18 Şubat 1977

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yumuşak yoldan, olumlu halden bildik, cümlenizde uyum gördük. Selam olsun, HAK dilinizde, HAK gönlünüzde doğuştan gelsin.

2 Gönüller aradığını bulur, her kul dilediği yoldan gelir. Elbet her kul 'Gelişi RESULÜ'ne uysun.' der. Dileğimiz hal ile de uysun. Geldik, güldük, 'Ne güzel.' dedik. Gelişimiz YUNUS'um ile.  

3 "YUNUS dediniz andınız, güzel dediniz sevdiniz, halimi sordunuz. Güzelden maksat yolum mu, dilim mi, halim mi? Hal uyar, dil söyler, yola koyar. El ele yol alalım, güzel hale bakalım, dileyene su dökelim." dedi, döne-döne ayrıldı. Ayrılmaktan maksat, sözü bıraktı.

4 "Çoğunluk olan yerde birim, sevgidir." dedi, ALİ sözü aldı.

5 " 'Güzele uyanlarla, ADI'nı ananlarla bir olalım.' diyene, 'Birlik gönüllerde kuruldu.' dedim. Ağacı dikildi, meyvesi beklendi. Gönül ağacı elbet. Doğuşu arayan, görüşe uysun; görüşe uyan, deyişi bilsin. Ağaç, yaprağı kadar sayıya gelir, gölgesi yaprağı kadar büyür. 'Yolumuz yolun mu?..' denir. Madem ki RESULÜ'nden aldık, 'EYVALLLAH!' deriz. 'Alacağım SEN'den olsun, göreceğim RESULÜN’e uysun ALLAH'ım!' deyiniz, duacı olunuz. Selam ile geldim, selamlarınızı aldım. 'EYVALLAH' dedik." 

MEVLÂNA'yım!

6 CAN ile CANAN bir oldukta, alem BİRLİK hale geldikte; gölgeyi yerden almazsın, niyazdan uzak kalmazsın. Göğün nerde başladığı, nereye vardığı bilginizde midir? Var olan; olduğu yerde, olduğu kadar, verildiği gibi bilir, ötesini düşünmeye çalışır. Gerçek, ne bilmeye çalışandadır, ne görmeye alışanda. Çünkü her gören ölçüsü kadar görür. Daha önce verdik, mahzen kuldur, şarap RUH. Mahzen, dayanan olursa; şarap, yerini bulursa; bekleyiş kazandırır. 'Nasıl?..' denildi. Mahzen beden, aldığı rahmet 'Nereden?..' diyemez. Aldığı an vazifesi başlar. Eğitilen, eğiten, bekleten sen isen yarattığı. Yolunu verdiren, mahzeni bulduran, rutubette olduran elbet sen değilsin. Ne var ki, 'Eğittirenden olayım, ben de yerimi alayım.' diyenin niyazı yerini bulur. Nazım olan, hazma uyandır. Doyum odur ki; mahzene girdikte, sırrını şaraba mal ettikte, her iki halde sırdaş oldukta; doyum sendedir, uyum sendedir. 'Gayret olsun mu, şarabın en güzeli bende kalsın mı?..' denirse; sırrını serhoşa verdikte genişlik görülür. Serhoş denildikte ayyaş anlaşılmasın, gönül serhoşu. 'Genişlik nedir?' denildi. Daha önce verdik. Sevgi sâridir. Kuldan kula geçer. Kul, sevdikçe atmosferi genişler. El ele verdikte elbet genişlik görülür. YARATAN; sevgiye kendinden olanı, kendinde dolanı verdiğinde elbet sevgi bizi O'na götürür. Sevgide sadakat, sevgide sır, sevgide sabır vardır. Sevgi kini siler, sevgi haseti böler. Öyle oldukta, sevgi ile doldukta, olumunda genişlik görülmez mi? 'Bilmeyene nasıl verelim, ne ile eğitelim?..' dersiniz. Sevginizi verin, sevgi ile eğitin. Dayandığının ALLAH'ım olduğunu bilsin! O'ndan geldiğimizi bildi ise, bizi de sevsin deyiniz. 'Soğuk dondurur, sıcak yandırır.' diyene de ki: 'Donanı eritir.' diyelim. 

7 Sözümüz dedik, geleni selamladık, söz senin dedik, sözü OMAR'a verdik. "Yoğun çalışanın aldığı elbet azınlığa yetmez, kumda tahıl bitmez. Toprağımız ellensin, bellensin, ekilen gün beklensin. Doğuştan uyanın, yorumu duyanın yanındayız bilsin." 

(Resim verilir: HAZRETİ OMAR)

8 "Günümüz güzele, gönlümüz ne ezele ne ebede nokta koymasın. Her an bilinsin. Geçen, gelene kucak açsın. Bağlandı, çözülmesin. 'Resim kim?' denilir. Adıma verdim. Gelenin, eline yerine yönüne yanındayım dedim. Yanımızda olana. (ş mi?) EYVALLAH dedik, sözü MEVLÂNA’ya verdik."

9 'Yanımızda olana verilen.' denilir, eli elde bilinir. Olumludur. Yorum olduğu gibi. Gemiyi sordunuz. Doğuşun hikmeti, kulunun nimeti, dünyanın kıymeti; yerini bilenin, 'YA ALLAH!' diyenin sığındığı, suyun olduğu yerde barındığı; ne var ki, her olaydan arındığıdır. Gemiye geldiği, gemide olduğu, görenin 'Benim de yerim mi?' dediği. 'Beden mi?..' dendi. Doğuşun getirdiği dersen, gönüllerdir. (Gemi gönül mü?) Gönüller birliği, niyazlar bolluğu. Elbet bulur yolluğu. Hazıra gelen olmaz. Kulda gönül dolmasa, BİR'liği bulmaz. Bulan, yolda kalmaz! 'Yoğun çalışan, azınlığa vermez denen nedir?' denir, sorulur. Yoğun çalışan, paylaşayım diyendir. (Aza değil, çoğa vermek ister tabi.) EYVALLAH. 'Yorum?' denilir. Bizden verileni kulları öğütür. Elde olan, eler beler. 'Hata olursa?' demeyin, öğüttükçe incelir, elendikçe taşı arınır, elde ince kum kalır. Kayguya düşmeyin, olmayanı deşmeyin. 'Verilenin yorumuna varamadık.' derseniz, bekleyin, gelende açılır. ALLAH'ıma emanet olunuz. Gemiye katıldınız, gönülden gülünüz. EYVALLAH diyelim, cümleyi ALLAH'ıma emanet edelim.

ALLAH'a ısmarladık. 

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

sâri: başkasına geçen, geçici. bulaşıcı, bulaşık (hastalık)