|
21 Temmuz 1976 MEVLANA’yım ben! 1 Hoş geçen her günü, boş diye bakma. YUNUS’um der ki: “Hoş olan sada, gönülden alınır, gönüle akarılır. ‘YAR’ dediğin, yönünün nidaya çevirir. Cümlenize selam olsun, dostluk düşünceden devreye girsin, düzeyi bulsun. 2 Yersiz söz yönünü çevirmez, gönlünü uydurmazsa, dünün sözü güne mesned olur, yarına destek sayılır. Ne var ki, söz yazıya uyarsa. Kaderin yazıldığı, yorum okunduğu gibidir, olan görüldüğü gibi.” 3 YESEVİ der ki: “Eline ÜÇ GÜL versem, ‘ÜÇ’ü senindir’ desem, neye yorarsın? Soruya verdim. (Aramızda yorum yapıldı) Yorumlar güzel, dökülür gazel. Renk ses yorumdan geçer. ‘YA ALLAH!’ dedim, ÜÇ GÜL ile verdim. HAZRETİ MUHAMMED, KUR’AN’ı AZÜMÜŞŞAN ve AŞK. 4 Aşk olmadan alamazsın, alamazsan bilemezsin, bilemezsen olamazsın. Olum için ÜÇ GÜL gerek.” 5 Düşsem yola, girsem hale, görsem yoldan gelenleri. ‘Yel oldum varamadım, sel oldum duramadım’ diyene de ki: ‘Yel varır sel durur, yeter ki gönlünde olanın yerini bil.’ ‘Gönlünde olanın yeri nedir?’ derseniz, sebepler kâbesi. Ne demek dendi. Sebep olayın yörüngesidir. Olumsuzluk kulun kaygusudur. Almaktan uzak kaldığın, yumuşak yola uymayandandır. 6 ‘Çorbayı kaynattım, gel içelim’ diyene ‘Ya nasib’ de. Kundak doğana
gereklidir, büyüyene değil. ‘Genç olan ihtiyarı bilmez’ diyene de ki: ‘Bilmeyenden
uzak kalırım, sözü söze katana gönül koyarım.’ 7 Yorgan yastığa denk ise, yatağa da eşittir. Çünkü, hazırlayan kulun kendisidir. Dört duvara eşit diye bakma, yeni’ye yön buldukta, olandan olacaktan kula söz etme. ‘YAZAN bilir, kulunu görür de.’ 8 Güneşin ölçüsüne söz edene de ki: ‘Yudum yudum vermedi, bir gün öbür güne uymadı. Öyle oldukta ölçüyü nerden buldun, ısıya nasıl söz ettin? ‘Güneşten maksat nedir?’ dendi. Güneşten maksat, kainatın yöresi. Yörüngesi demedim. Donatılmış kainat nedir? Duyuya yer veren her olay, kainatın yöresine girer. 9 Kainat duyu gözü olan her şeydir. Güneşin görülmedik noktası yoktur. Öyle oldukta, yörenin donatımında olaya uyar. Kör dahi hem görür, hem uyar. Öz yorum, su olan her şeyin yöresini güneş temsil eder. 10 Buğdayı ekersin, suyunu çekersin; güneş oldurur, güneş erdirir. Erdikte, dereyi buğdayın köküne akıtsan erginliğini vermez. Buğday erdikte senindir, her dileyenindir. Kendini siler, tane tane böler. 11 Dost dost diyenden ol ki, DOST’a varasın. Dost dost diyene elini ver ki, DOST’u bulasın. Her eli DOST’tan bil. Sevmeyi arkaya bırak. ‘Seveyim’ de, ‘tutayım’ deme. Demek ki el HAK ELİ’dir, kimde olursa olsun. İster fakir ister zengin. Dost eli dersen dengim, eli elde bulursun, dost diliyle varırsın. 12 ‘Selam’ diyene ‘Selam’ de ki suyunu bulasın, akandan varıp deryaya varasın. Selam kelama götürür, kulu kula bildirir. Ne var ki, ‘Neyini alayım?’ dersen, olmayandan olanı bulursun. 13 Kulun hatası, seni sana buldurur. Varsın ‘Deli’ densin, gönlünde VELİ niyeti olsun. Gerçek; VELİ’yi deli, deliyi VELİ eder. (Demek ki deli ile VELİ bir noktada birleşir) EYVALLAH. Öyle oldukta, kim selam ederse dur, kim dost derse elini ver. 14 Düğmeyi diken mi sevaptadır, yoksa koparan mı? Nasibine düğme vurmaya kalkan, sevaptan nasip almaz. Asmayı deneyin. ‘Üzümünü ben yeyim’ dediğin yıl nasibin kıttır. ‘Asmalar üzüm versin, dostlarım gelsin’ dersin, dedikte düğmeyi koparmış olursun. 15 SULTAN VELED denilir, OĞUL öyle anılır. Sultanlık tac giyenedir, DOST diyene değil. Sultanlık ‘Taht’ diyenedir ‘Baht’ diyene değil. Bahtım yazılansa, dileyen ben değilim. Yazılan YAR ELİ’nden, okunan HAK DİLİ’nden. Yorumu. Dilenendir. Güzellik, bilinen değil uyulandır. 16 ‘Gemiyi gördüm, gördüm kaçırdım’ deme. Gelecek gemi uzakta değil. Kaçırdığın gemi, nasibin olmayandır. Gelecek gemi, geçecek değil. 17 Sözü söze katma, sözüm yabana atma. ‘Güç oldu’ deyip yatma. Gerçek güne yol açar, yumuşak yoldan geçer. 18 Dost dedik, dostta durduk. El ile gelenin söz diye verenin
sözlüğü olduk. 19 VEYSEL’i sordunuz, dostu DOST’ta bildiniz, zahirden aldınız, zuhurda durdunuz. ‘Geç oldu’ demeyin, yazının geleceğe kapı açtığını bilin. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|