|
1 Aralık 1978 (Yumak sözcüğünün anlamını daha açık verir
misiniz?) MEVLANA’yım ben! 1 Gelişten görüşten,
biliş
güzeldir.
Bilişten, uyuş güzeldir.
Uyarsan
görürsün,
gördüğünü alırsın.
Cümlenize selam olsun,
her
kayıt yerini
gönüllerde bulsun. 2 Kayadan kayaya aştım,
her
aştığımda şaştım.
Gördüğüme güç
gelen,
uyduğuma hoş geldi.
'Sözün açığı.’
denir.
Görüşte, kayadan kayaya atlanamaz gibi
oldu.
Uyuşta, gerçeği buldu. ‘Yerden aldık, elde bulduk.’
denilir,
güzün düşen yapraktan
hüzün beklenir. Neden?
Yaprağa sordunuz mu?
Toprağı dinlediniz mi?
Ne yaprak, ne
toprak şikayetçi.
Birbiri ile alışverişte.
Yerimiz
dar değil,
sözümüz zor değil.
Verdik her
dileyene,
'Dumanımı sileyim.’ diyene.
'Geçen günü analım.’
denirse,
'Günün yorumunu yapalım.’ deyiniz,
geçeni gelene
aktarınız. 3 ‘Kuru dalı keselim,
'Dert.’ diyene
küselim.’
diyene de ki;
'Her olayda düzen,
yazıldığınca
yerini bulur.’ Yumak, kendini bulduğunda, olanı olmayanı ayırır. (İdrak mi DEDE’ciğim,
yumak?) Yumak bedenin yerini değil,
yönünü belirten
varlığıdır. (Ömür mü
acaba?) ‘Dert.’ dediğini,
sert dediğini; yumağa
yüklersin.
Dilersen düğüm atarsın,
dilersen birbirine
katarsın. ‘Güzelin tarifi,
güldürür arifi.’ dedik,
daha önce
verdik.
Yönünü bilsen, ‘Dert?’ demez gününü geçirmezdin. ‘Açık olsun.’
diyene.
Yumağın tek söz tarifini isteyen; Beden ile RUH’un dengesi.
Deniz geçeni unutur,
ne var ki geçen, denizi unutmaz.
DOST yerini
bildirse,
gönlü dize getirse;
ne bizi sınardı,
ne ‘Yok.’ diye
yanardı.
'DOST! DOST!’ diye andığımız,
hep ‘DOST.’ diye yandığımız,
güzelin
EN GÜZEL’idir. Yeşil yaprak, daldadır;
güzel denen,
haldedir;
"Gerçek.’ diyen, huydadır.
Gemiyi yürüten
bilir,
gelen yolcuyu verir.
Kaşık elde gelene,
çorbayı
kotaralım. Çiçek elde diyene,
sözü dilden verelim. 4 “Eğildim düşesiye,
yanıldım
taşıverdim.” dedi,
YUNUS’um sözü aldı: 5 “Eğildim, YÜCE’nin
EMRİ’ndendir.
Kum diledim alayım,
taşı buldum
vereyim.
'Hele alanı görelim.’ dedim.
VEREN’in YAZISI, alanı
değiştirmez."
dedi, YUNUS’um cümlenizi selamladı. 6 “AŞK’ı dilde
öğrendik,
gönülden öğrettik.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL
sözü aldı: 7 “Soğuk sıcak bilinir,
ağlayana
gülen gösterilir.
Tok olan, aç ile korkutulur.
Yerini bildi isen,
kadere neden bahane ararsın?”
dedi, ABDAL yürüdü. 8 “Seni beni ararlar,
senden benden
sorarlar. ‘Dön kendine.’ diyelim,
kendi aynasını gösterelim.”
dedi,
KAYGUSUZ söze girdi: 9 “Ham meyveyi alasın,
söz ile biri
bulasın. ‘Değmez.’ diyene, de ki; 'Suyu gür ise, değirmen
döner.
Her dönüşte, suyunu çeker. 'Duyan ile göreni yanına
alsan,
bilenin gelmesi gerekir.
Hepsinin birbirine uyması
gerekir.
Gönüller elbet BİR’dir,
BİR
kalacaktır.
Cümle için kainat BİR’de bulacaktır.
Her var
olan, YAZAN’ın YAZDIĞI’nı görecektir. ‘Dost.’ diyelim,
her kulunu
dost bilelim.”
dedi, KAYGUSUZ yürüdü. 10 Daha önce yazımızda verdik. ‘Yolcu yolda.’
dedik.
Görevini yapar.
Derman değil, ferman
diler.
Yardımındayız
(a mı?) EYVALLAH. Yapısını
silersen,
gönlü ile kalırsın,
O’nda güzeli bulursun
ALLAH’ıma emanet
olunuz.
11 ‘DOST.’ dedik, KAYGUSUZ’u
verdik,
cümlenizi selamladık. ALLAH’a ısmarladık. LAİLAHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|