12 Ekim 1979

MEVLÂNA’yım ben!

1 Küçük büyük demedik, ham meyveyi yemedik. 'Güzel.' dedik alıştık, her sevenle buluştuk. Cümlenize selam olsun. Sorunun yeri satırda değil, sahifede kalsın. Bırakın, meyve dalında ersin. Değişen olmaz, su alan çiçek solmaz, sohbet anlamsız kalmaz. Veren, alanı bilir; alan da, yeteri görür. Geçen günde verilen, elbet günde çözülür. Daha önce verdik, 'Çözülemeyeni zorlamayın.' dedik.

2 Kumda taşı bulursan, kum diye ele alırsan, elbet kumun görevini vermez. Beklersen, taş da kum olur. Yazımız her gün için geçerlidir. Yazıldığı gün değil, yaşandığı gün kadar yön verir.

3 "Yoğurt yesem serinde, elbet durur yerinde. Almayı dileyen, sormaya niyet kuran; gönlünden verdiği an görülür. Yaprak verdim eline, sözü verdim diline, 'Güzel.' dedim gülüne." dedi, YUNUS'um sözü aldı: 

4 "Taşı yerde sayarlar, tarlaya buğday koyarlar; her adımda 'Gelen kimdir?' sorarlar. Oruç sende, niyaz bende, dost cümlede olacak, aydın günde çağrılan gelecek. 'Çokluk eğildi, yaprak döküldü.' diyene de ki: Her bahar düzendedir, giden gelen YAZAN'dadır, olumsuzu süzendedir.

5 Yerden aldım sazımı, dilden verdim sözümü, ayırmadım gözümü. Geçsin diye bekleyen, konuk diye ekleyenin, kendinde alacağı-vereceği yazılıdır." dedi, YUNUS'um yürüdü.

6 Eyerde, atın rahatı mı, süvarinin rahatı mı düşünülür? Elbet hem atın hem süvarinin. Öyle ise verileni alan da, ağır diye sıyrılan da, önce karşısında olanı düşünsün.

7 "Serin yerde gezerim, serin sudan içerim, derin kuyudan geçerim." dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:

8 "At meydana gelir mi, at bineni bulur mu? Binen, atı bulur meydana gelir. Yorum da öyledir. Önce sonucu değil, yapının temelini bulalım, öylece duvarını örmeyi düşünelim. 'Katıksız yenmez.' denilen, sohbet sofrasında her dilenene sunulan günde geldik, 'Bulduğun güzel.' dedik. Umduğunu alasın, gökte yıldıza selam veresin, güneşte ısınasın." dedi, KAYGUSUZ yürüdü.

9 "İplik elde örülür, her var olan sorulur, kaçta kaçı yorulur?" dedi, MERYEM söze girdi:

10 "Somun elde, sıcak dilde gönül ısınır; bilen bilmiyen toprakta eşinir, her aldığı bitkide düşünür. 'SEN'den geldi, bildiğim budur.' der, HAKKI'na şükreder. Merdiven her adımda yukarı götürür, bildiğine bilmediğini kattırır, elbet sevabını arttırır. Niyazının olduğu yerde, kapıyı bulduğu yerde, günü gelende açtırır." dedi, MERYEM yürüdü.

11 Örümcek ağını örer, ördüğü yerde düzeni kurar, yediğini kul ona buna sorar. Ne yerse yesin, sadece düzende yeri vardır bilsin. Yorum bizi bilene değil, sözü alana verilir. Köyün kapısı nasıl ki her gelene açıktır, gönül kapıları da açık olsun, dostluğa güven, her kulunda kalsın.

12 Sorgunun yeri, söze uymaz, SEYYİD AHMED günde gelmez. Gerçeğin yapısı, kainatta açıktır kapısı. 'Her bilende anahtarı var mıdır?' denilir: Her bilende değil, her olanda vardır. (Olmaktan murat, ermek mi DEDE’ciğim?) Bilmekten maksat, aldığına uymaksa bilendir; 'Bilirim!' diyen değil. Bildiğine uyan, olanı duyan, her var olana sevgide doyan; olandır! Çünkü kainat sevgisi ile dolandır.

13 Yonca alsan eline, desen: 'Düzen verdin, rengini uyumlu gördün, SAHİB’ini öylece andın.'; aldığını vermiş olurdun, sen de kendinde bulurdun. Erende oluşan kerameti değil, gülüşen selameti görünüz. 'Ne demek?' dendi: Eren kulunda, sevilmeyen düzen görülür. Aslında huzuru, kullarına kendini bildirir. Çözümü açıktır. Olgunluk, her olayı hoşgörü ile karşılamaktır, katı geleni yumuşatmaktır. ALLAH'ıma emanet olunuz. (Sayfadan murat, tebliğin sonu mudur DEDE’ciğim?) Her satır, bir evvelki satırı tamamlar. Her sayfada bir düzen vardır. YAZAN'ın DÜZENİ.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH