|
18 Mayıs 1977 MEVLÂNA’yım ben! 1 Yudum-yudum
verdiğimiz, her gönüle serdiğimiz, cümle ile bir olduğumuz
bilinir. Cümlenize selam olsun, almaya gelen, sormayı bilenden ALLAH'ım RAZI
olsun. 2 HAK ile anılır, Adı ile
bilinir, dilden dile söylenir, RESULÜ'dür sevilir, kainata var olana
Şefaat’i görülür. 3 'Alayım!' dediğin,
yumuşak yoldan bildiğindir. Elbet alınır! Umut değil,
hakikattir! Gerçek görülecek, dert denilen düğüm olmadan çözülecek! Damla-damla
verilen, güğüm dolu görülendir. 'Yerden alsam, yoldan sorsam?' deme!
Gelecek, elden verecek! Dağınık olanı derlesin! Yeniden aldığını,
örmeden sardığını sanırsın. Örerek sardın, her dönüşü bildin, öylece
bildiğine uydun. Yanımızda olana. 4 Yerini sorduğun,
geleceğe uyduğundur. 'Gelişe uymayı, deneyim mi?' dersin. Yolun
açık! Kurduğun düzen, geleceğini sezene verir, düzeni öyle bulur, kar
ile buz misali güneşte erir. Değişen yok! Sayıya verdikte, doğruya
uydukta, kaygu neden? 'Denenmiş olsun, yanlıştan dönsün!' dersin.
Dağınık düzende, gönlünü üzendir. 'Dağınık olan, nedir?'
dediğin; sayıyı arttıran, kararı örttürendir. 'Kendimi bulsam, düzene
uysam!' dediğinde, 'Yerini bildiğin yetmez mi?' derim. Yanımızda
olana. 5 'Konuktan
aldığını konutta ver!' derim. Karşımızda olana söylerim! Sağır
dediğinin, seyirden uzak kaldığını sanma! Soğuk denen,
sıcağa hazırlayandır. Kuşak bele oturmazsa, değerini yitirir,
dar gelirse sağlığını götürür. 6 Yetmiş
ise, altmış ekleme, düzeni bozdurur! 'Kahır!' diye düşündüğün,
dumanı yersiz gönlüne aldığındır. Hasta olanın sağlığından
dedim, kahrını söyledim. Yanında olana! ALLAH'ım güzel olanı verir. Kayguyu
silelim, düzen bozulmaz bilelim! Cep fistana, yazı destana gereklidir. 7 'GÜL BABA' denilen, sağından solundan geçirilen,
doğudan danışılan, batıya konuşulan; dilediğin yolda
gerçekleşir. Gerçekleşmekten maksat, yazıldığı gibi görülür; ne
var ki, niyete uyandır! Karşımızda olanın karındaşına sözüm,
yumuşak alsın sazın, düzene uyduğu gibi yazın. Saz dilenen, söz dilenen
niyet. Çağrı! Ne var ki, kime haykırdığını bilmen gereklidir! Daha
önce verdik. Sözümüz edilsin edilmesin, dağılan yaprak bulunsun
bulunmasın; kayıtta olanı veririz, 'ALLAH'ım RAZI olsun!' deriz. 'Duyana,
dediğini uyana versin!' diyene
de ki: 'VAROLAN'ı bilen her kul alır, yerini öylece bilir!' 'Sağ olana
verir!' diyene de ki: 'Sağ olan bildiğini, VAROLAN YAZILAN'ı verir!
Çünkü, kainat düzenine uyduğu günden alır.' BEZM'den alanın, dünya gününde
verişi, gördüğü uyduğu kadardır! Olduğu kadar veren, kainatı
gönlü ile sarandır. Onun için, iyi kötü, güzel çirkin, acı tatlı yoktur! Her
varolan, O'ndandır! 'Öyle olanı nasıl bulalım, nerden bilelim?' denir. Bilmeyi
denersen, görürsün! Daha önce dedik, 'Güzel çirkin demeyen, iyi kötü görmiyen;
olgun kuludur!' Kulunu kuluna katan, kulundan sorgu tutan; olumunu kendinde
bulmaz, bulmadığı yerde vermez! Yerini bilen, 'DOST ehli!' diyen, sargıyı
her dalda uyan; verenin ta kendisidir! 8 Denizde varolan her balık, elbet yenmez.
Yenenden alınız, yiyene veriniz, cümlede HAKK'ın tecellisini görünüz! 9 'Duvarı örelim, çatıyı örtelim, kapıda
duralım, gelene elimizi verelim!' diyene, ALLAH'ım RAZI olsun deriz. Yanımızda
olana! 10 Ağacın dalına bak, kucağındaki
taşı dök! Doğuştan aldığın, duyuştan bulduğundur.
'Dumanı at!' dedik, daha önce verdik. Dört, dört ile bölünür. Dördü on ile
bölmeye çalışırsan, olumsuz yansırsın. 'Kucağındaki taşı dök!'
dediğim odur! Yumuşak yol senin, geçeni unut! Korkuyu almayı
denediğin an, YARDIMCI'nı çağır! Dayandığın, günden
aldığındır. Sorduğun, günden sevdiğindir. 11 "Dal ile, hal ile, geldim güne yol ile." dedi,
YUNUS'um sözü aldı: 12 "Kor olsa, ocakta görse; rengine
değil dengine bakar, düzene sahip çıkar. Karşımızda olanın
karındaşı! Duyana söz, uyana göz gereklidir!" 13 ALLAH'ıma emanet olunuz, çaydan geçene el
veriniz! ALLAH'a ısmarladık.
|