6 Eylül 1974

(Sohbetin konuğu: Mevlevi postnişin S dede)

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kuşakta dar olan yok. Güzelden geçenin, olduğu görülür mü? Yer mi güzel, ser mi? Dendi ki; ‘YAR güzel. Güzelden güzel, güzelden gazel.’ Görgüyü açalım. ‘Nasıl?’ denir. VEREN’i bilen görür. Sahte denen her olayın ardında, hakikat aranır. Ne var ki, sahtenin ardında olan suçlanır. Açılmadık kitap, bilinir mi? Yazılmadık yazı, görülür mü? Üzüm ermediyse, sergiye konur mu? Konuk olup gelenlere, ‘Sohbet etsek.’ diyenlere; EYVALLAH dedik, cümlenizi selamladık.

2 YUNUS’um der ki: “Sepet elde olsun. Ne var ki, üstü örtülsün. İçinde olan, sahibince bilinsin. Dağılacak olan, açılsın.” 

3 Dost bilenin, dostu elbet bol olur. Testiyi ele alanın, yolu bilip suya varanın; getireceği bilinir, bilinen beklenir. Seyyah olup gidenin yolu, yaya olanın getireceği; sadece nasibidir. Yanılma elbet yok. Olumuna değil, varlığına uyalım. Olumu, vergisidir; varlığı, sergisidir. Vergi alınır, sergi görülür, görülene uyulur. Sorguda; hata değil, şüphe kalmasın. Verilenin, yazılan olduğu bilinsin. Kadere uyulsun. Çizgiden öteye gidilmez, yazılan bozulmaz. Neden? YAZAN’ın hataya düşmediğinden. HAKK’ın hataya düştüğü görülmüş mü? Oluştan değil, buluştan. Cenk; niyaz ile gerçeği gösterir, çizgiyi değiştirmez. Asmayı bekle, üzümü öyle ye. Düşünen -kundakta olanı-, kul değildir. YARATAN görür, her olay düzenini bulur. Yorulmadık elbet. Güç; gelendedir, dağılmadık seçilendedir. Sohbeti alalım, sorgusuz kalalım.

4 Gönülden-gönüle aktarılan, dost sevgisidir. Kuldan-kula aktarılan HAKK’ın yargısıdır. Diz koyduk yoluna, göz koyduk bağına, gönül koyduk dağına. El-ele verdik, dağda-bağda bir olduk, cümle ile gönül bağı kurduk. Dolandık alsa diye, elden-ele verse diye, cümle birbirini sevse diye. Sevgi ile bağlanacak, dostluk öyle kutlanacak. Konuk konuktan beklemez, bilmeyen bilmeyene eklemez. Bilen versin, bilmeyen uysun.

5 Durağımız elbet yok. Çünkü durmak, bitişe nokta koymaktır. Bitiş asla yoktur. Geçiş vardır. Geçmekten maksat, elbet göçtür. Ne var ki, göçte boşluk olmaz. Dünyada aldığını, dünya asla vermez. Dünya senin değil; ‘Oradayım.’ desen bile, olmayanı alsan bile. ‘Olmayan nedir?’ denir. Senin olmayan var mıdır? Senin olmayan, dünyaya kâr mıdır? Aslında var olan, aslının gölgesidir. Gölgede bulalım ki, aslına varalım. Aslına varmadan, gölgeyi silme. Ne var ki, ‘Gölge benimdir.’ deme. Mesafe, düşünülen kadar değildir. ‘Doğuş anında.’ dense bile, aşılan merhale, doğuştan geçişedir. ‘Nerde başlar, nerde biter?’ dendi. Nokta, başlangıca aynen geçişedir. Noktada mesafe görülür mü? Noktayı koyan HAK’tır, gören kul. Daha önce kulluğu verdim. ‘Her doğan görür.’ demedim. ‘Ne aldın, ne gördün, ne verdin?’ dendikte; kul vereceği cevabı, önce nefsinde versin. ‘Veremem.’ demesin. Eğitim odur ki, kendini kulluğa hazırlasın.

6 Yoz değiliz EYVALLAH. Kumunu gördük, kumunda zerre olduk, HAK YOLU’na ekledik, kulu bilsin diye bekledik. Kuyuyu gördük yürüdük, güneşte kilimi gölgeye serdik. Yanan gelsin otursun, aldığını götürsün. EYVALLAH. ‘Aldığım nedir?’ dersen, sevdiğindir. Sevdiğin kadar alırsın. Giderken götürürsün. Şah’ın aldığı nedir? Verdiği. ALLAH’ıma emanet olunuz, cümle ile bulunuz.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH