22 Kasım 1974

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yufkayı ele alsan, ‘Yerini bildim.’ desen; bildiğin ne kadardır? Hazır olan, ele gelen; söze katılmış, saz ile ödülmüş türküye benzer. Cümlenize selam olsun, gelen bulsun, giden olsun.

2 Yolumuz; denildiğince değil, umulduğunca açılsın. ‘Nasıl?’ denir. Denilen sınırlıdır, umulan sonsuz. Dilde hal denir, gönülde ağaç yeşerir. Toprak, bir avuç alsan da topraktır. Gönlünü çöle salsan da, gene topraktır. Ne var ki; bir avuç toprak buldurur, çöle götürür. Çullar giyenedir, somun yiyene. Baktın mı giyene, sordun mu yiyene? Yerini bilen ise, gününü gören ise; ‘EYVALLAH!’ der. Olanı-olmayanı vermez, niyetini sorana sermez. ‘Ayağım götürdü mü, yanılıp saptırdı mı?’ dersen; nefsini korumuş, hatayı ayağına adamış olursun. Olumsuzluk, olumsuzluktan çıkarılmaz. Yersiz söz, yerli sükutu aratır. Güneş, günü gelene, buğday başak verene kadar; yöresine dağıtır. Günü gelende, buğdayı sarartır. Neden daha önce sararmaz, ağaç yaprağını dökmez? Başağı sarartan güneş, niye yaprağı sarartmaz? Yerini bilene dedik, sözü YUNUS’uma verdik: 

3 “El eli bulsa, gül bülbülü bilse; ne el-ele ağlar, ne bülbül güle gönül bağlar. Çevreyi arasana, çehrede güzeli bulsana; dil dediyse, gönlünü yoklasana. Cam, candan almaz; CAN, ceme uymaz. Söz ile bilinmez. Her gelen, ‘ALLAH!’ der gelir, ‘ALLAH!’ der gider. Uyan; gelişten gidişe kadar, dediği gibi baksa; gölgesine çıra yakmaz. Gedik, kapalı duvar için açılır. Sen kapıyı ara. ‘Ayağım yerden kesilse.’ diyen, kendine kanat dileyendir. Kendine kanat dileyen, her var olanı en güzel diye bilmeli.” YM dedi YUNUS’um, cümleyi selamladı.

4 Ced, adı ile andırır; ceht, aşkına düşürür. ‘AŞK’ım büyük.’ diyen, ölçüyü nerde bulur? AŞK’ını bilen var mı? Yolunu aldıysa, kendini sildiyse; ‘Aşığım.’ diyen, AŞK’ına sınır koyandır. AŞK’ın sınırı yoktur. Sonsuzu bulabilir misin? MEVLÂNA’yım! Sohbetin sözünü sözcüye verdim. (f: zevk ettikleri üzerinde, açıklama yapar) Olacağın gününü bilenden olsan, VELİ mi denirsin? Selim olan, seyrine köşeden bakandır. KERİM olan, köşeden bakanı görendir. Selim olalım, GÖREN’e kendimizi, tevekkülle bırakalım.

5 Sohbetin güzelliği; selamete gidişe yol açtığındandır, yeniyi seçenin eskiyi attığından, söze söz kattığından. Sohbetin günü asla geçmez, aslında günü kulu seçmez, sadece seçene uyar, uymayana niyaz eder. Güzellik oradadır. Bilenin uymadığı, bilmediğini gösterir. Bilmek ‘Bilirim.’ demek değildir. Yerimiz değil, gönlümüz açıktır. Daha önce dedim, masal gerekmez. ‘Somunu verdim, tarlaya buğday attım.’ dersiniz; yeşeri beklemezsiniz. Toprak çorak ise, akımı bekleyin. Her olay, olanak içindir. Erozyon dahi, toprağın değişmesine hizmettedir. Elbet toprağın değişmesi, kulun gücünde değil. Aymayı bilenden olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH