|
3 Haziran 1977 MEVLÂNA’yım ben! 1 'Yorum.' denilir görgüye
açılır, açıldıkça perdeden perdeye geçilir. Cümlenize selam olsun. 2 'DOST!' dedik, dostlukta
bulduk. Selamını aldık, selam ile geldik. 'RAHMETİ bol olsun, bolluğu
bilen gelsin.' diyene de ki: RAHMETİ her an boldur. Uyan alsın, alan
görsün, gördüğü gibi olsun, şahı gönlünde bulsun. Senden aldığını
dileyene versin. 'Senden bana, benden ona.' desin. 3 'Güneş
doğuşa, güneş batışa.' denir. Güneş ne doğar ne
batar, sadece kul gözünde tüter. Doğan batan güneş değil,
uyuştur, uyduğunu görüştür.
Aydan yedek olmaz, güneşe gölge vermez, görmeyene perde germez.
'Nasıl?' denilir. Gören de, görmeyen de yanılmaz. 'Yanılmaz.' denilende sözüm;
görüşe uyanın, gördüğü gibi anlatanın izahıdır. Ağacın
arkasından güneşi anlatırsan yaprağı eklersin. Bulutun arkasından
anlatırsan rahmeti beklersin. Olay budur. Genişlik, yükseldikçe görülür. 4 'Mertebem nedir?' diyene
de ki: Gördüğün sevdiğin kadar bakışın. 'Yol ehli olan gelsin,
hal ehli olan kalsın.' diyene de ki: Olmayan, bilmeyen kimden alsın? Bilen de
bilmeyen de, olan da olmayan da gelsin. Olan olmayana, bilen bilmeyene versin.
Versin ki, kendini yine de eğitsin, kendi ile kendini öğütsün. 5 "Kandile yağ koyalım, kendimize soralım." dedi, YUNUS'um söze girdi: 6 "Girse
de, girmese de, verse de vermese de; alan dilediğini aldı, seven dostunu
sardı. 'Sevmeyene ne kaldı?' denmesin. Sevenin sevmediği olmaz. Açalım
DOST'a elimiz, dönelim DOST'a yönümüz, diyelim 'Uydu konumuz.' Sohbetin tadına,
cümlenin adına selam ile geldim, selamı YAHYA'dan getirdim. Gelene verelim,
dost eli bilelim." dedi. (Dost eli h mi?)
EYVALLAH. 7 Ocak başı bulalım, halimize uyalım.
Dayadık sırtımızı, 'Şükür ALLAH.' diyelim. Ayak aldı getirdi,
saydığını bitirdi. Yerden sağlık sorana niyazını ettirdi. Yeniye
uyduğumuz, gönülden duyduğumuz nehir misali gelir. Sanılmasın
kesilir. 'Doyandan değiliz, alandanız.' dersiniz, aldıkça duyarsınız.
Verenin verdiğini, adını dumansız bilirsiniz. 'Dayandığım kimdir?'
dendi. Elbet YÜCE'dir. Dağılan, görgü değil bilgidir. Uyulan, sevgi
saygıdır. 8 Yağın oluşturduğu, ocağın
buluşturduğu, kulun eleştirdiği sadece bir tencere aş
mıdır? Yoksa yapan baş mıdır? Üç elde oluşan, bir sofrada
buluşan, katık ile birleşen kulun aşıdır. 'Üç halde oluşan
nedir?' dendi. Ocak, ateş, tencere. Ocak yetmez, ateş bitmez, tencere
tutmaz ise; aşını alamazsın, doyumu bilemezsin. Uyum odur ki, acı tatlı
bir oldukta, bir olup tencereye girdikte sevilenden olur. 'Acı tatlı nedir?
dendi. Tencereye giren, yağı tuzu biberi soğanı alırsan, ayrı-ayrı
bilirsen, tadına varamazsın. Acı soğanı pişirmezsen, tatlı
diyemezsin. Kendine yöneliş te odur. Güzel çirkin demeden, öfkesine
uymadan, aksi sözü duymadan geçersen; aşın tatlısına katıldın derim. 'Sözü
sözüme uymaz, baktığım yeri görmez, güzele uygun demez.' dersen;
aşına kattığına, tadına baktığına, dağınık olduğuna
misaldir derim. Dağınıktan maksat, verilene uymamaktır, verileni
duymamaktır, sevileni bilmemektir. 9 'Aşım güzel.' diyen, peynir ekmeği
aştan saymayana sözümüz. Oluşa dönünüz. Gerçek, olduğu gibi
alınandır. Azdan çoktan sorulan değil. 'Az ile çok nedir?' dendi. Az,
bilinen; çok, görülendir. Deyimde hata yok. 10 YAHYA der ki: "Az çoğu getirir,
çok azı götürür." 'Bilmece oldu, yoruma kaldı.' diyene sözüm. Gerçek,
bilmece değil çözmecedir. Nereden
aldığını, nereye döndüğünü bilirsen, az ile çokta bulursun.
'Az, bilinen.' dedik, kulunun bildiği kadarını verdik. Görülen elbet
çoktur. Ne var ki, gördüğünün ne kadarını bilirsin? Duyanın yorumu,
dayandığı kadardır. 11 Halef selefi bilse, bildiği yerde elini verse,
'EYVALLAH!' deriz. 'Sevmeyi öğretiriz.' diyene. Kulun yargısı, olandan
kaygısı kalmasın. Dengeyi bulacak, elekten geçecek, günün yorumu gelene uyacak. 12 ALLAH'ıma emanet olunuz, cümle ile bir
kalınız. Seviniz, sevininiz. ALLAH'a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|