|
9 Eylül 1977 MEVLÂNA’yım ben! 1 Günlerin yöresinde,
yolların töresinde; aradığımız cümle ile taradığımızdır. Selam ile
geldik, sahifeyi cümleye açtık. 2 "Yoldan geldim
bilene, güzel hale uyana." dedi, YUNUS'um söze girdi: 3 " 'Yamayı düreyim
mi, eğriyi açayım mı, dumandan kaçayım mı?' diyene de ki: Bildiğine
uyasın, güzelliğe doyasın, her olanı yazılana sayasın. Selam ile geldik,
gölgeyi sildik. Çölde güneşe kalan, güneşten ışık alan;
sorgusunu elbet çölden alır, aldığı yerde bulur. YAZAN'ın yazdığı
gibi gelişir, kulunun çözdüğü gibi değil. 'Açılana bakalım,
eldeki suyu göle dökelim.' diyene sözüm: Göl kendini besler. Eldeki su sende
kalsın, dileyen dilediği yerden alsın. Suyunun verdiğine, olaya
güldüğüne şahit arama. Genişlikte görüleni ayrıya yorma. Sebep
arayan, sepete su doldurana benzer. Elbet her olayın sebebi vardır. Ne var ki,
kulun görüş ölçüsü çözmede dardır. Var olana varlığımız, yar olana
sevgimiz ölçüdür. Dünyanın oluşunda, her kulun alışında sebep mevcut
ise de; olduğu gibi alalım, bildiğimiz kadar uyalım. Can destiye
girmez. YAR diyelim, sohbeti öyle yolda bilelim." 4 "Kapı açtım girene,
ayna verdim görene, toprak versek sürene." dedi, PİR SULTAN ABDAL
geldi: 5 "Dağda diken aradım, ayakta düzeni buldum. Ne çıkandan şikayetçi oldum,
ne elini çekeni kınadım. 'Olaydın elde, gülerdin sözde, deseydin sazda; derdini
anarlardı, sana yolunu sunarlardı.' dediler. Ne gördüğüme baktılar, ne
duyduğumdan aldılar, ne beni bildiler, ne güzele uydular. ALLAH'ım
uydursun, güzeli buldursun." dedi, sohbette olanları selamladı. 6 "El
vereyim gelene, sır vereyim sorana, ses vereyim durana desem; gönüller
BİR'de kalır elbet, cümle BİR olur." dedi yürüdü. 7 Gayede uyum, görüşte doyum ile gerçekleşir.
Kulun kula vereceği sözüdür. Ne var ki, sözü ile vereceği ÖZ'üdür.
Elden eli alalım, gönüllerden gönüle aktaralım. 'Şerbet verdim içmedi,
yolda güzeli seçmedi, dar boğazı geçmedi.' denilirse; 'Dost eli gelmedi,
dost elini bulmadı.' derim. 'Kadir bilenden, kadir uyandan, yolum nedir?' diye
sorandan ALLAH'ım RAZI olsun. 8 Olmuşu seversin, hamda översin, demirde
tavını ararsın, her olayın olmuşuna gönül koyarsın. Bağda üzümü
seversin. Koruk sevilmeyenden ise, üzümü beklersin. Öyle ise, koruktan
şikayet niye? Koruk oldu erecek, üzüm verdi serecek, şarap oldu sunacak,
seven sevdiğini alacak. 'Ham olan sevilir mi?' denilmesin. Koruk ta oluma
kapıdır, bilinsin. MEVLÂNA'yım! 9 Deniz sizin, söz bizim, yerden göğe HAK
sizin. Gelişte aldığınız, dönüşte getireceğinizdir. Yorumda
vereceğiz, söz ile gireceğiz. 'Somut örnek.' denilse, kayıp elde
bilinse; aranan bulunurdu, şüpheler silinirdi. 'Almayı bilmeyene, yerini
bulmayana vereceğin nedir?' denilir. Almayı bilmeyen değil, bilemeyen
vardır, her darlık kula kardır. Çünkü, bilemediğini bulur, bulduğu
ile olur. Güzellik, bileni bilmeyeni sevmekte, her olayı uyumlu görebilmekte. (Resim
verilir.) 10 Yerden gökten bilene, 'Yazdın ALLAH'ım.'
diyene; elden dilden verilir, izin geldikte görülür. PİR SULTAN ABDAL'ın
dediği, HAZRETİ MERYEM'in bildiği, SENT MİŞEL'in
gördüğü; ne yolsuzluk, ne kayıtsızlıktır. Kayıtsızlık, bilenin bilmeyene
verdiği ise, bilmeyenin çözdüğü olsun. Her yoldan gelen bir
arayışta olduğuna inansın. Bağlayan gönülde, BİRLİK
vardır. 11 ALLAH'ıma emanet olunuz. MERYEM'in verdiği, yeniye
uyduğu görülür. Şahitsiz aldığı, yerini verdiği cümlenin
bildiğidir. Demir tavında olur dedik. Eriyen demire şekil verecek,
ÖZ'ünü dürecek olandır. ALLAH'ıma emanet olunuz. ALLAH'a ısmarladık.
|