12 Şubat 1977

(Amerika'daki bir sevgi ve inanç grubundan alınan mektup üzerine)

MEVLÂNA’yım ben!

1 Olmuşu gülmüşü bilenden, güzeli her dalda görenden ALLAH'ım RAZI olsun. Özellik denildikte; olumu kendine mal edene denilir. Genişlikten alınır. Aynen denildiği gibidir. Yorum yok. Sohbet denildikte; özellik değil genişlik sorulur, gelenin cevabına yorulur. ÖZ ile göz alanlara, gönülden dolanlara veririz. Ayırma kayırma değil. Duyanın genişliğe açılışıdır. Genişlik, köprünün geçilişidir. Öyle oldukta, özellik yoktur. Genişliğe açılalım, sohbeti öyle bağlayalım.

2 Gönüllerin bağında, yücelenin dağında gördük göreceğiz, deryaya ağ misali öreceğiz. Ne alırsak vereceğiz, soyunduk giydireceğiz. HAK'tan halka göstereceğiz. Genişlik olumlu, alınan doyumludur. Gerçek burada, gerçek orada, gerçek kurulan köprüde. (7 ocak 1977 tarihli sohbette oyandan bahsedilmişti. Bu oyan mı yoksa o yan mı?) 'Oyandan...' denildikte genişlikten söz edilir. Genişlik, açılan gediği bildirir, duvar öylece açılır. 'Sohbetteki duvar mı?..' denildi. Değil. Köprünün elbette iki yanı vardır. Olduğunuz bu yan, sorduğunuz o yan. (Amerika mı?) EYVALLAH. Aramızda o yan bu yan yok. Miyyar yerindedir, güneş serindedir. Gerçek bilindiği anda, kul yumuşak yerini alır, O'nun gösterdiğini bilir. O'nun gösterdiği nedir?

3 OMAR der ki: "Güneşin verdiğini, gölgeyi sildiğini görebiliyorsan, kulusun. Gecenin örttüğünü, güneşi arattığını bilebiliyorsan, kulunun olmuşusun. Güneşin verdiğini her kul görür. Kulluğun olmuşu, gecenin örttüğünü bilebilmededir. Açık olan bildirir, örtülen oldurur. (Gece sözcüğü batın manasında mı kullanılmıştır?) Madde örtüsü, sır; mana örtüsü, kalemdir. Şerh ile muteber edilmeyen, saygıya layık görülmez mi? Sarih olan her algı yorumdan uzak tutulmalı, kalemde kainatın notu bilinmeli. Altın gümüşten sorulmamalı, kömür sahradan aranmamalı. Deryaya ister nehir ile, ister yağmur damlası ile gelsin; sorguya verilmemeli. Gönül yolda, dilenen kolda, kendini soran kulda. Aldığı yudum-yudum HAK’tandır, kendini bilsin paktandır. Sarsa sarmasa, yorsa yormasa, aldığından şüpheye düşmesin, gördüğüne şaşmasın. Dediği aramızda; günün yorumunu yapar, kulunun adaletine kolunu atar. 'Şundan.' dendiği, 'Adaletçi.' diye andığı. EYVALLAH. (Mektupta bahsedilen avukat mı?) EYVALLAH dedik ya. Sohbetimize yoğun girecek, görüşüne yapraktan yeşil katacak."

MEVLÂNA'yım ben!

4 OMAR'ın yorumunu aldınız. Sayıdan verilen, gelecekte görülendir. Günedir. Gayeden uzak değil. Asmaya bakar, üzüme yaprak sorar. 'Şaka mı?' diyeceksiniz. 'Deli mi, Veli mi?' diye güleceksiniz. Günümüz, günün yaprağını açar. AŞK ile geldik, AŞK'ta bulduk. AŞK'ta olanlarla hem hal olduk. Alanı aldığı yerde, aldığı kadar bilin. Gönüller BİR olsun. Varsın her yol vardığı yere götürsün! 'Varılan BİR'dir, vardırılan yoldur, bulduran haldir, götüren seldir.' denirse de; sel de götürür, adım da götürür. Sel yuvarlar, hal toparlar. (Sel, vecd hali mi?) EYVALLAH. 'Ayyaş yol bilmez.' denirse de; o da varır. Ne var ki, iki duvar arasında döne-döne ulaşır. Uyan bilen, her gidenle halleşir.

5 Asmayı sordunuz, geleceğin üzerinde durdunuz. 'Bekle gör.' desem? Gönüller GÜL'de, GÜL halde bilinsin. Şarap mahzende kalsın, sırrını orada versin. Deniz dalgada örtsün, sır onunla bir olsun. Niyaz; mahzendeki şarabın, deryadaki dalganın sırrını bize versin. NÂZIM OLAN, hayreti silendir. Hayreti silen, niyazı bilendir. Bilen kim? YÜCE'dir. 'Niyazı bilen...' dedim, 'eden' demedim. Niyazı edenin niyazını bilen elbet YÜCE'dir. O'na mı niyaz edildi, yoksa O'ndan mı? EYVALLAH. (Mahzen beden, şarap ruh mu?) Mahzen sırlayan, şarap zorlayandır. Niyaz, beden ile ruh arasındaki perdeyi açar. Ne var ki, O'na edilen niyaz. 

6 O'ndan dilenen O'ndan gelecektir, yazıldı ise. O'ndan gelecek rahmet, eğer dilendi ise. Yorum aynendir. Düğüm çözülür, gerçek ayna misali görülür. 'Selam!' diyelim o yana, güzel gün dileyelim. (YÜCE ALLAH'ımın kulları üzerine niyazı olabilir mi?) Niyaz, OLDURANA'dır. “OL!” diyen oldurur, “BİL!” diyen buldurur. Yaprağı daldan yolsa da, tekrar yeşerdik te sevdirir. 'Tekrar yeşermek nedir?..' dendi. Kulun yeşermesi değil. Ağacın mevsimden mevsime dönüşü. Ağacın kökü değil, dalı yeşerir. Kulun bedeni kaybeder, ruhu buldurur. Bulacak ki olacak. ALLAH'ım cümlenize perdelerini açacak. Şüpheniz olmasın. Niyazınız seyrini bozmasın. ALLAH'ıma emanet olun. Sırlayan beden, zorlayan ruh. (Avukat kim?) Geleni dedik, gelecek demedik. NAZIR OLAN, hazırı bilendir. Gör demesen de görendir, ör demesen de örendir, günahları silendir. Ağacın kökünden alıp doruğuna kadar suyunu arttırandır. Aşacağız denilen gedik aşıldı. Olmaz denilen yol geçildi. Olmazı silelim.

ALLAH'ıma emanet olunuz.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

nâzım düzenleyen, düzene koyan, tertip eden. manzume yazan kimse.