20 Eylül 1974

(İnsanlar bazen hakkında hiçbir bilgileri bulunmadığı bir takım olayların oluşup gelişmelerini ve sonuçlarını önceden bilebilmektedirler. Buna, hatta hayatımızdan örnekler verebiliriz. Hissi kablel vuku (önsezi) diye adlandırdığımız bu halin açıklamasını yapar mısınız?)

MEVLÂNA’yım ben!

1 Niyetten çıkana, olumsuz denilir. Kaydına yazılana, yorumuna düşülene yer vermek; oluştadır. Olanı bilmek, elbet tesadüf değil. Vurgundan gelmez, yargıya düşmez, seçimde yanılmaz. Niye? VEREN’den bağlantı aldı diye.

2 ‘Malum oldu.’ diyene sor, nedir bilmez. Çünkü, olmadan çözmez. Çözüm, oluştadır; bilim, verişte. VEREN’e uyan, olacağı alandır. ‘Nasıl?’ denir. Özellik yoktur. Her kul olağanüstü anını görebilir. Güzellik, görgüyü pamuk misali kabartmamaktır. Gün gelir basılır. Kuyuya taş attım, sesini aldım, öteye gittim diyenin; ne attığında, ne gittiğinde özellik yoktur. Sağıra sesi sorsan, işaret ile anlatır. Halbuki sesin, şekli yoktur.

3 NİYAZİ der ki: “Yaprak-yaprak olursa, dala çiçek doluşsa, yeri sende bilinse; meyvesi kimedir? ‘Elbet bana.’ dersen, yanılırsın. YÜCE’nindir. Ağaç bende, meyvesi pazardadır elbet.”

4 Oymayı bilmezsen, sermeyi dene. ‘Yoğurdu yemem.’ diyene, sütünü ayır. Daha önce verdik; otunu sütü ile, sütünü eti ile bilirsin, kulunda BİR olursun. Sözün gelişinde konu oldu, sorguya verildi. ‘Bitki idim, hayvan oldum, insana dönüştüm.’ sözünün bağlantısı budur. ALLAH’ım her yarattığını, kuluna hediye etti, cümlesini kulunda bir etti, kulunu yolunda PİR etti. Otu, sütü olana verdim; sütünü-etini, kulu ile kardım. Elbet cümlesi bir oldu, BİRLİK’te HAKK’ı buldu. Olum, budur; bilim, bundan öte. Ne var ki bilimde; senin aradığın kadar değil, çizildiği kadar buldun.

5 OSMAN der ki: “Yaz, yaz, yaz. Durmayı kimden beklersin? Görgüne nasıl şahit eklersin? Gerçeği bilen misin, olana uyan mısın? Öyleyse açılan perdeden, gün-gün alandan olursun. ‘Özet?..’ dendi. Gönlünü açtı isen, açılana bakarsın. Oluşuna değil, uyuşunadır. Bilmek değil, uymak gerektir.”

6 ‘Sevdim.’ diyene de ki; ‘Neyle?’ Derse ‘Hal ile.’, sevgide hata vardır. Hal ile değil, YAR ile sevilir. ‘Farkı?..’ denildi. Hal ile sevilen, şekle bakılandır; YAR ile sevilen, olduğu gibi alınandır.

7 Kapanmayan kapıya, kul olalım; cümlenin ayağına, yol olalım. Yeniyi serelim, eskiyi bilelim, almayı verelim diye, el uzatalım. Almayı elbet her kul diler. Ne var ki emanettir, anında dağılır.

8 Gününden geçenin, yoluna selamet dileyelim, cümlenize EYVALLAH diyelim.

ALLAH’a ısmarladık

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH