19 Nisan 1975

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kuşaktan yerini alan, alandan kendini soran, zahirden yolu bilen, batın ile gönlüne hakikat aynası tutan; gelenden mi, kalandan mı olur?

2 Aşmazsak köprüyü, VEREN’den bilmeyiz. Gerçeğin olumunda kendini gör. Açmayı dilediğin her kapıda PİR’ini sor. ‘Nerden geldim, nasıl aldım, nerde buldum?’ de. (Kim için?) Oymayı bilene, nay ile gelene. (Neyzen s.)  

3 Sorumsuz olana sorarsan, cevabın kuyu misali gelir. Nayı eline aldı isen, gördüğünde kaldı isen; sorgu niye? ALLAH’ım verendendir. Kulu kendini bilendendir. ALLAH’ımı bilmek için, çiçeği böceği görmek gerekmez. Çölde olan, öyle oldukta bilmez. Yer ile gök var ise, kendine bak yeter. ALLAH’ım her yerde.  

4 Oyun bizden değil, soyun ÖZ’den değil. Önce giyin, birer daha giyin. Sonunda kendiliğinden soyunduğunu göreceksin. Sözümüz açık. ‘Oyun nedir?’ dendi. Oyun; yolunda olanın, ayağına geldiğidir. Oyun kulun kendini ‘Bildim...’ dediği ile oyalandığıdır. ‘Gerçek nedir.’ denilir.

5 ALİ der ki: “Gerçek inandığındır, var olanı bildiğindir, gönlüne aldığındır. ‘Giydiğim nedir?’ dersen, okuduğundur. Ayak götürür, iznini alırsa; gönlün götürür, AŞK’a düşürürse. ‘Sahibim.’ dediğin, ne canındır, ne kanın. Unutma, kainata yazıldı, bozulmaz kanun. Elbet geleceksin, geldikte güleceksin. Çünkü aslını bulacaksın. ‘Bilinen...’ denmesin, umulandır. Unutulmasın, gelmeden bilinmez, gelen dönmez.

6 ‘Genişlik nerde?’ denir. Ne eninde ne boyunda. Alanına ölçü bulmaz, tavanına direk vurmaz, dünya ölçüsü yerinde kalmaz. ‘Nasıl olsa, nerden bilse?..’ denir. Alemin varlığı gönül boyutunda kalmaz. ‘Ne demek?’ dendi? Kul gönlüne ölçü vurur, var olanı sevgisi ile alır. Kulun kendince gönül boyutudur. Aslında ölçü dünya halidir. Ne sevabın harabı olur, ne günahın serabı. Sadece dünyada huzura ölçü vurulur. Günah işleyen ile işlemeyen kulun huzuru elbet bir olmaz. ‘Neyin ölçüsünü alalım, kimden soralım?’ denir. KUR’AN’da yazılan kulunun kanunudur. ‘Bilmeyen?..’ denmesin. Komşuna sorsan, bir kelime alsan; olumuna sevap katarsın.

7 “Gül ile bülbülün aşkına, düşme kainatta şaşkına.” dedi YUNUS’um söze girdi:

8 “Yağ ile aldığın, zeytin diye bildiğin; senin, benim, cümlenin, havadaki kuşların yediğidir dersem, yemiyenden sormazsın. Ne var ki tuzsuz da olmazsın. ‘Aşacağım.’ diyenin aşmaması varid değildir. ALLAH’ım gönlüne koymazsa, murad değildir. EYVALLAH.

9 Cumanın özelliği, kulunun güzelliğindendir. ‘Nasıl?..’ dendi. Cümle kulu cumada denendi. Elbet  her günün değeri YARATAN’dandır. Ne var ki cumayı kulu bezetir. AMİR olan O’dur. Her olay EMRİ’nde, kulunun yazılan ömründe. ‘Kahır nedir?’ dendi. ‘Muradım...’ dediğin, olumsuz bulduğundur. Yazan O oldukta, olumsuzluk sendedir. Öyle oldukta kahır, O’ndan değil sendendir. ‘Ölüm kahır değil midir?’ dersen; ‘Doğdum, yaşıyorum, öleceğim.’ dedikte, gelişi-dönüşü bildikte; kahır senden olmaz mı? Aldatan yok.

10 ‘Deniz boyu gidelim, sahilde YUNUS’u bulalım.’ dersen; gider gider bulamazsın, sorar sorar alamazsın. Gönlünü yokla, gördüğün YUNUS mudur? ‘Değil!..’ dersen, yanılmış olursun.”

MEVLÂNA’yım ben! 

11 Alamadığın sorgunda, olumsuzluk vardır. MESNEVİ, kainat için dardır. Dolu ile boşu yan yana koyarsan, anlarsın. Dolu taşar, boş düşer. Namert olan, merti destek bilmez. Çünkü hakikate uymaz. ‘Açılmayan şişeyi kıralım.’ dersen, açamadığın dökülür, döküldüğü yerde yayılır. Elbet faydalı olmaz, yer şişedekini bilmez.

12 ALLAH’ıma emanet olunuz, kaide yazılandır biliniz. ALLAH’a ısmarladık diyelim, YM. verelim.

(Resim verilir: MEVLÂNA)

13 Nerden geldin, nayın aldın, nefes verdin? Katreyi deryadan sordun. EYVALLAH diyelim, adımızı verelim. Söz dilenir, gönül üç yolda hallenir. Yolun birini, al PİR’ini, bil aldığını.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH