10 Ekim 1975

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yeniye-eskiye HAK dedik baktık. Her gönülde, aldığınca meyil gördük. Aktığını-baktığını, ölçüye vurandan değiliz. Olanı, kötüye yorandan olmadık. Yazılmayanı asla vermedik, postu dilediğimiz yere sermedik, yazılan yerde bulduk, bulduğumuz yerde olduk. Olana elimiz verdik, tutana EYVALLAH dedik. ‘Ya tutmayana?’ denir. Unutulmasın, yazılan yenir. 

2 Serti denersen, danışana uyarsın. Danışılana uysan, doğruya dönersin. Yumuşak olanın yerini, yeni’den aldığı görülür. Her dönemeçte ayrı umut aranır. ‘Yudum yudum alan, sonuca geç varır.’ denirse de; varış geçici değildir. ‘Ne demek?’ dendi. ‘Çabuk varayım.’ diyenin kazancı nedir?

3 “Yol senin, yön benim, son cümlenin.” dedi YUNUS’um söze girdi. “Niyetin olduğu yerde, son geçerli değildir.” Neden? Çünkü yazılan, niyetine uymaz da ondan. Her kul sonda, sudan nasip alır. Ne var ki, niyeti bahçede kalır. Onun için, niyetteki son geçerli değildir. 

4 ‘Güttüğüm sürü olsun, varsın beni başına alsın.’ denir. Unutulmasın; sürü, ne olursa olsun, sorumundan mesulsün. Öyle yükü alabilir misin? Sırtına vurabilir misin? Dil ile her kul, alırım der; uymadıkta, ALLAH’a havale eder. Kul odur ki; aldığını, olduğunu ALLAH’ıma havale etsin, ‘Sürünün başına, yükünü alabilen gelsin.’ desin. 

5 ‘Sürüyü neden verdin, kulu ile örnek aldın?’ denir. Daha önce verdim. ‘Ne olursa olsun, bana da başlık verilsin.’ diyene dedim.  

6 Kökünden uzananın, gövdesine dayananın verdiği ile hemhal olunuz; delice misali etrafını sarınız. Vermeyi değil, almayı kendinize heves ediniz. Vermek dilenirse, verileni yayınız. EYVALLAH.

7 Niyazları aldık, EYVALLAH dedik. Çağrılana yeni vazifeler verdik, vazifeli dördüncüyü gösterdik. Günü gelende açılacak. (Onbir’in dördü mü?) EYVALLAH. Gelişinde denilecek.

8 “YA RESULÜM! VERİLENİ YAYMAK VAZİFENDİR; KOLAYLAMAK BİZDEN.” denildi, RESULÜ’ne öyle verildi. Günde verilen, elden ele yayılandır. Elbet ağacın kökünden alınandır.

9 ‘İki dal.’ dendi, yorumu arandı. YUNUS’um der ki: “Dal dalı ezmez, eren yanlız gezmez, gölgesini silmez, cümleyi bölmez, asla yanlız kalmaz, ağır sözü almaz, ne olursa olsun solmaz. Aldığı-verdiği sadece O’ndandır, danıştığı O’dur.” 

(Resim verilir: HAMZA DOST)

10  Yenilmeye değil, denenmeye alışır. Yenilmek, meydan savaşına mahsus değildir. Fikir savaşı da kulun yeteneğine bağlıdır. Yazılan-çizilen, sohbette anılan cümlesine, ALLAH’ım RAHMETİ’ni yağdırsın. Gelen, resmini verenin yerine, cümlenizi nasip kılsın dendi. Kimliği soruldu. Günde değil. RESULÜ’ne hizmette kusursuz kalmış, gönlünü o’na, olduğu gibi yatırmış. Adını diyelim, HAMZA okuyalım. Genç geldi, genç oldu, genç göçtü. Hizmeti, RESULÜ’nün gençliğine aitti. ‘Nasıl?..’ denir.

11 YUNUS’um der ki: “Olanı bilmek, her kişiye nasiptir; olmadan uymak, er kişiye nasiptir.”

12 Olmadan uymak, kulun bildiği manada. Olduğu nasıl bilinir? Duyulduğundan, kerameti görüldüğünden. HAMZA’nın uyduğu, RESULÜ’nün duyulmadığından öncedir. Devesine uyar, yüküne el atar. Yardımcısı. Bilinmeyenden. 

ALLAH’ıma emanet olunuz.

13 ALLAH’a ısmarladık. Zorda kalışta, HAMZA’yı anınız. O’nu idrak edenlerden. Ne var ki, sadece kendi bildiğinden. Görmüş, bilmiş, uymuş; uyumadan beklemiş.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH