifesi olmayan, düğüne katılmaz. Ne var ki, her düğünün yönetmeni
olur. Verginin küçüğü olmaz. Vazifeli kılınan, elbet yalnız kalmaz.
Elimiz- elinde dedikte, cümleye niyazına cevap verdik. Dünya günümüzde de,
varışta da; aynı vazife ile yükümlüyüz. 2 Kanser denildi, şifası müjdelendi. Ne var ki,
‘Ölüm son buldu.’ denilmedi. Verilen, huzurdur. Yoksa her kulu, ölüme hazırdır.
Denildiği gibi. Verildiği yerden genişleyecek. Yerini bilenler,
yolunu soranlar çoğalacak. Günün geleninde, vurulan her tokat geriye
dönecek. ‘Şifa almaya geldik.’ Denilip, kapınız çalınacak. ‘Nasıl?..’
denildi. Vatanım denen yerde, yatanın çokluğu kapıları açar. Açılan
kapılar, dost olan her kulu yoluna çeker. Dost dedik açalım, cümlede
şüpheyi silelim. Bende-bana diyen kulun, kapısı açılmaz. SEN’den- cümleye
dedik te, düşman asla olamaz. Kapılar açılacak derken, vatan kapısı dedik.
Çoklukta tekliği, vatanda bulduk. Cümlesi gelsin diye çağırdık. Olay,
dileklerinize verilendir. Varlığın dönüşümü, nasıl dünyanın
karışımı oldu ise; onda da öyle geldi. Oymayı kemiren kurt misali, deldi.
Kumrunun yediği, midesincedir. ‘Midesi var mı?’ demeyin, öğütkeni yok
mu? 3 Gününün dolusunca, kulunun hizmetinde; yolunun
gidişini bilmez, ‘Nerdeyim?’ demez. Doktoru dedim, onbir’in üçü. Gününün
suyunda, zakkumun özü vardır. Zakkumun özünde, YÜCE’nin SÖZÜ vardır. Meyvesini
alırsa, dövmesini bilirse; sorgusunun cevabını bulur. ‘Verilen, niye onda?’
denilir. Varlığında; durgun suyu bilmedi, fırtınaya gülmedi, sunulana yüz
çevirmedi, denileni aşmadı, verilene şaşmadı. ‘Madde,
verildiği gibi.’ dedi, ötesine koşmadı. Bilenin yaptığı, elbet
uygundur. Bilmeyenin yaptığı, gönlüne kapıyı örtmeden açtığıdır.
KUR’AN’ı bilen yanlış okursa, hatasına sayılır; bilmeyen yanlış
okursa, cahilliğine verilir. Yargıya değil, adınıza sevgiye
düşünüz. Sohbetimiz cümleyedir, CAN’ımız CANAN’a. Verilenin sözünde,
cümlenin ÖZ’ü görülür. Varlığı cümlenizi sardı. 4 Enerji denildi, madde ile
hapsedildiği söylendi. Elbet her RUH, enerjinin ta kendisidir. ‘Nasıl?’
denilir. Niyazın seni nereye götürür, neden RUHLAR beden ile örtülür?
EMREDEN’in; yenmesini dilediği, güzelliğini bildiği, yerini
yerliye verdiği, ‘OL!’ denenin olduğu gibi. ‘Açık değil.’
denilir. Anılmadık sohbetin, bilinmedik sözünü verdik. Bedenini neden
sakınırsın? Gelecekten elbet, gidecekten değil elbet. Halbuki, bedeninde
kaynayıp duran enerji yüküne inanabilsen, gelecek seni asla korkutmaz. Çünkü o
her şeyi yenmeye muktedirdir. Sen onu uyutursun, bedenine güç verirsin.
‘Bedeni sil.’ denen odur. ‘Ölmeden öl.’ denen odur. O nedir. Sana,
KENDİNDEN üfleyen, bedenine NURU’nu katan. Aynayı çevirdik, sizlere parlak
yüzünü gösterdik. Bak, her dileyeni çek. Nimetine nail olabilsinler, ümmetine
katılabilsinler. 5 Cemaatin çokluğu, korku vermesin.
Dileyen gelsin, YUVA’mız her dileyene açılsın. Günün yorumuna geçilsin, yerimiz
bilinsin, postumuz serilsin. Topluluk, YUVAMIZ’a-yolumuza gelsin. Sözümüz açık.
Aynı yerde, YUVAMIZ’da toplanılsın. YUVA’mız açık. Postumuz elbet gönüllerde.
Ne var ki, tek yer bilinsin, sohbet bu binada yapılsın. ‘Neden?’ denilmesin.
Güzelin sözü, çirkinde ÖZ’dür. Gönderen yerini öyle verdi. Sohbetin yeri, birde
kalsın denildi. ALLAH’ıma emanet olunuz, cümle ile bulunuz. ALLAH’a
ısmarladık.
|