23 Temmuz 1976
MEVLÂNA’yım ben!
1 “Gözde nur, gönülde PİR
olsun, cümlede bulsun, selama dursun.” dedi, RESULÜ’nden Selam getirdi. Kayıtta
yazılı. ‘Kim getirdi?’ dendi. Yazıcı. ‘Kim?’ dendi. EBUBEKİR
HAZRETLERİ. “Selamım onlara olsun, aldığım cümlede kalsın, kainatta
BİR olsun. NUR’dan aldı, PİR’den yaydı. Paylaştığı cümlede.
ALLAH’ım RAZI olsun, sorgusuz bulsun.” dedi.
2 MEVLÂNA’yım. Oluşunu bilene,
görüşünü sorsan; diyemez, dilde tarif bulamaz. Cenk kime nerde gereklidir?
Yangını çıkarana, ormanda gerekli. Denizde yangın çıkamaz. Kuşakta
olumsuzluk var ise, hatayı belde arama. Gölde sinek var ise; olumsuzluk gölde değil,
yeldedir. Olayları çukurda değil, düze çıkarıp yorum verin.
3 Geldik suyun rengine, sorduk yolun
dengine. Yanılma olmasın. Rengi ne, dengi ne? Suyun rengi yüzeyden, yolun dengi
düzeyden. Düzlük, gösterir. Gördüğün her eşya sana söz eder. Nasıl
dersen, şekil de sözün özüdür. Günün verdiği gecenin serdiğidir.
Yargıya varıldıkta, rengine erildik te; yeşil verici, mavi dericidir. Daha
önce verdik. MELEKLER NUR olur. ‘Aslı NUR değil mi?’ dendi. Elbet NUR’dur.
Ne var ki seçilmiş kuluna kesif olarak görünür. Verici yeşil dedik.
CEBRAİL ALEYHİSSELAM’ı verdik. Derici mavi dedik, AZRAİL
ALEYHİSSELAM’ı verdik. ‘Daha.’ denildi, DÖRDÜ’nden soruldu. Verildiği
kadar. Gün gelende onlar da verilecek, elbet görülecek. Kapıda görmeyen yok.
Görmek için acelen var mı?
4 Yumuşak yolun sözü de
yumuşak olur. Görsen görmesen, anında gelir, anında yürür. Günün sözü
nerde başladı nereye geldi. Verenin, dünya yorumu topraktır; derenin,
gökyüzü. Toprak yeşile, gök maviye eşittir. Her an el ele olur, gönüllere
yol verir, gerçeği bilmeyene gösterir. Güneşin yargısı olur mu,
gökyüzü sargıya gelir mi, toprağa yama vurulur mu? Toprak yamayı ne yapsın
derseniz, yanardağ delik açtığında örtmeyi deneyebilir misiniz? Onun
için olaylar, dünyanın değil kainatın düzeni denilsin; düzen, SAHİBİ’ne
bırakılsın.
5 Sorulanı daha önce verdik, söze
söz katılmasın dedik. ‘Doğruya doğru, yanlışa yanlış demek
hata mı?’ derseniz; olacak olmayacak demeyi kendi bulgunuza veriniz. Suni bulut
ne kadar yersiz ise, gereksiz yargı da o kadar yersizdir.
6 YUNUS’um der ki: “Döne-döne
geldim, doğudan batıya kuzeyden güneye baktım durdum. ‘Ne gördün, baktın?’
derseniz; doğuda yatanı, batıda tutanı, güneyde arayanı, kuzeyde
yağız ata bineni. ‘Ne demek?’ denmesin, günü gelir yorum kendini verir.
Elbet güzeldir, güzelden güzeldir. Gedik doğudan açılır, güneyden geçilir,
kuzeyde ‘YA ALLAH!’ denilir, batıda kainatın süsü görülür. Kainatın süsü nedir?
Yağız ata eden binilir? Olumunu bilene sorduk. Dedi ki: Müminin sesidir,
kainatın süsü. YUNUS oldum, döndüm-döndüm. Süs olsam dile gelirdim, dile
getirene yardımcı olurdum. Ona de ki: El ele verelim, beraber dile getirelim.
Suyun aktığı yer, batının baktığı yerdir. Suyun aktığı yer,
YUNUS’un anıldığı, anıtının dikildiği yerdir. ‘Anıtın nerde ya YUNUS?’
derseniz; anan gönüllerdedir. Beraber dönelim, döne-döne sunalım.” dedi. YUNUS
diyesiniz.
7 Gurbet bize el olmaz, su
boşansa sel olmaz. Gördük geldik halini, gönüller ayrı kalmaz. El ele
vereceğiz, yolda olana yardımcı gideceğiz. ‘Çok yönde yorum gerek.’
derse de, yoruma girdikte, sözü dört köşesinden tuttukta; bohça misali
toplar, elde olan ikna eder.
8 Dost diyene, dost çağırana
‘Gurbet.’ dedik. Gidenin olacağı, gelenin bulacağı bilinsin, çevrede
selamet görüldüğü alınsın.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH