2 Eylül 1974-Berat Kandili

MEVLÂNA’yım ben!

1 YUNUS’um mesafe bilmez, kul ile kulu bölmez, dileyenden kalmaz, taşlı yola dalmaz, aldığı GÜL solmaz, dediğini HAK silmez.

2 Gelenden bilenden, eli-ele alandan, ALLAH’ım RAZI olsun. Deyişle bilsin, görüşle olsun, cümle ile gülsün, yemini gelende desin.

3 SAHİP OLAN bilmez mi, kader diyen görmez mi, dileyip geleni sormaz mı? ALLAH’ım RAZI olsun, cümlenin gecesi gönüllerde kor olsun.

4 Aldık gelenden, sorduk bilenden. ‘Yerini alır, cerrahtan bilir.’ dendi. ‘Nasıl denilir, kimden sorulur?’ Mihnet, duyanadır; cennet, bulana. Yerini sorarsan; adım-adım gidenin, HAK gönülde bilenin; yerini sorar mısın, mihnetine yorar mısın? Dikenin güzelliği söylenmez. Ne var ki, gül hoyratça yolunmaz. Neden? Dikeninden. Öyle ise, dikeni çirkin midir? Kundak belenir, kulun gönlü elenir. Kimi eğlenir, kimi öğrenir. Kulun kul olduğu, yerini aldığı; öylece görülür. Kulluk; ne eğitimde, ne denetimdedir. Gönlünün aldığında, VEREN’i bildiğinde, bildiğini verdiğindedir.

5 Doğuşu, güne bakar söylersiniz. Halbuki gecede dahi, ne doğuşlar vardır. Eşyanın dili kula zordur. Danışılan, dönüşten öteyedir. Geliştiren, buluşturan, HİKMETİ’nden. ‘Yeni mi?’ denmesin. Doğuştan yenilik, veriştendir. 

6 Sohbetin tadına, DOST’un ADI’na, postun yadına, ‘HU!’ dedik, diyenden olduk. Serinde olanın, doğuştan alanın;  elini aldık, ‘Dost eli.’ dedik. YUVAMIZ’a gelenin, ‘Sohbet HAK’tır.’ diyenin; dostunu arttırdık. Arttıran, elbet HAK’tır; ‘Dost eli.’ diyenin, gönlü paktır. El-ele verelim, hep bir olalım, BİRLİK’i cümle ile kuralım. ‘Sabahı bulduk, gece olmaz.’ demeyelim. Gecenin verdiğini, gönlümüzden silmeyelim. YARATAN, gecenin yaratıcısı değil mi? Zengini yaratan, fakirin gözeticisi değil mi? Sabrını denerse; sevilenden ol, SIFATI’nı üzerinde bil.

7 Gayretin ötesi, hayretidir; doğuşun ötesi, selametidir. ‘Dönüşün ötesinde yer var mı?’ derseniz, ‘Ser var.’ derim. Senden öte sırdır, sırdan öte YAR’dır, kula dönüş kârdır.

8Alamam.’ deme, ‘Silemem.’ deme. Olaydan kendini, kolay sıyırma. Orada aramazsan, burada sormazsan, dene! Oluşun vereceği, elbet bölüş değildir; kulun geleceği, elbet kalış değildir. YAZAN takdiri koymuş, kul HAK ile yoğrulmuş, hamurunu dost eli bulmuş. Gel sen de katıl, gönül deryasına öylece atıl. Olana EYVALLAH, olmayana denmesin batıl. Olmayan, olanın özengisidir. Özengi, kulun dengesidir. Kasırga yakar-yıkar, ne var ki olan ile olmayanı paklar.

9 Secde kulun ahıdır, rüku vahıdır. Dönüşü, secde-rükudan gelişidir. ‘Nasıl?’ denilir. Secde-rüku, O’nadır; dönüş, O’nun ile oluştur. Semadan maksat, alış-verişi gönüle katıştır. Aldığını gönüle aktar. Gönülde durmasın. Bir elden gelsin, gönüle girsin, öbür elden versin. Çağıranı değil, cümleyi görsün.

10 Tez olan alınır, toz olan silinir, dost gelen sevilir, dost bilen görülür. O’na nice verilir? Dosta dostça sarılır, posta İZİN ile varılır. Gelenin yerine, YAZAN’a serilir. YUNUS’um der ki: “Geçtim-gördüm, her dalda yaprak saydım, ‘Dost eli.’ dedim, dost ile doydum, YAR’dan gayrı ne gördüm? Yürekte yangın olsa, güneşte ölgün kalsa, söndürecek su vardır. Kalanın dilindeyim, bilenin yolundayım, sağında-solundayım, sevenin gönlündeyim. Güneşe ‘Yanma!’ dersen, sönerim; kainata ‘Dur!’ dersen, yazana karşı çıkarım. Yağacak rahmet, kulunu bekler. Erecek bağda, arılar bekler. Her kulun sözünde, HAKK’ın ADI var. Andık O’nun ADI’nı, Yerimizi bilelim, sözümüzü MEVLÂNA’dan alalım. Cumanın sohbetinde, niyazı alalım. Günümüzün sonunu, yeni güne bağlayalım. Cümlenize EYVALLAH diyelim. Allah’ıma emanet olunuz.”

11 Kapı açtık giresiye, postu verdik veresiye. Kapı açılışta, ölçü kalmaz. Veresiye, gelene devredesiyedir. ‘Ver.’ diyene değil, ‘Kor.’ diyene verilir. Eli yakana değil, gönlü yanana verilir. ‘Nasıl bilelim?’ denmez. Almaz, elinde bulur; gelmez, çağırılır. ‘Olmuş.’ diyenin yeri, düşüşündedir. Post ağacın altındadır. Posta düşen nasibindendir.

12 Etini yemezsen, özünü al. Evet, taze suyunu. Ayvanın verdiği, yedi derde devadır. Mideden-bağırsağa, geçen her derde.

ALLAH’a ısmarladık

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH