15 Eylül 1974-Konya

(S dede’nin evinde)

MEVLÂNA’yım ben!

1 DOST yolu dedik, yola gönül ile vardık, sohbet helvasını kardık, dileyene sunduk. Dilemeyen elbet olmaz, kardığımız helva asla bitmez, yenmeyen olmaz, tanesi sayılmaz, olmadan gelmez, bulmadan dilemez. Salihinden sayılır, günden güne ayılır, sorgusuz verilenden, gelen kimdir bilinir.

2 Güzel gördük, geçen günde andık, olana uyduk, ‘Gelen O’ndan.’ dedik. Hayır yazar; yoğrulan hamuruna, pişen fırına. Alacaktan darlık gelmez, deryaya varan su dönmez. AŞKI’na düştük, AŞK ile piştik, aşına katılana, kase ile sunduk.

3 Gelenin gönlünde, binanın himmeti vardır. ‘Binanın himmeti olur mu?’ dersen, RUH’un varanda, beden bina olmaz mı? Bina dünyada kalmaz mı?

4 Sunduğumuz suyun akışıdır, akan suyun deryaya bakışıdır. Er geç deryaya varır. ‘Günümün yettiği...’ deme, gelen güne açılır; yanmayan ocaktan, ateş nasıl seçilir? Dönük yoldan geleni göremezsin, gidişe kapılırsın; düz yolda, ‘Yolumun açtığına uydum’ dersin. CAN-CANAN’la BİR olur, dünya teni kaybolur. Andığından geçme, verdiğinden şaşma. Dayandığın kapı, HAK KAPISI’dır. ‘Hu.’ dedikte aldığın, cümleye verdiğindir; cümleye verdiğin, gönlüne serdiğindir. ‘Dost olmaz.’ deme. DOST’u sorandan, almayı dileyenden; gönlünü çekme. Yersiz desin, sözünü kınasın.

5 YUNUS’um der ki: “Sözümü kuluna, hoş gelsin diye değil; gönlümü yakanı, üflesin diye dedim. ‘Gönlünü yakan kimdir?’ dersen, kainatı YARATAN’dır. Duyandan oldu ise, DOST geldi; sırtını döndü ise; yanıldı. Neden? Bilene uymadığından. Yeniyi alandan, eskiyi silenden olalım. ‘Dert verdi.’ dedi isek, dermanını verecek bilelim. Bilene uymak; olana dert diye bakmamak. Dünya döndükçe, kulu yandıkça; sudan gelene uyulur, iki alem birbirine bağlanır.

6 YUNUS’um der ki: “Her EREN, verendendir; dünyada HİMMETİ’ni, elden- ele aktarandandır. Geldi isem, verdim; verdi isem, buldum; buldu isem, olanı gördüm. ‘Kimde neyi gördün?’ dersen, ‘DOST.’ diye arayanı, gönülleri tarayanı. Naz, nazana yapılır; nazdan hisse alınır, derde deva bulunur.

7 Katrede arayan; rengini görmez, VAHDET’e ermez, neyden sefer almaz, huzur dünyada bilmez. Bilenden olalım; olmadı isek, bilenden soralım. Şahit isek VARLIĞI’na, düşmeyelim gönül darlığına. Vurmayı dilersen, sevmeyi öğrenirsin. Öğretenden ararsan, yanlış kapı çalarsın. ‘Nasıl?..’ dersen; kula sevmeyi, olaylar öğretir. Yer mi güzel, ser mi? Yer, yabana; ser, çobana; sır, varana gereklidir.”

8 OSMAN der ki: “Sır O’ndadır, ser bende. Seri verdim, YAR’e vardım sır oldum. Laleden rengini sordum, ‘Alacağına.’ dedi; gönülden HAKK’ı sordum, ‘Bulacağına.’ dedi; bulana AŞK’ı sordum, ‘Yanacağına.’ dedi. Yan-yandığınca, suyunu bulduğunca.

9 Deryanın yönüne, kapı olduk gönlüne, HAKK’ın ERENLERİ’ne, ilmin verenlerine. Vurmayı değil, sarmayı denedik. Öyle bulduk, YUVA’ya geldik. ‘Selamet SEN’den.’ dedik. Salim olan, seni bilen, cümleye veren; elbet O’nun iledir, O’ndan gelen iledir. Sunduğumuz; gelen güne katılacak, ‘Sohbet cümlenize.’ diyecek.”

10 ALLAH’ıma emanet olunuz, verilen hizmette huzur bulunuz. ‘Verilen hizmet nedir?’ denilir. Sevginin varlığa götürdüğü, YARATAN’a katıldığını söylemek. ‘Yerini, yerenden ayırayım mı?’ deme. Yerini, yerlisi alır, uymayan ummadığı ile kalır.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

(Resim verilir: MEVLANA HAZRETLERİ)

11 Sen bende, ben tende, yön handa olmuş isek; ölmeyi biliriz, ne var ki yazılanda görürüz. Geldik gelenle, gönlünü kainata verenle. Döndük, yerden kesildik; sohbeti, resimle çevirdik. MEVLÂNA’yım verdim, gönlüm seninle dedim. Ya ‘İmzanın yeri mi?’ dersen; kuş misali geldik, YUVA’ya konduk, sohbet ettik. Ne var ki, ‘Doyduk mu?’ dersen; sadece dolduk.

ALLAH’a ısmarladık.