|
7 Nisan 1976 MEVLÂNA’yım ben! 1 Aslımız BİR'den,
ÖZ'ümüz VAROLANDAN. Geldik kaygumuzu gördük, oluşumuza öykü söyledik.
Gelişe demedim. 2 YUNUS'um der ki: "Az azdan alınırsa, paylaşılmış olur. Az çoktan alınırsa,
HİMMETİ'nden bilinir. 'Kaide bu mudur?' denirse; azdan da alsan,
çoktan da, nasibindir. Amade olanın ayağında yol kısa bulunur. Neden? Her
olanı güzel gördüğünden. Aydın gören açık gider, karamsar olan göçük
gider. 'Gökte bulut var, sel gelirse?..' deme. 'Yaprak oynar, yel eserse...'
deme. Ne sel götürür, ne yel getirir. Gönlünü aydın tutan, ömründe güzel günü
arttırır. Unutulmasın, çobanı eyleyen ne kavalı ne kuzuları. Sadece okuduğu
güzel yazılarıdır. Kainatın güzelliği yazılandan değil mi? 3 Aynayı eline alsan,
güldüğün an baksan; elbet hoşnut olursun. Öyle oldukta, niye her an
her olaya gülmezsin? 'Ağlayanın yanında gülünür mü?' dersin.
Ağlayanın elini tutmayı vazife bildikte; yeniyi bilmiş olmaz mısın?
Öyle oldukta gülene gülmez misin? Yol; aydın kuluna yazı, muğmin
kuluna kazıdır. Rüya, yorgun oldukta YUNUS misali yolda geçer. 'Nasıl?..'
denilir. Kul yorgun ise rüyada durmadan yürüdüğünü görür. 'Niyete uyandan
mı?' dendi. Daha önce dedim; uykuda ruh bedenden ayrılır amma tamamen kopmaz.
İşte yorgun kul, gidişi dahi bilebilir. Elbet aykırı değil. 4 Sabah çıksan ayaza, ezan
sorsan yobaza, der ki: 'Kulağını aç, nasibin yok, yolumdan geç.' Sanki,
kulun nasibi kuldan sorulur." der YUNUS'um sözü bağlar. 5 El elden
tutarsa, kalemi kağıdı atarsa, her olayı 'Hayır.' diye örterse; namaza
giden yobazın sorusunu dahi siler. Alacağım, böleceğim, cümle ile
göreceğim. Güneş misali. Ne zengin, ne fakir, ne aç, ne sefil. Hangi
dinden olsa, yeter ki kulluğunu bilse. Geliş öyle olmalı, gidiş
gelişe uymalı. Çokluk bölünmeğe değil, BİR'liğe
gitmeli. BİR'dir, dirlik ile oluşur; oluşan BİRLİK’e
sevgi doluşur. 6 Binayı
oluşturan nedir? 'Taş, toprak.' denir. Elbet. Ne var ki, beton onu
pekiştirir. Öğüt, olumsuzluğa elbet yol vermez, yolun
gidişinde kaygu görülmez. 'Olacaksa, evet dense.' diyenin, olmayacağa
inanmadığı görülür. Ayran almayı deneyen, yoğurdu istemese de
düşünür. Aşağı düşenin ayağına ağrı girerse,
elbet neden demez. Düşmeden ağrıyanın sorgusu olur. Ne var ki,
geçenin, 'Olamaz.' dendiğinde, geçeceği düşünülür. Aykırılık
yok. Geçemez denen, geçecektir. Sözüm budur. YM. 7 Gölgeyi bulanlar, 'Oh ne güzel.' diyenler,
güneşi tanıyanlardır. Güneşten yanmasa, gölgenin değerini
bilmez. 8 NEYZEN der ki: "Gölde balık avlamadım,
aydan yolumu sormadım. Üfledim nefes verdim, nefesle canları sardım. Canım
dedim, yalvardım. Gecede düşmem yola, AŞK sofrasında geldim bu hale.
Günümü bilenler, 'Bir nefes.' diyenler. Nefes canda, can tende, AŞK bende,
görgü sende. 'Sarhoş.' dedin alındım, dost dilinde dolandım. Daldan dala,
halden hale; her diyene uydum, her diyenden duydum. 'Diyen DOST'un dilidir,
vuran DOST'un elidir, seven DOST'un GÜLÜ'dür.' dedim. Yıkık duvara dayandım,
duvar beni taşır mı? Yolun gidişine uydum. Bildim ki; döven de seven
de benden. Çünkü cümle can O'ndan. Olmaz, güzelin görüntüsü camdan bilinmez.
Camını aç, öyle bak." 9 Gelmeyi diledi, söz ile verdi, NEYZEN yürüdü. 10 Kuşku ömrün karanlık günüdür. Silelim,
sözümüzü öyle bağlayalım, ayyaş olanın haline değil, havaline
bakalım. ALLAH'a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|