23 Temmuz 1977

MEVLANA’yım ben!



1 Selam ile geldik,
 cümlede bulduk. 
Sahil yolunda
 gelen gemiyi gördük.
 Yoldan gelene, 
handa durana
 gidenin halini sorduk. 
Yolunu yolcuya bağladı, 
gönlünü cümle ile halledi. 
Gelenin yorumunu,
 gelen güne bıraktı. 
Cümlenize selam olsun, 
selamını gönderen 
sizleri bulsun.

2 Dost ile bağa girdim, 
şarabı destide gördüm. ‘Sarhoşa sorgu mahkuma yargı haddim değildir.’ dedim. 
Doyumsuzluk sohbetimizin olumundadır,
 güzellik yapımındadır. 
Sevenin sevgilisi, 
bilenin şarkısına girer. ‘Sahipsiz kalanım.’ denmesin.
 Sahipsiz kalan olmaz, ‘Kaldım.’ diyen yolu bulmaz.


3 “Doruğa çıkalım, 
dağ yolundan bakalım.” dedi, 
YUNUS'um söze geldi:


4 “Şarkıya ÖZ’den veren,
 toprağı sazda düren; 
dayandığı yörede, güvendiği törede; 
ne bulursa sever, 
ne görürse över; 
sevgide oluştu mu, 
kıymette buluştu mu.
 Doğanın yazısında, 
ölenin kazısında; SAHİB’ini bilen ile bulan vardır.” 
YUNUS'um selam dedi.

5 “Kaynayan tencerede, 
tuzumu alın.
 Daim sevabı cümleye gelsin.
 Gayrete düşene söz, 
hayrete düşene ÖZ gereklidir.” dedi, 
YAHYA EFENDİ geldi:


6 “Yaprağı bol olan ağacın 
gölgesi büyük olur, 
dileyen gelir. Kaynayan tencerenin 
tuzunu verene söz etsem, diyene
 cevabı olur.” “EYVALLAH.” dedi, YUNUS soruya verdi: “Geldik vereceğiz, 
elbette olacağız.
 Ayna elde, söz dilde, 
dileyende olacağız.
 Şahit diyen,
 olaya el koyana de ki: ‘Görgü yargıyı siler,
 yargı sevgiyi böler. 
Bizden olalım, denene uyalım,
 seveni bilelim, 
el-ele verelim.”


7 YAHYA sözü aldı, 
YUNUS'tan oyun sordu: “Oyundan maksat; çevreyi sarmak,
 çevrede düğüne varmak.” “ ‘Yalın kaldık.’ diyelim, ayaktan adım bilelim” dedi
 YAHYA yürüdü.

8 “MERKEZ'ime söz veren, 
sözümü O'ndan bilen,
 ağaca nokta koyan,
 çemberden noktaya varan;
 dayanır olumuna,
 dolanır uyumuna. 
Kayıt YAZAN’dadır, 
umut gezende.
 Karanlık gören,
 yerli yersiz gören. YAZAN’dır, 
YAZAN’ın dumana verdiği,
 akımdan gönderdiğidir. 
Yalın kalınsın, 
olaya öyle bakılsın.
 Aynaya baktığında kuyuya ses veren misali uyarsan,
 olumsuz gelir.
 Ayna gülene güler,
 ağlayana söyler.” dedi selamladı.

9 Dört yaprak eylenir, 
dört çiçek sevilir. 
Dosta aradığını, 
posta verelim,
 duyana, dağınık düzenden soralım. Usunda yargıya varma, ‘Düşümde yordum.’ deme. 
Gün geçti oyun bitti. 
Gönülden yoruma girdiğin, 
dağınık düzende gördüğün;
 geçen günde ördüğündür. ‘Korunan kul.’ desek,
 cümlenin korunduğu malumdur.

10 Asmadan aldığına uy,
 üzümün verdiğini bil. 
Taş ile gelen,
 kum ile erir. ‘Katılık.’ denilenin 
günde yeri çok.
 Unutulmasın; sert-sert ile kırılır.
 Taşı taşa vurursan dağılır, 
taşı kuma vurursan gömülür.
 Taş misali kıralım,
 kum haline gelelim, ufalalım. Suyun aktığı yerde toprağı çamur bilen,
 yolunu verenden yolunu sorsun.
 ALLAH’ım cümleden RAZI olsun.

11 Yeşilden gelene,
 maviden verene,
 sarıda sorana,
 morda yorana,
 kırmızıyı kazana diyelim; 
turuncuyu sevenden bilelim, beyaza bağlayalım,
 gönülden eğleyelim.
 Toprak eğitir,
 taş öğütür, AŞK söyletir. 
Gönlünü aç.
 Doyanın alacağı,
 doymayana vereceğidir. Verenden olalım, 
benliği ÖZ’den silelim. 
Benden sorulsa, 
senden bilinse
yeri nedir? 
Elbet bilenin söylediği dardır. Bilen neye öğrenir? Bilmediğini. 
Çok bilen, düzeyde kalandır. Yanılmayın ‘Az mı bilelim?’ demeyin.
 Bildiğiniz kadar uyunuz ki,
 ÖZ’den bulasınız. ‘Aldık, bulduk, olduk.’ denildiği yerde, 
nokta koyulmuş olur.
 Aslında kâinatta koyacağın nokta yoktur. 
Olduğu, bildiği, bittiği yerdir nokta. Yaşadığın günün asla noktası olmaz. Çünkü evrende bilinmez, 
bilinmeyen bitmez. 

(Resim verildi: KAYGUSUZ ABDAL)

12 Dumansız olduğuna,
 amansız bulduğuna
 şahit istemedi.
 Bilenin bildiğine,
 görenin yorduğuna ortak olmadı. ‘Olduğum gibi,
bildiğim kadar.’ dedi, 
sevdi sevildi,
sevdiğine sevindi. “Yerimi sorarlar, 
adımı ararlar,
 gelene yorarlar. 
Ne gelenden, ne durandandır; 
sevabına ortak arayandandır.”

13 ‘Çağrılan gelir mi?’ diye sorulur.
 Olaydan ses verenin, ‘HAY!’ diye yalvaranın;
 elbet geleni olur,
 öylece kayguyu siler. 
Çaydan geçene, ‘Elini-ayağını.’ diyene;
 kolunu verirsin, 
kulluğunu öyle görürsün. Göze gelen sözü açandan olur, 
seyrini gelende bulur.
 Döndüğün çevrede aradığını bulamazsın,
 seni arayanı görürsün, 
sevgide bir olursun. Ona de ki; ‘Doğana doyum, 
bilene uyum gereklidir.’


14 YUNUS söze girdi: “Gözden ırak olan; 
gönülden bağlanır, ‘Yol?’ diye ağlanır. 
Kayguyu silelim, 
düzeni övelim.
 Ayrıya düşmeden, görünmeyen sevilmeyen olmaz.
 Sevilmeden dünya dönmez. Yazacağız, döndükçe doyacağız, 
ak ile karayı sevecek, 
beyazı bulacağız. 
Dost sofrası kurulur, 
dost helvası karılır. 
Açana verdik, geçeni sevdik. 
HAK sevmiş; 
Elbet cümlesi ÖZ’üm,
 cümlesi gözüm.
 CAN ile CANAN doğuşur, 
CAN CANAN’da birleşir. 
Saydığım sever, 
sevdiğim sayar;
 zincir misali birbirine ekler, 
ayrıda kalanı bekler. 
Örüleni gördük,
 çevrede bulduk. 
Gönülden oluşturana, dostları buluşturanlara ‘ALLAH’ım RAZI olsun.’ dedik. 
Çeşitte eşitlik olursa,
 göze zor gelir. ‘Eşitliğin düzenini kuralım,
 el-ele verelim.’ dendikte 
uyum, arayanda kalır.
 Mutluluk ordadır. 
Mutluluğa eriniz, kaynağına giriniz, 
şah ile köleyi orda sorunuz.
 Ne ayrı görürler,
ne ayrı verirler. 
Severler severler.”



ALLAH’a ısmarladık



LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH