18 Nisan 1977 

MEVLÂNA’yım ben!

1 Güzellik ile dolan, güzellik ile bulandır. Çiçeğin güzeline, kulunun özeline denmesin. Güzellik her olayda, her dolayda görülsün. Cümlenize selam olsun.

2 Yerde taş kulda baş denildikte; ayağını sakınasın, etrafına bakınasın demektir. Geçitten söz verdik, söylenen güne geldik. Sahilde gemi gördük, 'Dilenen yola.' dedik.

3 Saz ile söz ile, YUNUS'um dürdü göz ile: "Gelsem demedim geldim, sohbete girdim, dalı yaprağı çevirdim, ağacın kökünden sevdim. Kökünden sevdim, dalına vardım, meyvasını her dileyene verdim. 'Yolum uzun.' diyene sözüm. Yol ömür boyu gider, gelen giden olanı güder. Ne var ki, güttüğünü sevginle götür, AŞK'ınla bitir. Daha önce verdik. Sevgi SIFATI'na, AŞK ZATI'nadır. Yerden aldık, YÜCE verdi dedik. Sevdik-sevdik, sevene sevgimizi sunduk. 'Sevmeyene?' denilir. Seven sevilir. Sevenin sevmeyeni yoktur."

MEVLÂNA'yım!

4 Yedeğin varlığı, geçenin darlığıdır. 'Darda kaldım.' diyen ayağa kalksın, kainata göz atsın. Desin ki: 'Darlık bende, açılmayan gönlümde.' Doyumsuzluk varsa, uyumsuzluğa denktir. Çünkü kulda sevgi, kainata ahenktir. Öyle oldukta ne doyumsuzluk, ne uyumsuzluk görülür. Elbet olaylarla kul ömrü örülür-örülür. Kayıt olan yerde şahit aranmaz.

5 YUNUS'um der ki: "Yaprağı toprağa şahit mi diyeyim? Toprakta suya eğit mi diyeyim? Eğittiğini öğüt mü diyeyim? Demeye ne hacet, bekleyim göreyim, gördükçe seveyim, sevdikçe yayılayım. Sevgi yayılır, kimsede kalmaz. Yeni denilen odur; sevgiye dönüştür.

6 Daha önce verdik. Deryayı sadece dalgalar temizler. Dalga büyük olduğu nispette çöpünü kenara atar. Günün olayları da öyledir. Aynayı ele aldık mı, sade kendi yüzümüze bakarsak darda kalırız. Elden ele tutarsak, yerden alır YÜCE'den veririz. 'Ne demek?' dendi. Yerden alınan nedir? Gördüğün. YÜCE'den verdiğin nedir? Uyduğun. Uyduk vereceğiz, kainata sevgi ile ağımızı öreceğiz. 'Aç.' denilen, yerini bilmeyen midir? Asla. Her kulun yeri vardır. Yerini bilen, yolum budur diyen, bilmeyene el verendir. Vermediyse, yerini darda görsün. Çiğdem rengine, gül dengine anılır. Ne var ki, her çiçek yerinde güzeldir. Kul sevgisini verebiliyorsa özeldir."

MEVLÂNA'yım!

7 Ummayı kul bilir, bildiği kendinde kalır. Çünkü umduğu ya olur, ya kalır. Kalan yanılan mıdır? Niyazımız cümle ile, cümle için olmalı. Yediğin her lokmada gönlünü taramalı, yemeyeni aramalı. Lokmanın tatlısı acısı oldukta, kul midesine geldikte, hepsi birdir. Elbet paylaşılan tatlıdır. Soğuk sıcağı aratır, üşüyende kuluna yol açılır. 'Nasıl?' denildi. 'Vergiye daldık, halde kulunu gördük, el ele verdik ısındık.' desen yolun açıktır. Gerçek sizlerle beraberdir; görebilene, var olanı sayabilene. Doğuşta hikmet vardır, oluşta himmet.

MEVLÂNA'yım!

8 'Az.' diyene çok versen, dağılır; 'Çok.' diyene az versen, eğilir.

9 YUNUS'um der ki: "Ne dağılandan, ne eğilenden olalım, her birimiz öbürü ile dolalım. Yeğdir bilene az aşı, yoklukta bulur taşı. Taş ile öğütür, vura-vura eritir."

10 'Eriyen nedir?' denilir. Kulun kum misali olması gerekir. Taş oldukta, taşı kuma vurursan eritemezsin. Taşı taş ile erittiğinde, kendini kum ettiğinde; 'Ceza.' dediğin sana sefadır. Kucağın dolu ise, gönlünün yolu ise; dumanı dağıt ki, olacağın hali, kuracağın yolu bilesin. Niyazımız çok olanla beraber, az alanla beraber olmak olsun. 'Çok olan nedir, az alan kimdir?' denilir. Çok olan, dağınık düzeni benimseyene dur diyen. Az alan, çok olanın yargısına düşen. Yanılma yok. Düzeyde görülen, yeniye yönelinen budur. Yudum-yudum içelim, her içelim diyenle paylaşalım.

11 OMAR der ki: "Yediye el koyma, altıda bol görme, bir alanı hor görme. Gördü isen dengini bul, dengin ile kal."

12 Daha önce verdik. Kendini bulmak, her hali bilmekle olur. Bilmeden bulamazsın, bulmadan olamazsın, olmadan sevemezsin. Ben sen değil, biz deyiniz, bizde birliği bulunuz. Birlikte selamet vardır. Bir oldukta kainatta keramet vardır. Doğan ölene bakmaz, ölenden gözyaşı akmaz. Suyun aktığı yerde kulun sözü gitmez. 'Eyledik.' diyene de ki: 'Yerim serimde olsa, sesim cümleye gelse, 'Bir olun.' diye bağırırım, her kulunu çağırırım. Ne var ki, bekleyiş günü güne ekleyiştir. Elbet beklenen gün doğacak, her köprü birinden öbürüne bağlanacak. 'Aydın olsun, çabuk gelsin.' denilir. Daha önce verdik. Kainata ağ misali örülür. Dernek değil, örnek gerektir. Soyunmayı elbet sona değil, öne almak gerektir. Vazife verildi ise, gereğe uyulduğu görüldüğündendir. Yanılma asla yok.

(Resim verilir: YUNUS EMRE) 

13 Selam ile geldi YUNUS'um söze girdi: "Verdiği cümleye." dedi. "YAR'dan dedim, YAR'dan verdim, CAN diye bağırdım, CANAN diye sarıldım. Sanılmasın yoruldum. Ne eğri gördüm, ne doğrudan şaşana uydum. 'Doğrudan şaşan kimdir?' denilirse, dumandan arınmayandır. Eğlen, geldi isen; öğren, doğdu isen. Nimet ondadır. Aldığını bil, gölgede dumanı sil. Güneşi o zaman göreceksin. Kar da olsan, buz da olsan eriyeceksin. Kul kendini su bilirse, kar buz hali donukluktur elbet. Ne var ki, aslı yine sudur. Onun için, güneşe dönelim eriyelim, akar suya katılalım ki deryaya varalım."

14 Cümlenize selam olsun, gönüller AŞK ile dolsun. Zengin fakiri bilsin, fakir haline uysun. 'Neden? Nasıl?' demesin, yelden selden sormasın. Güneş zengini de fakiri de ısıtır. Yeter ki dönmesini bilelim.

15 ALLAH'ıma emanet olunuz, O'nda cümleyi biliniz, cümleyi O'nda görünüz. Güzellik odur. ALLAH'a ısmarladık.

16 (Resim kimin?) YUNUS'um geldi, kendisini verdi. (Bana yazdırılan şarkının bestesi için yardım edilecek mi?) Vermeyi 'yoldan' dedik. El ele olsun, yerinde dolsun. Olduğu gibi gelecek.  Gül bülbül ile bilinir, öyle sevilir. Gül halde, bülbül dildedir, şarkımız el ele yoldadır. 'Oyulandan.' diyene de ki, denilendendir, gönülden verilendendir. Sahip olanın dileği cümle ile oldukta yardım bizdendir.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH