27 Ağustos 1976 (Ramazanın ilk günü)

MEVLÂNA’yım ben!

1 Anda geldik O'nda gördük. Yerimiz gönüllerde, yönümüz gönüllere. Anıldığımız anda yolumuz yolunuzda. Selam olsun, cümlede ADI anılsın.

2 Gerçek anılan, gönülden duyulandır. Eğledik özledik, anılan aranılan, ayların sultanı denilen güne geldik. Selam olsun. 'Ayağım götürse, gönlümü arıtsa.' diyenlerin ALLAH'ım YARDIMCI'sı olsun.

3 "Gel gelenle, söyle diyenle." dedi, YUNUS'um söze girdi:

4 "Ağaç dalını eğse, yaprağı yere değse; ne yaprak ne toprak şikayetçi olur. Yaprak toprağa düşse, düştüğü yeri örtse; ne ağaç, ne yaprak şikayetçi olur. Olsa-olsa kul söyler. Kendi söyler, kendi dinler. Yoğurt sütün katılmışı, safra kulun atılmışı. Kul kulu bilmeli, kul kulu bulmalı. Bilmeli bulmalı ki sevmeli. Sevenden selamet sevene, sevende keramet sevilene." 

5 Aradığım nedir dedin mi, kendi kendine sordun mu? 'ENEL HAK.' denen odur ki; her yaratılan O'ndan O'na, andan ana. Aydın günün güneşi, yakar kulda ateşi. Sanma güneş ayrı yakar, her kuluna aynı bakar. Yumuşak yol alınız dediğimizde, 'o gün' vardır. 'O gün' kula dünya dardır. 'O gün' nedir? Kulun kendini bildiği, YÜCE'nin AFFI' ile sildiği gün, kul için 'o gün'dür. 'Nasıl bilelim, nerde duralım?' demeyin. Her güne 'o gün' diye bakalım.

6 Gölgeye yer vermedik gönlümüzde, gerçeği silmedik ömrümüzde. Daha önce verdik, 'Seçilen kullarındansınız.' dedik. Kaderi yazan O'dur, şüpheye yer yok. Gerçeği bildi isek, yargıyı sildi isek; verdiğine şükredelim. Yoruma gerek yok. Açık yazdık. Çünkü, 'YAZ.' diyene uyduk. Olduğumuz makam, olmayana var demez. Seçilen, vazifeye layık görülendir. 'Kim?' denmesin, ayrıya düşmesin. Sebepler, bizden değil O'ndan. 'Sevabımız günahımızı örtsün.' deyiniz, her açılan gün öyle niyaz ediniz. Günde verdiğimiz, cümlenize saydığımız vazife zorlu gelmesin. Ne var ki, LAYIK GÖREN'e layık olmaya çalışılsın. Günde cümlenize vazife yükümü verildi.

7 (Bu vazife nedir?) Elbet verilecek. Yarım gün kendin için çalıştı isen, yarım gün cümleye çalışacaksın. Beden vermezse dil ile, dil vermezse yol ile, yol vermezse hal ile. Göreceksin, çözeceksin, düğümleri açacaksın. Birinize değil, YUVA'nın yolunu alan, 'Yol ALLAH'ım.' diyenlerin cümlesine dedik. Genişlik, umduğunuzdan tez açılır. AŞK odur ki; 'Aldık aldık vereceğim, göreceğim, beraber olacağım.' diyesin. Teklik ile değil, çok ile tek olup bulasın. Ayırmadan sevesin, 'Seven ayırmaz.' diyesin.

8 Evet güne kadar size verdik, günden sonra sizlerle vereceğiz, sözlerle yayacağız. Daha önce verdik, sevgi bulaşıcıdır yayılır yayılır. Beraber bunu yapacağız. Sevmeyene, 'Sevmesen de gel.' diyeceğiz. Darda zorda görürsek genişliği göstereceğiz. Genişlik nedir?  Ne darda olanı, ne zorda kalanı elbet sen kurtaramazsın. Her olanın O'ndan geldiğini, O'nun göreceğini söylersin, yolunu O'na bağlarsın, genişliği öyle gösterebilirsin. 

9 Ağaç fidan dikilir, köküne suyu dökülür, dalı budağı görülür, meyvesi öyle beklenir. Gündeki olumumuz budur. Fidan olup dikildiniz, meyveye yol aldınız. 'Silkilip döküldünüz.' diyemem. Vereceğiniz her meyva birer fidan olabilir.

10 Günün her açıldığında, unutmayın niyaz edin. 'ALLAH'ım sevabım günahımı örtsün.' Geçici değil verilen. Meyhane bize açık, güneş açık, yol açık. 'Neden?' diyene de ki: 'Aradım buldum, bulduğuma uydum, şükür ALLAH'ım dedim.' 'Yeter mi?' diyene de ki: 'Bulduğum uydurdu, HAK YOLU'na götürdü. Yetmez mi?' Ne var ki, gündeki yükün, geçenden ağırdır. ALLAH'ım kuluna kaldıramayacağı yükü yüklemez. Yüklediyse, yardımcısız bırakmaz. Şüphesiz atılalım, HAK KERVANI'na katılalım.

11 "Üç yoldan üç halden geldik, üç yolu üç hali verdik. ALLAH'ım, halleri ile bağladık." dedi, HAZRETİ HAMZA söze ÖZ'ünü kattı.

12 'Ana, baba' diyene, yerine HAK, serine HAK, yoluna HAK SEVGİSİ katana; ALLAH'ım yorumu kendinden verir. Yanılmayın, yorumu kendinden verir denildikte, görülenin çözüldüğü demektir. Yoruma uymadan, açık görüldüğü, açık serildiği söylenir. Yorumu kendinden verir, odur. YM.

13 'Açılacak kapılar.' demiştik, daha önce vermiştik. Gemiyi gemiye bağlamazsın, ne var ki gemiden gemiye el sallarsın. İp ile değil gönül ile bağlansın.

14 Seymen seyrine daldı, umduğu yerde durdu. Kar ile balı kardı, güzelliği öyle gördü. 'Suyun başına gelse, geldiği günde görse.' diyene de ki: 'Gören gelmese de görür, ören yerinde bulur.' Sağlık yerinde olsun, hale olduğu gibi uysun. (Kime?) Alan bilir. 

15 Dar sokak denilmesin, ham meyva yenilmesin, kul yolunda yanılmasın. Şarap testiye, ney besteye yer versin. 'Doğuş günde mi?' derseniz, 'Buluş.' derim, 'Uyuş.' derim. Danışılanın yeri, cümlede yolu olsun, üç hale uysun. 'Üç hal nedir?' dendi. 'Aldım, aldığıma uydum.' diyesin, 'Uydum, aldığımı verdim.' diyesin, 'Aldım, uydum, verdim, her hali sevdim.' diyesin.

16 Öyle oldukta dönüş sana olmaz, seven kalmaz. ALLAH'ım kulunu mükafatlandırdı ise, hataya düşmediği için, layık olduğundan mükafatlandırır. Öyle oldukta, 'Vazifeden beni alır mı?' demek yersiz. Eğer verileni yapmadı isen, vazife almadığındandır.

17 Cümlenizi kutlarız, dumansız yol dumansız hal dileriz.

ALLAH'ıma emanet olunuz.

18 Selamını getirdik. AYET'ten kulunu ayırandan sıyırdık. 'Dumansızlık.' dedik. 'AYET'ten kulunu ayıran nedir?' dendi. 'Hangi Ayet?' diye soruldu. AYET-EL-KÜRSİ kulun yoludur, kulun halidir. Her anı, her yanı onun ile doludur. Onun için ayrı kalmayalım.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH