|
29 Temmuz 1976 MEVLÂNA’yım ben! 1
YUVA'mız halimiz, yolumuz cümlemiz, DOST deriz, DOST
ile yolumuza gideriz. Selam olsun, gönüller dolsun, cevher arayan bulsun. 2
Şahit, gördüğüne şehadet eder. Almayacağın görgüyü, söze
katma! 'Yerden YAR'dan geçmem, zorda arayı açmam.'
diyene de ki: 'Ne zora verdim, ne YAR'dan ayırdım,
gürleyen gökyüzünden rahmet bekledim.' 3
'Oruç olayım, sofrayı bekleyim.' diyen orucunu kendi için tutar. Aynayı yüzüne
tut, 'Gördüğün, baktığındır, gibidir.' de. Aşamayacağın
suya dalma! 'Olmuyor!..' dendiği yerde, olumsuzluk niyettedir.
Ektiğin bostan, yazdığın destana mesnet olmaz. OSMAN der ki: "Mesnet, YAZAN'dandır, söz edenden değil." 4
Mimar çizdiğini bilir, duvarcı ördüğünü, çiftçi ektiğini.
Buğday ekti ise kavak beklemez, söğüt dikti ise bostan beklemez.
Yolcu yola çıktı ise, İZNİ'ndendir! Kavak
boyundan övünmez, çiçek rengine güvenmez. Vergiyi O'ndan biliriz,
İZİN olmayan yerde kalırız. Günün gecesi yormaz, güzellik yoruma
gelmez. 5 Çiçeği neden severiz, dikenini yereriz? Yamayı dilediğin,
'Örtü vurayım.' dediğin, elbet HAK'tandır.
Yorumu alındığı gibi. Çevreyi silemezsin, 'Yerimi alayım!' desen kaderini
bölemezsin. Yerini bilendenim, halini görendenim. 6 Orman görülse, 'Ne güzel!..' denilse, 'Yaprağı döküldükte?..'
denir. Gördüğüne uy, umduğuna değil. Ormana güzel demeyen, olanı
silmeye çalışandır. Yaprağının döküleceğini bahane eder. 7 Kavağın uzunu, almayın kulun yozunu. Ayağını uzatmazsa, gelen
günden söz etmezse; o kula 'Yozmuş.' denir. Ayağını uzatmak, yola
düşmektir. HAK YOLU'nda; gelen güne gidilir, gelen
günden beklenir, gelen günde görülür. 'Gelen güne söz etme!' denen, 'Gelen
günde dünya halini sorma.' denendir. Yozmuş kul bilmiş, ne var ki
bile bile yoldan ayağını çekmiş. 8 Yeniyi aldık, gelen güne müjde verdik. Gelen günün sözü değil mi?
Ceylan dağda, ceylan bağda, ceylan yuvada olsun, SAHİBİ'ni
bilen gelsin. Aşacağımız köprü, yorumdan uzak kalır. Her yorumda
olumun özelliğini veririz, her olayda güzelliğini görürüz. 'Yerimi
kollayım, bohçamı düreyim.' diyene de ki; 'Düzeni-sereni geçtim, yazıya uydum.
Yolum düzde, gönlüm sazda, dilenen alınız kozda. Selamet verdim, kaygusuz kaldım.' 9 Gönülden
yandığı gibi yerini bilesin. Sana. 'Çiçeğe konduğu gibi
kelebeği görürüm, açtığım kapıya gerçeği sorarım. Ne eşik
aşınır, ne aşım dökülür. Doğuşa uyduğum gibiyim.' de,
oymayı gönlüne dile. 10 Dörtte aradığın dörde bölünecek, her yönde biri görülecek. Verilen
değil. Ayranın içildiği, yere tohum saçıldığı, gölgenin batıya
döndüğü yerde; gerçeğin, günün yorumu olduğu bilinecek. Günün
yorumunda yersiz olan sen değilsin. Günün yorumunu yumuşak değil
diyen, sahilde dağdan söz eden. Yorum nerde açılır, nerden geçilir? Kayguya yer yok! Şahit arama, HAK bilir. 11
Yersizlik, YÜCE'nin yazmayı kula verdiğidir.
Çölde yolu kendin çözersin, aradığın kadar gezersin, yazıyı kendin mi
yazmış olursun? Çözeceğin düğümü düşün, önce 'ALLAH'ım!' de, sonra ele al. Göreceksin, 'Çözümü uydu.'
diyeceksin, örgüyü ele alacaksın. Aynayı aldığın gibi yerine koy,
baktığın gibi gör. Ayrıyı gayrıyı çevreye verir, kayguyu
gönlünden alır. Açamadığın bohçayı derd deme,
ver gitsin. Gedik aşanın, şarab içenin,
selamet 'ALLAH'ım!..' diyenindir. ALLAH'ıma emanet olunuz. 12 Verdik, vardık. Yumuşak
yerden alsın, taşı taşa versin, 'Kum öyle olur.' desin, ayırdığı
yerde dursun, 'Yudum yudum alsam yeter mi?' demesin, danıştığı yerde
dumanı görmesin, yanaştığı yerde kilimi sermesin, 'YAZAN'a uydum, gelen günün hayrına inandım.' desin,
yetersiz değil aşmayı denemesin, olduğu yerde olduğu gibi
kalsın! ALLAH'ıma emanet olunuz. 13 Gerçekten uzak durulmasın, 'Gölgeye Güneş gelsin.' denilmesin,
ayranın sütten yapıldığı bilinsin. ALLAH’a
ısmarladık.
|