24 Ekim 1975

MEVLÂNA’yım ben!

1 ‘Yedekten gelmez, sevmeden gülmez, her alan kalmaz.’ dedik cümleyi selamladık.

2 ‘Yedekten gelmez.’ dedik. Yedek nedir? Yardım vereyim, el-ele geleyim diyendir. Ne var ki, sadece yolda el-ele gidilir. Gidişte her kul yektir. El elde, mor gözde kalmaz, gül açtıysa solmaz.

3 Olumda hata görülmez, sadece yorumdadır hata. ‘Ya beden hatası nedir?’ denirse, ‘Güzelliğe denktir.’ derim. ‘Olamaz.’ diyene de ki: Bedende hata gören sensin. Gönüldeki âtayı görsene, çiçeği bahçene sersene, güzelliği görene versene.

4 Günün yorumuna el atanın, sorgusu kimdendir? Gerçek duvar misali örülmüş, geçenin gözünden kaçırmış. Ne var ki, YARATAN unutulmuş. Duvarın her yanını görür, öreni görene getirir. Meraka yer yok.

5 “Suyunu akandan al, gönlüne bakana ver.” dedi YUNUS’um söze girdi: “Zeytin dalda, gül elde, gönül güzelde olsun, olaylar HAKK’a kalsın, camın örttüğünü güneş aydınlatsın. Cemden CAN’a gideceğiz, cümlede O’nu bulacağız, AŞK’ımıza düşeceğiz. Elbet murad alacağız. Güya gelmez dediler, YUNUS vermez dediler, perde gerisinde söylediler söylediler. Söyleyen bilseydi, YARİMİZ’i bulsaydı, gönüllere girseydi. Girmezse ne olacak? Gönlümüz gene O’nda kalacak.

6 Sevmese de sevilecek, görmese de verilecek, alasıya derilecek, ancak öyle dirilecek. Dirilmekten maksat, uyanacak.”

7 Yol münasip dedik, sözü aldık. Görünüş-biliniş, yoruma girişe uysa; bilinenin bilindiği, sona kalmazdı. Her gelen, adını dünyaya bildiren; ancak göçüne kadar tanınır. Göçünden sonra adı ile anılır. Olayımız odur. 

8 Perdeyi aralasan, hakikati görsen; yeniyi benden ayırmazdın. ‘Yeni nedir?’ denildi. Gelişimiz-verişimiz-yazıya girişimiz. Yazı, verilendir; ‘Filiz.’ denilendir. YM.

9 Göçünde adı bilinecek, adı ile anılacak. ‘EYVALLAH’ deyiminde, yorumda hataya düşmeyelim. Anlamı doğuştur, RAHMETİ’nden veriştir. Alabiliyorsan, sana bağıştır. ‘Geminin kaptanını.’ dedik. YM. Göçünü verdik. ‘Kim?’ dendi. EYVALLAH. (ş)

10 Gedik aşılır. Aşıran kimdir, aşan kim? Aşan, niyet eden; aşıran, yazıyı YAZAN. Yedeği yoktur. Daha önce verdik. ALPERENLER’den gelen, resmini veren. Günde gelene, ‘Rüya mı?’ diyene elini verir. Bildiği, aldığı odur. Kayguyu sildiği ondan. “ ‘Dayandığım.’ demesin, dayanılan HAK’tır. Güvendiği HAK olsun, sadece HAKK’a şükretsin.” dedi BAHADIR KORKUT elini ona verdi. EYVALLAH.

11 Sahifeyi dürmeyelim günü gelmeden, neden demeyelim ALLAH’ım vermeden. VEREN O, GÖREN O, ÇÖZEN O. Gelen günü bilsen, kaderine duvar mı öreceksin? Yoksa yolundaki taşı mı ayıklıyacaksın? Bilsen de bilmesen de, o yoldan geçeceksin. Suyun aktığı yerde her yol HAKK’a açıktır. Sel olanı sevmezsin, yel olanı övmezsin. Unutma ki; sel aşırır, yel götürür. Nereye? Her aldığını menziline.

12 Oluşun güzeldir, olduğun gibi; gelişin güzeldir, kaldığı gibi; görüşün güzeldir, uyduğu gibi, cümlede HAKK’ı bulduğu gibi. ‘Yerini bilelim, adını analım.’ denir, YUNUS’umdan sorulur. Gönlünü aç, ordadır; yaprağı seç, ondadır; ADI’nı an, andadır.

(Resim verilir: YUNUS EMRE) 

13  Her dileyen alsın, YUNUS’um desin. Dünün değil, günün. Olumunu buluşta, kendini bilişteki halidir. EYVALLAH.

ALLAH’a ısmarladık

‘ALLAH’a ısmarladık.’ diyelim, sözü öylece bağlayalım.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH