4 Nisan 1976

(Filipin adalarında bıçaksız ameliyat yapılmakta. Türkiye'de de yapılabilir mi?)

MEVLÂNA’yım ben!

1 Huzuru dilersen, yerinde ararsın; gönlünü, hayır diye tararsın. Hiç bir olay tesadüfe uygun değildir. Yer değiştirenin sözü sel ile gitmez, güne yunan kaygı katmaz. Yunan paklanandır. HAK SÖZÜ ile HAK'lanandır. Gitmeyen gelmez, yazılan bozulmaz. Verdim geçende, uygun haberi bekle. Günün değeri niyazına uydurandadır. Niyazın edilişi yazıya uyandandır. Daha önce dedim, ALLAH'ım niyetimizi yazımıza uydursun, niyazımızı öyle bildirsin. Daha önce verdim. Adadan, adanın büyüğünden gelecek haberi alırsın, uygun yola koyulursun.

2 Dördü dörtte verdik, dörtte biri gösterdik. Şah ile değil, şeh ile olacak. Almayan, dönüşte 'Güzel.'  diyecek. Selamımız veresiniz, yazıyı öyle gönderesiniz. ALLAH'ım izin verdikte, yerden yeri açarsın. İzin vermedi ise, nasıl adım açarsın? Eline el alan, gözünü yerden alır, derdini yelden sıyırır. Yazılan, ne elden, ne dilden; sadece gönülden. Gönül yola koyuldukta, kul hakikate ayıldık ta; ne ilaç, ne güllaç gerekir. Gönül gönüle bağlar. Daha önce dedik, halka halkaya eklenir, nerde olsa beklenir; olacağa hata nasıl yüklenir?

3 YUNUS'um der ki: " 'Sen O'nu bilir misin, yaptığını görür müsün?' diyene sözüm, dağınık değil ÖZ'üm. Dar geçitte kalmadım, 'Versem.' deyip dalmadım. Günümü O'ndan bildim, yarınımı umdum." 

4 Olumsuzluk yok. Oluma yol alır. Gönüller bir oldukta, yolun ne sözü kalır? Gün doğuşa şafak denir, taze pişmiş ekmek yenir. Her kul günde kendini koştu sanır. YUNUS olumsuza söz etmez, sözün tatlısına eskiyi katmaz, yemeyenin yiyeceğine bakmaz. 'Teke helva karmaz.' denende, 'Helvayı kaşık olsa da ben de karsam.' demez, paylaşmadan edemez.

5 Dördün sözünü ettik, özünü gösterdik. Dağda dolanan, gönlünde hallenen, NURU ile nurlanan, elini gözden ayırmayan. (Filipinlerdeki, dağda yaşayan Dörtten biri mi?) Evet. Göz nurdur, O'nun haliyle hallenen PİR'dir.

6 LOKMAN der ki: "Göz ile el alan, gönlünü nurlandırandır." Ne var ki, göz yumuşak yolda verir. Göz, kendini bilmeyeni, eline 'Koz aldım.' diye  sevineni; dağdan taştan aşırır, suyu varsa taşırır. Hem taşırır, hem düşürür. 'Ağızdan söz aldım.' dersin; ben de sana 'Yazılanı okudum.' derim. El vereceksin. Dört dedik, dördün duvarını örmeye vazife aldık. Dördün çatısı örüldükte, el eli bulmuş olur demedik mi? Akıl danışman, mantık delişmen olursa, dengeyi dörtler kurar.

7 Ağacın dikti isen, suyunu döktü isen meyvesini bekle. Aklın ermediği yerde, HAKK'ın ELİ olduğunu bil. Gemiyi dümensiz alamazsın, denize girdikte kıyıda dalamazsın. 'Git derine.' dedik. Yazılmadı ise, dilesen de boğulamazsın. 'Olumsuzluk yok.' dedik. 'Dilediğin HAK.' dedik. YAZAN, bozmaz.  Genişlik duranda değil, açılandadır. Yeni'yi verdik, 'Eskiyi geç.' dedik. 'Almazsam.' deme. Sen de denilenin yazıldığı gibi olduğunu bilesin. YM. diyelim, sözü tatlı ile bağlıyalım.

8 Bal sevene bal verelim, 'Hal' diyene yol gösterelim. Şahin dağda uçar mı, gölge görse kaçar mı. Hem uçar, hem kaçar. Ne var ki, uçtuğunu gören kaçtığını bilmez. Kartal, yuvasını ağaca kurmaz. Çünkü ağaç kartala yer vermez. Neden? Ağaç barındırandır, güvendiren değil. Gerçeği kim bulur, nerden bilir? Gerçek; olandır, KİTABA YAZILAN'dır. Yazıldığı gibi okuyan gerçeği bilir. 'Kim bilir?' dersen. 'YAZAN.' dedik. RESULU yazıldığı gibi okuyan. 'Yazıldığı gibi nasıl okunur, nasıl bilinir?' dendi. KUR'AN'ı aldı, YAZI'yı bildi, kainatı buldu, kulu ile hemhal oldu.

9 Dörtten dördü aldık, çatı diye verdik. Duvarını sizler ile öreriz. (Bu dört kişi KUR'AN'ın bazı kısımlarını, diğer insanlara nazaran daha mı açıklayıp anlayabiliyorlar?) KUR'AN'ı nasıl böleriz? Elbet bilenden, kainatı bulandan. 'Sayıları çok mu?' dersin, duvarı örenlerin. Dünün günü geçildi, gelen güne açıldı. 'Dünyanın çatısı kimdir?' denildi. RESULÜ. (Resim verilir) Çatının DÖRT MELEĞİ. Açılan pencereler, PEYGAMBERLER. 'Kapısı?..' diyene de ki: Her dileyenin gönlü. Kapı, HAKK'ındır, yapısının olduğu gibi. (Türkiye’de DÖRT KUTUP'tan biri varmış. Yardım eder misiniz?) Dağın yücesine, koyunun hecesine, ineğin hücresine, sütün katresine nokta koydukta bulacaksın. 'Nerde aradım, nerde buldum.' diye güleceksin. Yerini bilmek, bulmak değildir; çağrıldığın an yürümektir. Gülersin, geçersin; dönüşte gördüğünü bulmazsan şaşarsın. İşte o aradığındır. ALLAH'ım oyunu arayana verir. Ne var ki, önce dolandırır. 

10 CAN'dan CAN'a EYVALLAH. CAN'dan sana EYVALLAH.

11 ALLAH'ıma emanet olunuz. Sözümün alınmadığı, kuldan kula bölünmediği vaki midir? Gönlün huzurda, vurduğun hazırda ise yol kulundur. Ağaca danışan söz ile vermez, dalını meyva olmadan eğmez. Ne var ki, kamışa ne dersen alırsın, aldığın gibi verirsin. 'Uğraşsam mı, bulsam mı?' diyene verdik. Olayları tesadüf demeyin. ALLAH'a ısmarladık.

12 De ki: Yaprak idim dökülmedim, HAK YOLU'ndan açılmadım, selam ondan benim dilimden, MEVLÂNA CELÂLEDDİN-i RUMİ.

13 Asil RUH aslına döner. 

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH