7 Eylül 1978
MEVLÂNA’yım ben!
1 Yedek kalem alınmazsa,
güzel yazı okunmazsa; alan bilmez, bilen sormaz.
2 Kaygu demde kalmasın
sorgu bende olmasın, yemin olduğu yerde kul kendini bulmasın. Kemik kulun yapısında,
kanı bedeninin katısında. Gelen giden sayılsa, kul dünyada ayılsa; sorusu
candan olurdu, niyazını ÖZ’den verirdi. Sahil yolu götürür, güzel günü gösterir.
Kemik dedik yapısını verdik. Gönülden aldığını kemikten sormazsın. Olumun
değişken değildir. 'Ne demek?' dendi: Değişkenden
maksat, gelen giden, veren alan, sende demir misali şeklini bulan. Yazıya
önce beden gereklidir. Yazının bedeninden söyledik. Sen bedenini kuracaksın,
ruhunu ALLAH'ımdan bekleyeceksin.
3 Her kapının
açıldığı, her eşikten geçildiği bilinir. Aşılan köprü, her
varolan tarafından görülür. Çevrenin açtığı, yerini seçtiği günden;
yerini verdik, sunulan şaraptan, içileni gördük. Demde olanı dedik.
Beden bulan her olay, ruhunu bulacaktır, şarkı dahi dilden dile
söylenecektir. Şarkıdan maksat; dinleyene huzur, okuyana şevk
verecektir. Denizden aldığını dağdan vereceksin. 'Halim?' dersin,
kayguya düşersin. Dağda güzelliği görmek için, tırmanmak
gerekir. Güzeli güzelden sorsan da bilemezsin, sadece güzeli kendin güzel
yapabilirsin.
4 Talip olan; YUVA’mıza
gelmeden, yazımızı görmeden adımız anıldı, MEVLÂNA, 'ŞEMS.’ diye-diye
yandı; sadece ALLAH AŞKI’na düştükte kandı. Varolanı seveceğiz,
AŞK’ımızı VAREDEN’e çevireceğiz. Yanmayan kor olmaz, kor olmayan
küllenmez. Alev alev yanandansın. Gizli değil
açıktır. Her verilen, sevgi diye örülen. Kement, bellediğine atılır,
sevilen at tutulur. Sevginin ölçüsü yoktur. ‘Ayık kalsam, kendimi bilsem.’
dediğin günde; ayrımın tadını buldun, hasret yoluna düştün.
5
Kaş ile
göz yerinde, akıl derindedir. Geçit bulmayan, gidişe uymayandır. Demden
yolumuz aldık, handa kulunu gördük. Kuyuda suyu gördük, bilenden sözü
aldık.
Sahip olduğumuz akıl ile övündüğümüz günde, bedende kemiği
sildik. Komşu komşuyu günde, seven seveni yönde bulur. Demir tava
geldikte, mermer suya erdikte; akıl yerini bulur, yazılan öyle çözülür.
"Gemi dosta, NUH posta yer bulur, yenide yerin verilir." dedi,
selamladı.
Dediğimiz, demden uzak değildir; değişen halde, mevsim yaz
değildir. Damda çatı, yönde batı bilecek, yumuşak yerde adı ile
anılacak. Alan bilir. "Eşyanın dili, kulunun hali ile
eşittir. Dost, dediğin, dost, sevdiğin gibidir, almayı
dilediğin, beklediğin gündedir. ALLAH'ıma emanet olunuz." dedi,
NUH yürüdü.
6 "Yaprak
küçük, eni dar, yerde ayak boyu kar. Bilen bilmeyen gelir, bilmeyen bilenden
alır, bilen bilmeyenden bulur. Alış veriş geçerlidir. Yedek denilen
her hal, gönlüne engeldir. Halin yedeği olmaz, kul olduğu gibi
kalmaz." dedi, YUNUS'um yürüdü.
7 Gölge günde silinir, AŞKI kulda hal olur.
ALLAH'ıma emanet olunuz, her sorunun cevabını satırlarda bulunuz.
8 Aslınız, resim ve musikide oluşur. Sen
kainatta oluşan resim değil misin? KIR'AN da şiirdir; deste beste
düzendir, güzel yazı yazandır, hafız KIR'AN'ı okuyandır. Yaşayan bilir;
bir şarkıyı anda öğrenir, bir sayfa yazıyı günlerce ezberleyemez.
KUR'AN; verildiği günden güne kadar, musiki dilinde söylenmiştir.
9 (Deniz yosunu
konusunda ek bilgi istiyorum lütfen.) Yol, yürüyenle değil, yürüyene
yol biter. Geminin, değişmeyen dostudur. Ne var ki; insan, insan
olarak gelir, demir atan gemiye dost olur. Okunu atan avcı misali, her
varlığa denizden değil, sözümüzden gelir. 'Dert...' denilen yerde,
sorunuz OMAR'ı güldürür. Karşı yoldan geçenin yolu, geçici değildir.
ALLAH'ıma emanet olunuz, ham meyveye değil, olgun meyveye el atınız.
Güneş değilsiniz olduracak, nehir değilsiniz bulduracak.
Göreviniz sadece güneşi göstermek, nehire götürür yolun gidişini
göstermek. Dileyen alır. ALLAH'a
ısmarladık. 'Gel.' dedik, geldin; 'Yaz.' dedik, yazdın; desteye girdin,
besteye uydun. ALLAH'ım mutluluk duvarını aşmana, sadece O'na koşmana
vasıta ettiği bizleri, gönlünüzce sevindirsin. ALLAH'a ısmarladık. 'Desteye girdin.' dedik ya. ALLAH'ımın
sunduğu, her kulunun duyduğu mutluluktur.
ALLAH'a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH