18 Nisan 1975 

MEVLÂNA’yım ben!

1 “Yumuşak yolu bildik, cümlesine niyaz ettik, yokuşu düze kattık, dünyayı sattık.” dedi, YUNUS’um sözden sözü aldı:

2 “Almayı bilmeyeni, olmaktan duymayanı, vermeyi dilemeyeni; yola verir misin denir? Denilende, sözün bizden sorulduğu sanılır. Senden benden değil, verilen elbet O’ndan. Sen beni bildin, ben seni buldum. Umulduğu gibi değil, yazıldığı gibi.” dedi, YUNUS’um yürüdü. 

3 Kapıya gelenin sözüne ne denir? EYVALLAH. Komutan sözünü erata verir, erat verileni gösterir. Varlığı silemezsin, çokluğu bölemezsin, yazılandan önce ölemezsin. Gelenin niyetine verelim, soranın sorgusunda duralım.

4 (Öbür aleme intikal etmiş ve yaşamlarını orada sürdürmekte olan bedensiz varlıklar, acaba dünyada bıraktıkları sevdikleri ve yakınlarıyla ilgilerini devam ettiriyorlar mı? Yani bizim dünya hayatımızla alakalanıp, gerektiğinde bize yardım ellerini uzatıyorlar mı?) Burada değil miyiz? Sevenin sevdiğini araması dünya halidir. Göçtükte sevgi şumullenir, teklikte kalmaz. Daha önce verdim, çokluğu bölemezsin. 

5 (Soru sahibi ikinci sorusunun da cevabını aldığını, üçüncü soruyu sunacağını söyler. Sorulmayan ikinci soru: Bir tebliğinizde aynen ‘RUH’un bedenden irtibatı kesildiği an, etrafı kalabalık olur. Nasıl ki bir gemi limana yanaştığı zaman meraklı çok olur.’  diye buyurmuştunuz. Acaba göçümüzden sonra bir an için etrafımızı kuşatan bu kalabalık arasında, bizden önce öte aleme intikal etmiş sevdiklerimiz de bulunacaklar mı? Yani daha açık bir deyimle, bu dünyada aralarında sevgi ve gönül bağlantısı kurulmuş ruhlar için, öte alemde buluşma mukadder midir? Üçüncü soru: İrşat celseleri sırasında, yüce varlığınızın dışında bizlerle lütfen temasa geçen bedensiz varlıklar, hep İslâmiyet’in tanınmış kişilerinin ruhları oluyor. Öte alemde bir inanç birliği veya ayrılığı söz konusu olamayacağına ve ALLAH’ımın O’na dönük her kulu sevgili olduğuna göre, neden diğer bir din mensubunun veya kitabi dinler öncesinde, dünyamızdan gelip geçmiş kâmil kişilerin ruhaniyetleriyle temasa geçemiyoruz.)

6 OMAR der ki: “Gönülsüzlük zenginliğe, gönüllülük enginliğe götürür. Her meyva erdikte yenilir. Ermeyene turfanda denilirse de, tadı ancak erdiktedir. Sözü edilen, kainatta erdiği bilinen, adları duyulmamış olsa dahi, vergisinden eksilmeyen ULULAR’ın, geçende vereni ile güne geleni yargısız söz alır. ‘Ne demek?’ dendi. Günün yöntemi, gelenin vergisine dolaylıdır. Asla yargıya yer vermez. Hummalı gününde gelen, huzur verendir. Savaş gününde gelen, kuvvetine dayanandır. Gelen, günün yöntemine uyandır. Çünkü BİLEN, YAZAN’dır.”

7 (Dördüncü soru: Büyü nedir? Büyü bir güç müdür? Eğer büyü bir gerçekse, gücünü nerden almaktadır ve bu güç hayra yönelik midir?)

8 Oymayı oyan mı, duvarı ören mi değerini buldurur. ALİ der ki: “Dengeyi bozan, ADI’na yazan değildir.” Dengeyi bozan, niyetini yargı ile süzendir. Yargıya düşmezsen, olandan ne kulu ne yolu sorumlu tutmazsın. Sorunun cevabı daha önce verildi, ‘Vakit gelmeden ölmezsin.’ denildi.

9 Dördün cevabını dört ile verdik, dört satırda dürdük. Koyun ile kuzuda, ne aradık kazıda, ‘Sorgu...’ dedik durduk yazıda. Bellekte olmazsa, küllükte ara. Küllükte bulmazsan, yolunu tara.

10 “Geçtiğim her yolda O’nu sordum, sorduğum her kulda O’nu gördüm.” dedi, YUNUS’um söz aldı:

11 “Kaadir olan O’dur, kader ben. Bindiğim attan düşersem; benden mi, KAADİR OLAN’ın beni gördüğünden mi? ‘Asmaya tutunsana.’ dediler, beni korumaya çalıştılar. ‘Neden?’ dedim, ‘Kimden?’ diye sordum. Kozunu oynama, yazını düzene koymaya çalışma. O zaten düzeninde, kalemi YAZAN’ında. Kemerini yerine koymazsan, şikayetçi olursun. ‘Köprü.’ denilir ahiretten sorulur; geçmenin güçlüğünden korkulur. Seni geçirecek köprü, sevgindir. ‘Kime?’ denilir. Sevginin şekilde, renkte, olumda tarifi yoktur. Hata aramadıkça sevgin çoğalır.” dedi, YUNUS’um sözü verdi.

12 Kuşun uçumunda rüzgarın esimini bulamazsın. ‘Yerine varsın, yumuşak olsun.’ denilir. Cümlede gönüller, kuş uçumuna misal alınır. Elbet. Yel gibi esme, yıkarsın. Sel gibi akma takarsın, gidenin arkasından bakarsın.

13 ALLAH’ıma emanet olunuz. Gidenden bulduğunu alınız.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

14 (Resim verilir) Almayı dileyenin, gönülden ALLAH’ım diyenin; yorumuna vardığı, yargıda hataya düştüğü görülür. “Geldim, gördüm, verdim.” dedi, dilenen resmini çizdi. “ALLAH’ıma emanet olunuz; harmanı, harmancının biliniz. ‘Savururum.’ diyenden değil, harmanda olandan yoruma varınız.”  dedi, dileyene somunu verdi. Yumuşak yolu alanın kaygusu silinir. Sanılmasın harman, üfürme ile bölünür.