3 Ekim 1975

MEVLÂNA’yım ben! 

1 Yerimizin oluşu, günümüzün doluşuna göredir. Her gelenin yeri bir midir, her soranın yolu aynı mıdır ? Yollar ayrı olsa da, netice birdir. Cümlenize selam olsun, güzel sözde özü bulsun. Unutulmasın; hiç bir kul geçenden sormaz. Her kul geleceği anar, ondan sorar. Geliş, yerine yönüne göredir.

2 Bilenin bilmediği nedir? Soruya verdim. (Sohbet edilir.) Sorumuzun cevabında olayın özü vardır, yolunu arayanın gözü vardır. KİTAB’ında okursan, öğreteni biliyorsun demektir. İşte bilmediğin O’dur. VEREN kimdir? Verilen kim? Aldı isen, VEREN’i bilirsin. Yanılma; ne sende, ne bende. ‘OKU!’ denen nedir? Yazılan mı, görülen mi? Dünya halinin bittiği yerde, ahirete yol açılır. Dünyada PEYGAMBERLER'in verdiği EVLİYALAR'ın yaydığı nedir, kimdendir? Dünyanın bittiği yerde, PEYGAMBER’in, EVLİYA’nın işi de biter mi?

3 Her kul geldiği gibi kalsa; yola yön aramazdı, ‘Sohbet.’ deyip sormazdı. İzin ile geldik, sadece O’ndan verdik. Okunduysa; izinsiz yaprak düşmez, kuş kanadını çırpmaz, su kıyıya çarpmaz, kul eğitilmezdi.

4 O’ndan geliriz, O’ndan veririz. Vergimizde, geçenden değil; olanı olduğu an, geleni izin ile veririz. Günün yorumunda elbet hata yok. Geliş elbet her kula değil, veriş her yola değil. Sadece ona. Dumansız olanının alacağı nedir? Kulun dumanını dağıtan kimdir? Daha önce verdik, kulun gelişi akım ile yüklenmesidir. Alış ta aynı yoldandır. Senin gördüğün, sana verdiğini sordu mu. ‘Nereye koydun?’ dedi mi? Sorana dedim, sorguya verdim.

5 Gönüller yolunu arar, sanılmasın veren yorar. Daha önce dedi, YUNUS’um verdi: Al, ol, bil. Almadan olamazsın, olmadan bilemezsin. Yolumuz O’ndan. Gidene O’nu veririz. KUR’AN nedir? Oluşun yazılışı. Her olan orada kayıtlıdır. Öyle ise, verilen O’ndandır. Gayrısı; ne senden, ne benden olamaz. KUR’AN’dan almasan, sana asla veremez.

6 Noktayı bilir misin, çemberi çizer misin? ‘Nokta isem, çemberi nasıl çizerim?’ dersin. İşte KUR’AN odur ki; noktaya çemberi çizdirir, bileni oldurur, bilmeyene buldurur.

7 Niyazın olduğu yerde, niyet silinir. Niyetin olduğu yerde, sanılır ki kader bölünür. Aklın seni sadece olacağa götürür. VEREN’i değil, alanları düşün. VEREN, verdiğini bilir; nerden alıp, nerde bırakacağını görür.

8 Ömür nedir? Hayatın bitişi değil, nefesin tükenişidir. Huysuza huyunu sorsan, ‘Duyandanım.’ der. Yolsuza ‘Yanıldın.’ desen, ‘Görendenim.’ der. Bilse; ne huysuz, ne yolsuz olur. ‘YARATAN öyle yaratmış.’ denir. İşte, akıl odur ki; huyunu bilebilsin, yolunu bilmezse sorabilsin. Huysuz da yolsuz da bulacaktır. Ne var ki, ceviz misali kırılacaktır. Nasıl, ceviz açıldıkta içinden sevilen çıkar. Her kul da sonuna öyle varacaktır. Cevizin elle kırılanı olalım, taşa çarpmayalım.

9 Geldik-verdik, geleceğiz-vereceğiz. Gelişten maksat; elden eli, dilden güzeli vermektir. GÜL’den alırız, GÜL’den biliriz, GÜL’den veririz. Yatanın yattığı yerde değil, AŞK’ının tüttüğü yerde aranır, dilerse yerini verir. Dilenen gibi veririz, cümlede O’nu görürüz. Dilenen dediğim, elbet diletilendir. Daha önce verdim; izin olmadan yaprak düşmez. ‘Yazı düzeni?..’ denir. Onu da verdim. Niyet ile bölünmez. Dilenen, diletilendir; sorulan, sordurulandır.

10 Yeniyi eskiye katmayalım, ‘Yenimiz dar.’ demeyelim. Alacağın yersiz değil, yiyeceğin çöpsüz değil. Danışıldı, alındı: “Gerçekte hata aramasın.” denildi. ‘Alacağım nedir?’ dersin, hatmiden hal sorarsın. İçenden değil, ezileni sürenden olsun. Çiçeği yaprağı, gövdenin yarısına. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH