12 Temmuz 1974
(f’nin soru
özeti: İçinde bulunduğumuz insanlık döneminde, maddi bilgilerin
ulaştığı gelişmeye mukabil, manevi değerlerin itibardan
yoksun kalması muvacehesinde, tutumumuzun ve amelimizin nasıl olması hususunda
açıklama ve uyarılarınızı saygı ile diliyoruz.)
MEVLÂNA’yım ben!
1 Yuvamız
gönüllere açık kapanmaz. ‘Yolumuz her dileyenle.’ dedik, cümlenizi selamladık.
2 Gemiyi alan
bilir, kaptan yolunu verir. ‘Gemiyi alan kim?’ dendi. Gemiyi alan, yürümeyi dileyenleri görendir. Kaptan, yolunu verendir.
Geminin yoluna, girdik cümlenin koluna. Olanı- olmayandan ayırın. ‘Olmayan,
neden?’ demeyin. Olmayan, yazılmayandır. YUNUS’um der ki: “Olanı sildim,
olmayanı ateşe koydum pişirdim. Duman oldu yürüdü, yanan elde acısı
kaldı. Olanı aldım pişirdim, aş oldu kotardım. En güzelini, olana
uymakta buldum. Yeniyi alırsın, eskiyi atamaz mısın? Umulanı bulursan, yenisini
aramaz mısın? Şeker ile suyu kattım, suda şekeri erittim, ateşe
koydum kaynattım. Bal oldu ele geldi, yenildi dile geldi, tatlı yendi tatlı
dendi, güzeli öyle bulundu.” Kuyuda olana tadını katsan, elindeki kadar alır.
Kuyuda gene, kendi suyunun tadı kalır. (Kuyudan kasıt nedir?) Günün olayını dedim. Niyetin kabıdır.
Her yaratılanın, kendi ölçüsü kadardır kabı. Kiminin desti kadar, kiminin kuyu
kadar, kiminin derya kadar. Niyet, kulun yapısındadır. Ameli, gönül
kapısındadır. ‘Niyazı niyetine uygun mudur?’ dersen, niyaz HAK için oldukta, yumuşak
yol bulunur. ‘HAK için olmayan niyaz var mıdır?’ dersen; HAK’tan istenen, niyaz
değildir, niyettir. Niyaz, ‘Kendimi bileyim, kendimde SENİ bulayım.’
denilendedir. Uzayan ömür
dildedir, çünkü ömür yazıldığı kadardır. Ne erken gelir, ne geç kalır. Her
gelen bilir, çağırıldığı an yürür. Dünya her geleni barındırır.
Açlık denirse, maddeciliği siler. Hürriyet nedir? Meyhaneyi bildi mi,
bildiği yere geldi mi, geldiğinde buldu mu, bulduğuna uydu mu; o
kul hürdür. Meyhaneyi bulamazsa, kapısından giremezse, sarhoş olup
dönemezse; ‘Hür.’ denir mi? Öyle dünya, kulunu barındırır mı? Aymayı bilenin
yapacağı, bilmeyenin elinden tutacağıdır. ‘Çokluk.’ dendi. Denenden
maksat, dünyaya sığmadığı mıdır? Ölümün azaldığı, doğumun
çoğaldığı yeni midir? Ölümün ömrü andadır, doğum dokuzuncu
aydadır. Yanılmayın! Sorguda hata yok. Yarının yargısı, bugünün kaygısı olur. Ne var ki
ALLAH’ım, azı da çoğu da görür. ‘Ölçüye alınsa, hatalı mıdır?’ dendi.
Ölçüye aldıranı bilirsen, elbet değil dersin. ‘Bakamayacağın
beşten, bakacağım iki hayırdır.’ dersen; O’ndan aldığındandır.
Yoksa beş olsa da bakarsın. Baktırana uyarsın. Niyet, O’na uymaktır.
Olanı-olmayanı, kendinden bilmek değil. Diledim ikide kaldım dersen,
kendinden vermiş olursun. Halbuki VEREN asla sen olamazsın. Adanın
alacağı ölçü, elbet büyüklüğü kadardır. Çok gelen dağılır, ‘Vay
halime.’ diyen yanılır. Dünyaya çok gelenin yanılacağı gibi. ‘Nasıl?..’
denirse, yerini almadan yürümez. Kayguya düşmeyin. Yazılana uyacak,
geldiğini bilecek, kendini bulacak, öyle dönecek. (Kimin için?) Her gelen için. Derde-deva nedir? Huzur. Huzur nerde derseniz, VEREN’i bilende.
‘Yerim dar.’ diyene de ki; gönlünü aç, toprağın
darını geç. Dünya
bedenlere yetmese bile, gönüllere
kainat çok geniştir. Gittiğince
gider, her gideni
sarar, sevgin dünyayı
düzene koyar. Ne var ki
dünya, gene aynı
dünyadır. Güzellik odur
ki; kendi gönül
yapında, dünyanın her
kulunu görmek istersin. El-ele
verelim der, beraber ermek istersin. Niyaz odur ki; kendini siler, cümle için
el açarsın. Niyazın bol olsun. (f’ye)
Daha önce de dedim. Niye el-ele verdik? Niye YUVA’ya geldik? Niye sohbeti
kurduk?
3 YUNUS oldum, söz aldım:
“Dal yaprak verdikte, her kul onu gördükte; sayısını bilir mi, yaprak oldukta
dalı görür mü? Yaprağın aldığı, daldan değil mi? Dalın
aldığı, kökten değil mi? Ağacın yaprağı olmak, gölgesine
her geleni barındırmaktır. Ağacın dalı oldukta, her yaprağa verdikte;
yol münasip olmaz mı? Onbir dalı var ise; o ağaç yüklüdür, onda nice mana
saklıdır. Dileyen gölgesine gelir. Ne var ki yaprağı, el-ele veren olur.
Yetişen meyveler, elbet dağılır. Gün gelir bir ağaç, bin ağaç
olur. Yaprak oldunuz, aslını bildiniz, yerde eğildiniz, selde sarıldınız.
Ne var ki, dökülmediniz. Yazımızda demiştik; yaprak olalım dökülmeyelim,
dalımız olanda bükülmeyelim, gölgemizi sakınmayalım, yemişin
atılışına üzülmeyelim. Zahiri yenmese de özü kalır, toprak ona yeniden can
verir. Gelişimiz odur; gönüllerde yeniden doğuş. ( Toprak, gönül mü?) Toprak gönül değil, gönüllere verendir, bakanı besleyendir. Almayı dilediğini verdim. Yaprak çoğalanda.
YUNUS’um yoldan geldim, söz
aldım yerimi bildim. Gönüllere
uydum, cümlenin dumanını
sildim. Ne
gelişimde, ne dönüşümde; değişmeyene uydum. Ocak yandı köz
oldu, kulu oldu koz bildi. Nerde-neyi buldu? ‘Kainat.’ dedi yandı. Yandı bitti
kül oldu, kendine döndü. Yeni mi döndü? Döndüğünü yeni bildi. Aramasa
dönmez miydi, kendisini bulmaz mıydı? Kendimizi bilelim, yaprak olduğumuza
şükredelim. ‘Niye ağaç
olmadık?’ dersek, O’na sorgu yöneltmiş oluruz. Halbuki sorgu, sadece
O’ndandır. Soracağı, senin sorgularındandır. Oyumuz, gölgemizin geniş
olmasınadır, gönlümüzün-kainatın dolmasınadır. ‘Yerimiz neresidir?’ derseniz,
elbet O’nadır. O’nsuz olan var mıdır? O’nsuz kalan var mıdır? Öyle ise,
dönüş yine O’nadır. Çünkü söz O’ndandır. O, O’nun olana yolunu açar.”
MEVLÂNA’yım!
4 (Siz de O’nda
mısınız?) Ben O’ndan mıyım, yoksa O’nda mıyım? O’ndan idim, O’na geldim. Sen de
O’ndansın, O’na geleceksin. Yerde miyim, sende miyim? Yerde değilim, sende
de değilim. Öyle ise O’ndayım. ‘Ya adın?..’ dendi. İşte, yerde
ve sende olan adımdır. Gönlünde açan, AŞKIM’dır. Ne var ki, günümde atılan
çekirdekler, bir iken bin oldu, kainat adımı bildi. Şimdi, gölgesine
oturuldu. Size verilen, RAHMETİ’ndendir. O’nun rahmeti olmasa; ağaç
ne ile beslenir, meyvesi nasıl erer, kul onu nasıl dürer? Verişimiz, O’ndandır.
Ne var ki, sığındığınız ağaçtan alırsınız, öyle bilirsiniz.
Allah’ıma emanet olunuz. (a
ne zaman iyileşecek?) Verdim. Yaprağın çoğaldığı
gün.
ALLAH’a
ısmarladık.
LÂİLÂHE
İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH