22 Temmuz 1977 

MEVLANA’yım ben!


1 Hayırdan dem alan,
 güzeli her dem bulan; 
yazıyı bilendendir, olaya uyandandır. 
Cümleye selam olsun,
 yorumda yalın kalsın.


2 Zordan yol alan,
 olaydan kaygu duyandır. 
Unutulmasın,
 kaygu yolunu açmaz.
 Geldik bileceğiz, 
YAZAN’a uyacağız. 
Sevdik-sevileceğiz,
 uyduk diye sevineceğiz. ‘Gitsem gelsem.’ denilenin, yerden YAR’dan yargısı olmasın; 
sorgusunda, gelecekte duman aramasın.
 Her kul uyandır. 
Uyduğu yönüdür. Duvara baktığında öteyi görmek dilersen,
 aşman gerekir. 
Dağınık durana. ‘Dağınık nedir?’ dendi.
 Doyumda uyumu bilmeyen,
 denizden karaya dönmeyen. 
Sözün özü;
 'Çevremi kendim bulacağım, 
her yolu döneceğim.’ diyendir. ‘Yeniye uyalım.’ diyende,
 sağdan sola,
 yerden göğe
ne varsa hepsinde ben varım.
 Ben var isem, ben de O’ndanım. Duyanın duyduğu, kökten aldığı değil
 kökün verdiğini gördüğüdür. Kök göze gelmez.
 Ne var ki meyve verdikte, 
ele geldikte söze gelir.

3 Gerçek; yolun tekliğini bilmektir, 
ne yoldan gelirse gelsin,
 TEK YOL’a ulaşmaktır.
 Dağda üzüme söz eden,
 mahzende şarabı arayandır. Şarabı sırladı diye
 mahzen yargılanmaz,
 bağı suladı diye 
bağcı yorumlanmaz.
 Vazife bellidir, olacaktır.
 Gönülden yerine, gözünde oluşandır.
 Nerde olursa olsun, 
nerden gelirse gelsin, sevgide buluşandır. Cepheyi oluşturan,
 sınırda buluşturan nedir? Deyişini birleştiren. Hal ile bal ile verdik.

4 “Sinekte kanat,
 kelebekte kanat, 
kuşta kanat nedendir? 
Biri süsünde,
 biri usunda,
 biri kaygusunda denenir.” 
dedi YUNUS’um söze girdi:

5 “Doldursam destiyi, sunduğum yeter mi?
 AŞK ile meşke düşenin sohbeti biter mi? 
Kolunu ele almış,
 cümleye elini vermiş. Öylesinden şüphe gelse,
 'Elimi tutar mı?’ dese 
hata kimdedir?
 Elbet şüphe edende. 
Uzun yolun kısası,
 demir olsa asası; 
doruğunu bilemez,
 yüce dağa varamaz.”
 dedi YUNUS’um yürüdü.

6 ‘Sabit olanı ahte çevirsem,
 denk geleni sükuta versem 
gerekli midir?’ denir.
 YUNUS misali
 yol ile varan,
 yolda her gördüğüne soran;
 sorduğundan mı buldu, 
uyduğundan mı?
 EYVALLAH. Suyun akışına giden, elbet şaşmaz. 
Çünkü başladığı bittiği yer bellidir. 
Nehir yoluna düşenin 
sorması gereksizdir.
 Çünkü neticeye götürür.


7 LOKMAN der ki; “Verdiğim yaprakta, 
toprağın önemi vardır. Denilmesin hastanın şifası zordur.
 Doyumdan dedik,
 daha önce verdik.”

8 YUNUS’um der ki: “Yangın su ile de 
toprak ile de söner. 
Ne var ki ilk akla su gelir.”

9 ‘Çorbaya katalım mı, 
bir tutam tuz atalım mı?’ denilir. EYVALLAH. Cumanın getirdiği
 gelene çevirdiğidir.
 Güzelliğe uyalım.


10 “SEYYİT YUNUS söze geldi, ‘Güzel.’ diye dize geldi; ‘SAHİP.’ dedi eli aldı,
 gölgede olanı buldu.
 Yedi ayda, yedi günde,
 yedinci saat; uyuma verir.”


11 Gelişten dönüşe gemiyi görür,
 LOKMAN’ın selamını iletir. EYVALLAH. Gerçeğin aynasıdır
 görülen olay. YAR’dan gelir,
 serden alır,
 cümleye elden verir.
 ALLAH’ım cümleden RAZI olsun.
 Gözün gördüğüne, gönülden katılsın.

12 LOKMAN der ki: “Gününü ALLAH’ımın ADI ile açsın. ‘YARDIMCI’n elimden tutsun.’ dediğinde;
 elden ele veririz,
 yardımına geliriz.”

13 “Çiçekler gördüm derile,
 bağda üzüm gördüm serile,
 YAR ile ağyar sarıla, 
cümlesi birbiriyle karıla.” ded i
önce HAYYAM sözü aldı:



14 “ ‘Donuk balın özüne,
 sönük kulun sözüne 
uyma.’ deseler; ‘Dön de duyma.’ derim.
 Yolumu YAR’dan çevirmedim,
 şarap güğümünü devirmedim, 
şah ile köleyi ayırmadım. 
SEVGİLİ’de buldum, SEVGİLİ’de oldum.
 Olanın olduğu,
 bilenin uyduğu
 yoldan geldim.” dedi,
 selamladı yürüdü.

15 Korkuyu bağsız topraktan sanma.
 Bağını bulursun,
 seçenden olursun. Görgüyü bildiğin, yıllarca ‘Yolundayım.’ dediğin, 
gönülden aldığın,
 gönülden ilettiğini elbet aldım.
 ALLAH’ım RAZI olsun.
 Her kul aynı yolda buluşsun. 
Yanımızda olana.
 Yılların ötesinde,
 yolların katısında yoğrulduk; 
görgüde eğitildik, 
bilgide öğütüldük.
 Güzel günde buluştuk,
 hep beraber oluştuk.
 ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun.


ALLAH’a ısmarladık.


LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH