16 Haziran 1976

MEVLÂNA’yım ben!

1 Aynayı ele verdik, al da kendini gör dedik. Sahifeyi çevirdik, görendendir dedik, genişliği anlattık. ‘Gerçeği gören nerde?’ denmesin. Her kul açısı nispetinde görür. Olumsuzluk, aramayandadır. Arayıp bulamayan olmaz. Çimenin varlığı renginden, çiçeğin varlığı dengindendir. ‘Dengi nedir?’ derseniz; sarmaşık sarılır, gül derilir. Yeşil rengin murad olduğu söylenir. Yeşilin dengi, MELEKLER’in ahengidir. Onun için, huzur verir. Kulun gönül gözü renkten alır. Mavide uçuculuğu görür. YM. diyelim cümleyi selamlayalım. 

2 Çağdan değil çoktan bulunur, TEK’e dönülür. ‘Çokluk her yerde vaki midir?..’ denir, çobanın nasıl bulduğu sorulur. Çokluk kulun gönül kavgasıdır, teklik beden yongasıdır. Güneşin olduğu yerde, düzeni bulduğu yerde söz toprağındır, göz yaprağın. Alış kökten, veriş meyveden.

3 ‘Doğuşun dengi nedir?’ dendi. Doğuş çokluğa dönüştür, dönüşte buluştur. Geceyi açabilir misin, akıl gücün ne kadar üstün olsa? Asayiş senden gelir sanma. Düzeni buldukta, dumansız kaldıkta tekamül; bedenin yapısına hüküm verdirir, kapısına değil. Tekamül bilimdir, İLMİ’ne uygun. İlim nerden gelir, nerde bulur, nerde kalır? Aynayı eline aldıkta, ‘İlimde gördüm.’ der misin? İlim kula buldurur, kulu oldurur, doğuşa götürür. Doğuş; kendini, ÖZ varlığını buluştur. ÖZ dendikte söze yer yok. Dünya sözdedir, dünya gözdedir, dünya bizde değil sizdedir. Biz ÖZ’de, siz sözde. Ne var ki söz ÖZ’e getirir.

4 ‘O’ndan geldik.’ dedikte, VARLIĞI ile var olmuş değil miyiz? O YARATAN, O yarattığını bildiren, KENDİNİ bulduran. Öyle oldukta, ÖZ’e geldikte, neyi bilmek istersiniz? ‘VARSIN, VARLIĞIN’da bütün olayım.’ de, ‘VAROLDUĞUN’u bildiğim kadar kendimi bulayım.’ de.

5 ‘Serden geçti, deryaya ün saldı.’ derlerse, adını söylerler; ‘Gelmiş, uymuş, bulmuş.’ derlerse, ÖZ’ünü bilmiş olurlar. Ne var ki, asıl olan, her kulun kendi ÖZ’ünü bilmesidir. Öyle oldukta, hal le hallenir. Dünyayı dünyaya bırakmak, olayların O’nun iradesinde yol aldığını bilmektir. Öyle oldukta kendine dönmek, yazıya uymaktır. 

6 Eski, silinen amma görünmeyendir; yeni, okunan amma çözülmeyendir. ‘Nasıl çözelim?’ derseniz, dünyayı dünyaya bıraktıkta. ‘Öyle ise olamayız, anahtarı bulamayız.’ demeyin. Dedik, arayan bulur. Bulunamayacak nasıl verilir? Aşılan tepenin ardı bilinir, tepeye varmadıkça bulamazsınız. Adım adım gidilir, tepeye varıldıkta ardı kuş misali görülür. O zaman güzel denir, çözülür. Günün yorumunu verdik.

7 Aydan bilmedik te, yıldızdan denmedikte, her olay dumansız görüldükte; yoğun bilgi bunaltır. Güneş verir her alana. Görüşün değeri ölçülmez, çünkü nerden baktığı bilinmez. Daha önce verdik, her gören ağacı aynen anlatmaz. Çünkü aynı yönden görmez. Altında oturan dallarını tarif eder, yukardan bakan yaprağını. Sağdan soldan, her ayrı ayrıdır. Onun için görüşe hata bulmayalım. Görüşte, genişliği olana güzel deyip dar geleni yermeyelim.

8 Gelişte yorumun alındığını verelim. “Diyar-diyar gezdik, her gelende var olanı sezdik.” dedi YUNUS’um selamladı.

9 “Varlığın varlığım ile dost, aldığın bildiğin ile dost, geldim HAMZA DOST.” dedi selamladı.

10 Uyduğumuz bilinir, adımıza MEVLÂNA denilir. Selam olsun, gönderen yolumuzu bulsun. Aldık, EYVALLAH dedik, cümlesine niyaza durduk. (Niyaz orada da aynı mı?) EYVALLAH. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH