3 Kasım 1979

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kucak dolusu sevgi ile geldik, 'Hayır ALLAH'ım.' dedik. Olumlu gelecek, kömür misali kıvılcım arayacak, 'Sen, ben.' diyeni elinden tutacak. Cümlenize selam olsun, açtığımız MEYDAN'da kendini bulsun.

2 'Kuyu sesini verse, her gelen dilediğini alsa.' denir. Sesimiz deryadan verilir, her dileyen görülür. 

3 Selam aldık ANA'dan, adı güzel SARI'dan: " 'YÖRÜK GELİN' denilir, adım öyle anılır, şarkı diye söylenirdi. Yün bükerek eğildim, sarı inek sahibi oldum, her dileyene sütünü verdim. 'Ana sütü' denildi, derde düşene şifa verildi; ağlayan sustu, zehir alan kustu, uçan yere bastı.

4 'Yoğurt versem eline.', dedi 'Güldüm geline.' 'SARI GELİN' denilir, altın saçı örülür, ele kına yakılır, derde deva sorulur. Eyer merkep süsüdür, yolun sesidir. Merkep sütü alınır, derde deva denilir. Alan bilir. Olayın gelişmesi, gönülde çalışması vardır. İçenden olunur, beklenen alınır.

5 Koruk aldım ermedi, elde kaldı vermedi. Asma koruğu oldurur, güneş tadın verdirir, dile mülkün gördürür. Ağaç verdim dikesin, köküne su dökesin, elin cepte sıkasın, her kütüğü bükesin. 'Geçici geldi, dilenen oldu.' diyelim, düğün alayına katılalım.

6 Bunca yılda verdiğim, döne-döne serdiğim, gelen gidene sorduğum şudur; 'Dilersen burda kal. Darda olmazsın, SAHİP’siz kalmazsın. Yeter ki, SAHİBİ’ni bilesin, 'Yandım ALLAH.' diyesin.' Oğula derman verdik, 'ANA' diye anıldık. Şundan bundan demeden, ham armudu  yemeden; kendin olasın, kendin bulasın, çağrıldığın günü bilesin, ANA'dan ANA'ya devrini göresin, uyuduğun uykudan uyanasın.

7 MERYEM'den geldi, geldiği günde buldu. 'Asıl adı nedir?' denildi. Demde verdiğimiz; 'MUAZZEZ' namına uyan, 'SAFİNE' diye anılan. Eyyam gelmese, dileyen bilmese, gerekmezdi. SAFİNE'den murad; denenmiş suyun paklığı. SARI ANA, oradan gelir.

8 Katık verdik, halin gördük, niyaz diledik, güzelden güzeli bulduk." dedi, SARI ANA yürüdü. Ak elini HAKK'a açtı, ak gönlünü cümlenize saçtı, her niyaz edeni seçti, bildik bilmedik önünden geçti. 'İnek sütü vermese, kulu onu bilmezdi.' denilmesin, BİLDİREN inkar edilmesin. Niyazını bekler, yapınıza kumundan ekler.

9 " 'Saray beni alır mı, saraylı sende bulur mu?' dediler,  aramıza taş duvar örttüler. Adım attım öteye, elim verdim kapıya. Gelen gülen bizdendi, araya giren tozdandı, 'Kötü.' diyen sözdendi. Ne ayrı kaldığımız oldu, ne saray aramıza girdi." dedi, YUNUS'um sözü aldı:

10 "Kapı-kapı gezelim, her sözü BİRLİK'te süzelim. Seyret güzeli, senle BİR'dir diyerek; seyret güzeli, sende BİRİ bularak; seyret güzeli, damla-damla sunarak; 'Konuk değilim kainatta.' deyip, her zerrede düğümleri çözerek. Sır demedik. Sır; çözülen değil, verilendir. Düğüm; kendinde olanı bularak beklemek, verilene uymaktır.

11 DOST KAPISI vurulur, sofra hazır girilir, sağlı sollu selama durulur. Ağacın kökünde dinlenmiş toprak, cümleyi besler. Yaprağından meyvesine, her adımda niyazı olur. Onbir ceviz dikilsin, demde söylenen beklensin. Kökü suya erdikte, dağı taşı gördükte; kökünden yaprağa, beklenen vardır. Doğusuna. Değil. Değişen değildir. Beş, beş. Beş doğuya beş batıya, bir ortaya. Yan yana değil. Onbir ağaç yeter mi, beklenen baca tüter mi? Onlar, köprü görevindedir. Araya, dilenen dikilir. Cevize eğilen, yaprağı tez dökülen ağaçtan olsun. Yedi selvi dikesin, aralara dökesin. Kırk bir erik dikilsin. Kemik görevi cevizdedir, toprağı sağlıklı tutar. 'Kalanı, ne yapsam?' dersin. Her meyveden atasın, dilediğin günde satasın. Ne olursa olsun dedik, cümleyi öyle çağırdık; toprağımız da öyle olsun.

12 Oğulun aldığı, selviden sorduğu; dünya halkıdır, sulha bekçidir, iki alemde aracıdır.

13 'Oruç yedim.' diyesin, geçen günü süresin, günde aldığını bilesin, 'Şükür ALLAH'ım.' diyesin. Ele aldığın kaşık yarının çorbasınadır. Boş tas görmedik, uymayanı vermedik. 'Her gün, dünden güzel.' diyelim, sunulan şerbeti HAK'tan bilelim. Geçmişi sildiğini andığın gün, kendine döndüğün gün olacak; her yanlış dediğin, dünde kalacak.

14 'Uyum yoktur.' diyerek , bilerek bilmeyerek, ayırdığın destide demden uzak kalmayasın. Yanımızda olana. 'Suyun tadı, her gün aynı değil.' dersen, her akan su da bir değildir. Kimi sıcak akar, kimi toprakta döker, kimi kumda hemen çöker. 'Yazılanı bilmek, kendinde olsa-olmasa gönülden uymak yeter mi?' dersin. Uyumda olduğun bilinir, SAHİB'ini bilene yardımcı olunur. 'Devrede, sorumsuzluk var.' denilen, odur. Uyumsuz olanın verdiğini değil, sorduğunu düşün, olandan gelenin yardımını dile. Kuşak bağlanır, kaygu silinir.

15 ALLAH'ıma emanet olasınız. Yorumu verileni, yumuşak derileni, ayrı tutmayınız.

ALLAH'ıma emanet olunuz. 

ALLAH'a ısmarladık. 

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

eyyam: günler; yumuşak, iyi; vakit, zaman