|
13 Ağustos 1975 MEVLÂNA’yım ben! 1 El el ile, gönlü GÜL ile
yolun düzünü bulur. 2 YUNUS’um der ki:
“Aldık, olduk, bildik desek, bilgiyi AŞK ile beslesek.” Varışı
beklemek değil, eklemektir deriz. Her an, her anı besler. Gelecek, hayali
süsler. ‘Görünüş nerde başlar?’ denirse, özlenen yerde. Güzelin
bilindiği yerde, görünüş silinir, hakikate uyulur. Sözde değil,
özdedir denilen. Söze maledilen, özde görülendir. 3 Bilenin tarifi,
bilmeyenin özünü açmaz. Oymayı kolaya veren, çiçeği denize koyana benzer.
Ayna yüzünü gösterir, gönlünü yüzün gösterir. 4 YM. dedik,
sözü ABDAL’a verdik. “Derdi derde katarsan, top edip atarsan; elinde pası
kalır. Has olan, yükünden kurtulandır. Has olan şeklini koruyandır.
‘Şekil nasıl korunur?’ dendi. Dünyadan göçse bile, adına katılmaz hile.
YUNUS denilir anılır, öyle şekle bağlanır, dünya hali söylenir. Adımı
söylediler, ölümüme ağladılar, dizlerini dağladılar, ABDAL’ı
şekil ile andılar. Selam sizlere, aldık bizlere.” MEVLÂNA’yım! 5 Desteyi bir
bağladık, bütünlüğe çağırdık. Olsa da, olmasa da, dilden dile
vermese de; açılan kapanmaz. Niyetten niyete yol vardır. ‘Yol niyete
uymazsa?..’ denmesin, olumunu bilmeyene söz edilmesin. Şarkı diye
söyleyen, şarkıyı özürlü bulursa; hata, çözümündedir. YAZAN, gönlüne uyanı
verir. ‘Çözeyim.’ diyenin gönlüne uymazsa; hata YAZAN’da değil, çözeyim
diyendedir. 6 Kırk
ağacı diktiler, kırkına su döktüler, büyüdükçe baktılar. Beklenilen nedir?
Netice ne olur? Odun diye yakılır. Dikildi, meyvesi yenildi. Odun oldukta, hata
ağaçta mı? Verdi verdi, dalını kökünü derdi. Kül oluş, onu dünyadan
aldı. O gün geldikte, orman yandıkta; tümü kül olur. O gün geldikte, tümü kül
oldukta; üfürülenden sorulur. Oluş, ölüş; mesnetsiz kalmaz. ‘Kalan
yok mu?’ denir. Elbet yok. 7 ‘Yeğdir ağaç
olayım, yeter ki kul olduğumu bileyim. Bilmezsem taş olayım,
taştan taşa vurayım, kul ayağına savrulayım. Kömür olayım,
alevinde kavrulayım. ALLAH’ım geldim, kulluğumu bileyim.’ Niyazımız bu
olsun. Görmeyi
dileyen, uzakta kalandır. Yakında olan, bilir görür. 8 Oruç ne bedene, ne gidene, ne de VEREN’edir.
Oruç, elekten süzülendir. ‘Açık olsun.’ denir. Oruçtan maksat, açlık değil
tokluktur. Tokluktan maksat, yokluktur. Aç açı neden düşünür? Tokluğu
özlediğinden. Nasıl? Aç yokluğu bilir, tok çokluğu. Onun için,
ikisi bir olamaz. Aç olacaksın ki, açı bilesin. Aç kalacaksın ki, açı
doyurasın. ‘Varlık yokluğu siler.’ denirse de, hiçliği asla silmez. 9 Konuk gelene; ne sunarsan sun sevinir aç ise, ne sunarsan
sun gerinir tok ise. Sohbetini denk getir, vaktini uzak götür ki; aç kalsın,
sunduğunu sevsin. Sevindirmek dilersen. 10 Dönük söz, sönük ateşe benzer. Dilediğin kadar
yaklaş, ısıtmaz. Gönül sende, gönül bende, AŞK cümlede. Neden
ısınmayalım? Gerçek dedik, daha önce verdik. Gerçek görülmez olmayınca, hayra
yer bulmayınca. ‘Şer var mı?’ diyene. ‘Var.’ dersiniz ya, dilden dile
söylersiniz. 11 Yerin altı karanlık, sır mıdır? Gökyüzü aydınlık, açık
mıdır? Olaylarda, yorumdan yoruma geçilir, hayal ile göçülür. Hayalin
bittiği yerde, hakikat başlar. Denir ki, ‘Ne güzelmiş, dünyadaki
taşlar.’ Yarıldı ise başlar; hayalden sıyırdı, hakikati bildirdi.
Görüşten kaçının, varışı diledikçe. Gedik açılmaz, dört yol kapalıdır
geçilmez. Ne derlerse desinler, ‘Okumuz var, yayımız yok.’ demeyin. Yayımız,
gönüllerdir. Miğfer giymesek bile, dört yönümüz kaledir. Kalkan almazsak,
yargıya düşmezsek; kayguyu sileriz, ‘Yazı, HAK’tandır!’ deriz. 12 Yenilmedi yenilemez, kem ile bakılamaz,
ağaca kan dökülemez. Suyumuz aka aka, kuşumuz öte öte, otumuz bite
bite; şarkımız söylenir, andımız peylenir. ‘Neden dendi?’ denir, olumun
perdesi aralanır. Suyumuzun aktığı yerde toprak yarılmaz, öldü diye asla
helvamız karılmaz. Yine mi güneşten söz edilir? Göz alanın, diz vuranın;
güneşe yolu görülür. 13 ALLAH’ıma emanet olunuz, HAK diye geldiniz,
HAKK’a varınız, göçmeden biliniz. ALLAH’a ısmarladık.
|