10 Ağustos 1975

MEVLÂNA’yım ben!

1 Nimet aranan yerde, kıymet bilinmez. ‘Neden?’ denir. Nimet her verilendir, aranmaz. Ararsa da, verilenden fazlası bulunmaz.

2 Selam ile geldik, söz denileni bildik. Oyun değil suyundur, sanma veren soyundur, sürüye adın veren koyundur. Yenmeyen aşın sözü edilmez, sahilde yol sorulmaz. Yol boyu bilinir, götürdüğü yere gidilir. Açan görür, gören yürür. Soran bilmeyen değildir, yanılmayım diyendir.

3 Gerçeği arayan defterde bulur, ne var ki günü geldikte okur. Her kul ömrünü kaderince dokur. Dokuduğu, okuduğu değil aldığıdır.

4 “Yol yolu getirir, yol kulu götürür.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “GÜL’ün Adı’na sen gönül koydun. GÜL’ün Yolu’nda HAK ADI’nı duydun. Duya duya ömrünce doydun. ‘Almazsam?..’ diyene de ki: ‘Alamayan, kul değildir; veremeyen, sel değildir.’ Rüya kula murad vermez. Ne var ki, gerçeği saklamaz. ‘Gerçek nedir?’ diyenin sorusu, soruya karşı gelir. EYVALLAH. Yalan gördün mü? Soruya verdim. Gerçeğin karşısı, elbet yalandır. Ne var ki yalan denen, dünyada kalandır. Daha önce verdik. Dünya döner durur, kul öğütür. Hem eğitir, hem öğütür.

5 Az gelse çok verse, günün yorumu dursa; yol yola vermezdi. Az verdi, çok diletti, dileyene eletti. Diledik sorduk O’ndan, aradık gördük O’ndan. Taşa vurdu isek, demedik ‘Senden’. Gine de bildik, ‘ALLAH’ım SENİN.’ dedik. CAN senin, yön senin, oldu isem hal senin. Ummayı denemedim, sönmeyi dilemedim, demeyin ‘Dünyada kalamadım’. Sevilen kalır, sevildiği kadar anılır.

6 Orda burda haldeyiz, güzel kolda yoldayız, her hal ile kuldayız. Alan aldığı kadar, seven bildiği kadar. Gelenin yargısı, olmasın kaygusu. ‘Olumsuzluk bende.’ demesin, kendine yargı vurmasın. Aldığın gibi. Alan  bilir, niyazında bulur, YUNUS ile hemhal olur. 

7 Niyazın ötesini bilmeyen, ‘Nerde başlayım, nerde durayım?’ diyen. Kayguya yer yok, dilediğin yerden başla. Çerçeve, dünyaya ölçü vuranadır. EYVALLAH! Ayna sana değil, sen aynaya eğil.

8 YUNUS’um! Cumayı perşembeden ayırmam, salıya çarşambayı kayırmam, geceye gündüze ölçü vurmam. YUNUS’um! YUNUS bedende, YUNUS nedende asla olmadı. YUNUS gidende, YUNUS güdende hata bulmadı. Aç olanın aşına, tok olanın yoldaşına çare aramadı. Neden? VEREN’i bildiğinden. VEREN’in sevgisi çoktur, VEREN’in ayrısı yoktur. Aç, gönülden doyar; tok, gönülden koyar. 

9 Asayı eline aldı, İSA yoluna girdi, aç ile toku buldu. Gine de ALLAH’ımın dediği gibi oldu. Yol yolcunundur, yürüdükçe. ‘Niyazım olsun, bana da versin.’ diyene sözüm. Gedik açtı, dağdan geçti, gemide her aranılanı seçti. Yuyanı sordum, adını verdim. NUH. Karşımızda olanın.

10 Dağıtılan eğitilmez. Derlemeyi deneyelim, ‘Eğit beni.’ diyeni, gönül yoluna çağıralım, her kulunu HAK ADI’na yoğuralım. ‘Seni, beni.’ demeyelim, zengin fakir gözetmeyelim, adına söz etmeyelim. Yarattığı O’nundur, gözettiği O’nundur. Zengin fakir ayırmaz, güzel çirkin kayırmaz, ‘HAK...’ dersek yolundayız, her kulun kolundayız, sağında solundayız, önünde ardındayız.

11 Omuz, aldığınca yük kaldırır, alamadığı günde eğilir. Eğildikte hata eğilende değil, omuza ağır yük verendedir. Yükü önce kendin kaldır. Kaldırabildiğini kaldırabilene yükle. Bekleme eğilsin. Eğildiği, eğitildiği değildir. Unutma ki, eğiten de O, öğüten de O. Sen senden sorumlusun, ben benden. İşte gerçek budur. Cümlenize selam olsun.”

12 YUNUS’um dile geldi söylesin, dal ile hali bir bilesin, kuru dalı yaprağı ile göresin. Yaprak dalı süsler, kul hali besler.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH