24 Temmuz 1976 - Miraç Kandili 

MEVLÂNA’yım ben!

1 'Geçenden sorgumuz olmasın, gelenden kaygumuz kalmasın!' dedik, niyaza durduk, cümle ile geldik, cümlenizi selamladık.

2 'Alacağımız vereceğimiz ADI'na olsun, ALLAH'ım aydın gönülde bizleri bulsun!' deyiniz, duacı olunuz! Sahipsiz değiliz kaygu edelim. Ayağımız yoldadır, gönlümüz halde. Gelenlere, niyazın verdiği kadar duacı olunuz. Sorunun yersizi olmaz! Anılanların cümlesi gelir, niyazlara karşı durur. 'Aldık, alacağınız bol olsun.' dediler, duacı oldular. Her kul, andığını geldi bilsin. 'Gelemeyen olmaz mı?' denir. Gecenin olumu böyledir, cümlesi gelir.

3 "Gönüller hoşnut olsun. Geldim, selamet diledim. Soğuk değil, sıcak değil. Andınız geldim, aymayı bilenleri gördüm. Yazıyı alandanım, sıraya koyandanım.

4 Sadaka alan mı veren mi sevaptadır? Suçu işleyen mi işleten mi günahtadır? Sevabın, alana da verene de yazıldığı bilinsin! Günahı işleyen işleten günahtadır! Bildi ise, tövbekar oldu ise; AFFI'nın yüceliği, kulunun yerini buldurur. 'Adak yerinde midir?' denir. Sevindirdiğin kullar kadar. 'Ayyaş, yolsuz mu?' denir. Ayyaş, gönülden silmediği yere kadar. 'Yazılı değil mi?'  dendi. Elbet yazılı. Gönülde olduğu zaman silene selam verilmez, olacağını bilmediğin neticeye elbet iltifat edilmez. 'Ben kendimi bilirim, sorgumu düşünürüm.' diyenin, yargısı da, sorgusu da kendine aittir. Aksini ispata çalışmak, kulun kula vereceğini aşar. Selam olsun, gecenin RAHMET'i gönüllere dolsun." dedi, selamları iletti. (HAZRETİ EBUBEKİR)

5 "DÖRT'ten birine yol sorsan ayrıdan vermez, bildikleri RESULÜ'nden ayrı kalmaz. (DÖRT HALİFE) Geldim gördüm, Selam getirdim.

6 "Hoşnutum bağlılık yollarına, uygunluk hallerine. Soruyu aldıkları gün, 'Şefaat!' dedikleri gün; bilsinler, silsinler, beraber olacağız! Olacağımız yazılıdır, KABE'de kazılıdır. 'Duyduk Sesin'i, aldık Nefesin'i.' desinler, uyanık olsunlar, öyle gelsinler."

7 ALİ'yim. "Yer gök nefes alanın, yer gök ALLAH diyenin, yer gök yolumu bilenin."

8 "OSMAN'ın sargısı, olmadı yargısı. ALLAH yazdı, RESULÜ aldı bize iletti." dedi, selam ile geldi:

9 "Dağda bağda, suda çölde ADI'nı anasın, dayandığını bilesin, kayguları öyle silesin! Sahipsiz değilsin! Günün yorumu budur. Ayak gidenin, sürü güdenindir. Gidiş; kendini biliş değil, kulunun halini halleniştir. (HAZRETİ MUHAMMED'in miracı) RESULÜ'nün gidişi, HAK ile buluşuşu. Gidenin kendine değil, ümmetinin yerinedir, ümmetinin yönünedir. Gidenin, yeri yönü belli. Her kulu olunca o'nunla halli, elbet selam alacak, 'ALLAH'ım, layık mıyım?' diyecek. Her kul layık olduğunu bulur, görür. 'OSMAN adım!' dedim, gecenin nasibini cümlenize diledim."

10 " 'Ya OMAR! Nerden geldin, nerde durdun, kimden aldın?..' derseniz; doğuşu, kainatın doğuşuna denk olandan, ALLAH ADI'na bilmemişle cenk edenden. Cengi, Adına denktir.

11 Sebepler yaratan, yarattığını sebepler gölgesine oturtan, hakikati sebeplerle bulduran; elbet YARATAN'dır, GÖZETEN'dir, PEYGAMBERLER'i ile KENDİ'ni dileten, dile söyletendir. Gayretin yeri; hale uydukta, olacağı bekleyendir.  

12 Günü andık niyazlarınızdan. SALAVAT eksik kalmasın, 'Dert!..' denmesin, olaylar olumsuzluk ile anılmasın! Sözüm ÖZ'üm sizlerle, niyazım sizlerde." dedi OMAR yürüdü.

13 ALLAH'ım niyazlarımıza kapı açsın, her kulu o kapıdan geçsin, alacakta verecekte YARDIMCI'nız sizlerle olsun!

14 Gönüllerle BİR olan, yollarda ayrılmaz. 'Aşacağımız, neresidir?' denir. Yalandan geçtik. 'Umduğumuz halimiz yetti mi?' dersiniz. Yeten, göç kapısına kadar sürer. 'Nasıl?' dendi. Hal; güne kadar uyulandır, gelene kadar sürer. Yerini bilen yok, elbet dünyanın ölçüsü bu. Altın muradımız. Murad dilek olmaz, oldu ise kulu kalmaz. 

15 Cümlemiz, cümlenize sorduk; 'Birbirinizden hoşnut musunuz?' Hoşnutluk getirmek, bir ölçüde helalleşmektir. Helalleşmek, gecenin özünü, kulunun gözünü açar. Helalleşebildiğin kadar, hoşnut olduğundur; hoşnut olduğun kadar, hale uyduğundur. Kendi kendine öyle ölçü vurabilirsin, 'Halime şükür.' diyebilirsin. Hale şükür, odur. 'Gerçek yerim, DOST'umun gönlünde.' dediğin gün; 'Tahtım sarayım senin olsun, postum gönlünde kalsın.' dersin.

16 Ayyaşın ölçüsü, dertle. 'Derdim olmasa ayyaşlık etmem, ağzıma katmam.' denir, kattığın zehirde aradığın bulunur. Zahirde, zehirde, kahırda, AŞK'ta buldurur. Bulalım hoşnut ederek, bulalım katıksız giderek. Yersiz kalmayız, susuz ölmeyiz, el ele verdik asla şaşmayız. MEVLÂNA'yım söylerim, güzellere güzel, gazellere ÖZ'den derim. 

17 "Kuş kanadı estirir, yalan söze kul astırır." dedi, YUNUS'um geldi:

18 "Yalan ile girdim, yalandan ÖZ'üm sıyırdım. Yalan duyan, yalana uyan; günahını yalancıya ödetendir. 'Yalan dünya, yalan dünya, dolan boşalan dünya.' dediğimiz gün, geldiğimiz bu günü imzalamış olduk.

19 'Ölmüş YUNUS.' dediler, beni toprağa gömdüler, toprak üstünde durdular, YUNUS diye adımı andılar. Yersiz kaldım durmadım, söze geldim dayanamadım. 'Nasıl geldin?' derseniz; ölümsüzlüğün gerekliliğidir, geliş veriş. Doldu boşaldı, YUNUS baş aldı, güzellik yaktı, gerçeğe baktı, can dedi CANAN'da kaldı. Doğuş, gelişin özüdür; yersiz söz, yalanın çelişidir. 'ALLAH'a yol aldık, yolumuz cümle ile.' deyiniz, cümle ile olunuz! BİR'lik ERLİK’tir, ERLİK dirliktir." dedi, YUNUS'um selamladı.

20 Geçitten geçtik, güçlüğü aştık. 'İmtihan yok mu?' denir. 'Doğuştan uydur ALLAH'ım!' dedikte, hale uydukta; imtihanın yeri, yönün ötesinde kalır. 'Nasıl?' denildi. Dersini çalışanın, imtihana ihtiyacı olur mu? Duyulan uyulan nedir, verilen neden?  Güne kadar verdiğimiz, 'Uyunuz, ayınız!' dediğimiz, bundan değil mi? 'Alamayanın, günahı nedir?' derseniz; dileyen her kul alır, hale uydukta görür. Çünkü kulluğun yazısı bellidir. Ol ki, bilesin göresin! 'Ne olayım?' denir. Kul ol, kulluğunu bil!

21 Cümlenizden cümlemiz hoşnutuz, cümleniz de birbirinizden hoşnut olunuz, gönüllere taht kurunuz! Her gönül KABE'dir bilene, 'ALLAH'ım kulu iledir!' diyene. Selam sizlere. 

22 ALLAH'ıma emanet olunuz, gönderileni ilettik bilesiniz. "Aldık sevindik, Nur'u ile sarındık." dediler, HAKK'ın RAHMETİ'ni sizin için dilediler.

ALLAH’ıma emanet olunuz. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH