7 Haziran 1974
MEVLÂNA’yım ben!
1 Duyan oldum
geldim, her dileyeni buldum. Sahiline kum oldum. Cümlenizi selamladım, selamlar
ile geldim. Alana-bilene, sohbete soru katana, ALLAH’ım RAZI olsun dedim.
2 Gelenin sözünde, YUNUS’umun ÖZ’ünde dileyiş
boldur. Der ki, “Oldur ALLAH’ım oldur, vereceğini buldur, kendini
bildir.” Gelişte-biliş, bilişte-oluş vardır. Durgunluk,
varışta asla yoktur. Vermeyi diler, ne var ki verilecek izni bekler.
3 Dünyada tekamül, üç yöndedir. Kanda, CAN’da, tende.
RUH’un tekamülü geliştedir, HAKK’ın ‘OL!’ dediği anda oluştadır.
Ten silinir, kan bölünür, CAN bilinirse; tekamüle vardığı görülür.
Dünyanın oluşunda, her var olan; adı ile bilinir. Savaşın
olmadığı yerde, sulhu görebilir misin? Bedendeki ateşi,
savaşmadan yenebilir misin? Nefsine hangi silahı kullanırsın? Savaştan beklemeyen, sulha yaprak
eklemeyendir. Ne var ki savaş, isyan edene olsun, isyanı durdurulsun.
Elbet durduracak ALLAH’ımdır. Sadece niyetin sulha yapraktır. Geçtik-göçtük,
vardıkta bildik. ‘Bildiğimiz noktada kaldık.’ dedik. Dileyene dedik,
HAK’tan İZİN diledik. Elde deste ile bulduk. Desteyi tek-tek böldük.
Üçün birine, meyinden sunduk. (t’ye)
İkisi dedik, halini gördük, ‘Hal ile ol!’ dedik. (f’ye) Üçünü derledik, veresiye terledik. Ne var
ki; olaya diyenden-demeyenden, uyandan- uymayandan, SAHİBİ’ni
bilmeyenden; asla yüz çevirmedik. Bildik- bulduk, cümlenin önüne serdik.
4 “ ‘Ay!’ diyen yanılır, ‘HAY!’ diyen alınır,
‘HAK!’ diyen uyanır. Uyansa-uyanmasa, HAKK’ın dediği olur.” dedi, YUNUS’um
geldi:
5 “YUNUS’um! YUNUS’un dili ile, ADEM’in dölü
ile. HAZRETİ MUHAMMED’in Şefaati, cümlenizden dilenir. Her adımda, gönüllerin
nefesi bölünür. Emek; ne sende biter, ne gelende. Vergiyi, VEREN bilir,
verdiğini şüphesiz tanır, sanılmasın yanılır. MEVLÂNA’ya ÖZ’ün-sözü
verilir. ‘Olmaz!’ diyene de ki; ‘Olanın dilinden alsana, gönlünü HAK ile
BİR etsene, sağ ile solu birbirine bağlasana, yarayı verilen
ilaç ile dağlasana.’ Gaflet; dumandan gömlektir, nefesini dahi bunaltır.
Sorguya yer veren, cümleyi ayıltır. YUNUS’u bilen-bilir. Bilmeyen dile gelir,
su diye göle gelir. Göl sende, sel bende. ‘Bırak akıp gireyim, YAR ile sohbette
iki kalem çalayım.’ dedim. Selam olsun sizlere, niyaz alan bizlere, NUR ile
bakan gözlere. Serde niyet var, sözde haslet. Varlık bizde, perde bedende.
Bedeni kahreden, gönlü bulandıran, ‘Hastayım.’ dedikte, dünyadan umut silene
sözüm. Dünyada, umudu ile kalan var mı? Bildiği günü gören var mı? Ömrünü,
korku ile bölme. ‘Meyveyi yemedim, çekirdeği dikmedim.’ diye kayguya
düşme. Söz, vurguna gelmez. ‘HAK ADI’na.’ diyen, kalmaz. Bayrağı
açtık, AŞK ile sefere çıktık. Ayağımız durmaz, hizmetimiz kalmaz.”
6
Doğuştan aldı, MEVLÂNA sözü gönlüne verdi. Vazifen mutlu olsun.
Dileğin kutlu gelsin. YARDIMCI’n bol olsun. Şifa dileyen her kul
alsın.
7 Adımız; bilindiği gibi, dünyaya olduğu
yerden, yayıldığı gibi yayılacak. Taş koyan, ayağında bulacak.
Sözüm benden değil, HAK’tandır. Onun için, dileyen asla bunalmaz.
Yaprağını bilen, çiçeğini atmaz. Bilen-bilse, asla taş atmaz,
atana müsaade etmez. ‘Verilene inansam.’ denirse, inandırmak HAKK’a güç gelmez.
Soğuktan açılmaz, sıcaktan katılmaz. Derinde yol alırsa, devrinden kalmaz.
‘Devri nedir?’ dendi. Kanda dönüşü, doluya varışı, yaraya
inişidir. Sahası geniş ise, uzun zaman devamlı ilaç. Serum,
kuşak olsun, beden ilaca doysun. ‘Serpme olur mu?’ dersen; sırtta kalana,
duyuş yerini bulur. SAHİBİ kulunu korur. Cümle gönül BİR
olur. Dokuma yerini, seyirsiz alır. Yumuşak tende oyun olmaz, seyrine kalmaz.
Vermeyi bilen alır, yumuşak tene şifa verir.
ALLAH’ıma emanet
olunuz.
8 Savaşın bittiği yerde, el-ele
veriniz. Çünkü savaş düşünen; yerini değil yöresini arar,
töresini sorar. ‘Var!’ denen yerde, mantığına uyar. Elbet her kulun
mantığı, aynı yönde değildir. Ters gelende, savaş başlar.
Unutulmasın, her savaş mantık savaşıdır. Toprak bölünmesi dense bile,
öyle oldukta savaşın suçlusu kim? Kaybeden mi? ALLAH’ıma emanet olunuz.
Vergiye uyunuz.
ALLAH’a
ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH