9 Kasım 1979

MEVLÂNA’yım ben!

1 "Yoldan, halden gelen, bizden; veren, YÜCE'den." dedi, YUNUS'um anda söze girdi. 'Hal senin, yol senin, söz senin olsun.' dedik, YUNUS'um ile cümleyi selamladık.

2 "Ne yerden sildim, ne selden aldım, ben bende kaldım, seni gölgede buldum, güneşte gölgeyi sildim." dedi, YUNUS'um sözü verdi.

3 Katkısız bilene sabırsız denmez, bilmiyen sorarsa cevapsız kalmaz, baktığın ağacın yaprağı solmaz. 'Gel.' dedik her dileyeni çağırdık, ak ile karayı bilerek ayırdık. YÜCE'nin EMRİ'dir. Esecek yel durmaz, güneş, ay, yıldız ışıksız kalmaz, bilen bilmeyeni bulmazsa, 'Görevli' denmez; ne var ki vergimiz asla kesilmez.

4 'Dağılanın toplandığı.' denildi, sohbet sofrasında aşımız yenildi. Güzellik öyledir. Sofraya sofralar eklenmeli, her gün daha geniş dostlar beklenmeli. Orda burda oluşur, her geçen gün, kulu için çalışır. Kulu da günler içinde çalışmalı. ALLAH'ım RAZI olsun bildiğini verenden, bileni 'Bildir.' diye çağırandan.

5 YEMEN'den gelenin, 'Sohbette yolum var mı?' diyenin, selamını getirdik.

6 "Elden ele alışır, hep el için çalışır, güzel günde buluşur." dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

7 " 'Umduk gönül verenden, umduk yolu sorandan.' diyene sözüm: Ummak ALLAH'ımı bilmektir, ummak 'Verecek.'  diye inanmaktır. Ayağını sıkan pabuç senin değildir. Hemen sahibini ara bul. Benden geleni bana değil, sana gelene ver. Göğüsten geçerli olan, yavruya hayat veren, gölgeyi vermesin." dedi, HAMZA DOST selamladı.

8 Atı taydan ayırma. Genç gelir, yavru büyüdükçe kendini bulur. Oyunda yerin varsa, gösterdiği noktada kendini buldurur, adım-adım götürür, ısındıkça koşturur.

9 'Dost .' dedik, her gönülde postu serdik. Gönüller açılsın, yorumdan hale geçilsin. Her yazana söz gelir. Ne var ki öze sohbette girilir. Verilenin sohbette açılışı var ise, kaynağın yolundandır, yoruma açık değil ise, esen rüzgarındandır.

10 "Bülbüller ötüşürken gün ışığı çakışır. Bülbülün sesini gelen rüzgar taşır." dedi, YUNUS'um yeniden söze girdi. 'Girdiğin söz yazıdır, gönüllerde kazıdır.' dedik, YUNUS'u meydana koyduk:

11 "Kırmızı gülde korkuyu sildim, sarı gülde görgümü böldüm, pembe gülde kendimi buldum, beyaz gülde sözden ÖZ'e, özden aza geçtim, TEKLİK’i bildiğimce seçtim. 'Bildim-bilmedim.' diyemem, bildiğimi sofraya koyamam. 'Gül ile ben.' dedikte, gül ile baş başa kaldıkta, TEKLİK’e bağlı mıyım? Sorum sizlere. (Tebliğe ara verilir. Bir süre sonra GARİB aldığı olumlu yanıtı belirtir: 'Evet') Gül de O, ben de O, cümle de O. Demde cümlemiz O'nda, demde cümleniz O'na. Dağılanın toplandığı, eğilenin paklandığı, her var olanda O'nu bilenden değil midir? Geldiğim, gördüğüm, cümlenize verdiğim, O'ndandır. Daha önce verdik: Sohbetimiz; arayana anahtar, dileyene kucaktır. Elbet her dileyen sohbete katılacaktır. 'Olmazsa?' demiyelim, kayguya düşmeyelim. Yoluma gelenin, diz büküp niyaza duranın, gece-gündüz sohbetini verdik, GARİP ile yol boyunca söyleştik.

12 Konuk gelenin, 'Niyet.' diye kuranın gelişinde açık dosyasını okuduk. Geride kalan örtülü olsun, günde okunan kayguyu silsin. Girdiğimiz her kapı asla kapanmaz, verdiğimiz sohbetten bilen sakınmaz. Suyun aktığı yerden, 'Paslanır demir.' diye kaygu edilmez. Su kesilirse kaygulanın. Yolumuz açıktır. Daha önce verdik, 'Seymen, sözün atlısı konunun tatlısı.' denilir, kumundan çok yorumlar beklenir, kaygusu soframız yol değiştirir. Akan suya kulu yol verirse, elbet değerini buldurur. Her akan suyun yolu vardır. Ne var ki kulların değerlendirdiği sular, çok verimli olur. Verilişin gayesi de odur. 'Akan suya duralım, el yüzü yıkayalım.' dersek, verimini tarlasına çeviren bekler, meyvesini öylece toplar. Ağacı, YÜCE ALLAH'ım yaratır, dünyada kulu dileyince düzeltir. Dilekten maksat, verimini arttırmak. 'Ayağımız suya erdi, gözümüz suyu gördü.' dersek, yolun geçtiği yerde kendimizin durduğunu görürüz. 

13 YAR senden bana, YAR benden sana." dedi, YUNUS'um cümlenizi selamladı. Her sözü bohça misali dürdü bağladı. Dileyen açsın, dileyene saçsın diye hepinize bilgileri emanet etti. " Alan alsın, talip olsun." dedi verdi, yürüdü.

14 Kalıp geçerli değildir. Çünkü her geçen gün, her varolan gelişir. Gelişen her varlık, oluşur. O zaman belirli kalıplara sığmaz. Usumuz dünü siler, günde güler, yarın doğacak olanı bekler. Olumsuzluk asla var olanın yapısına uymaz. Var olan verilen bilgiden şaşmaz. Çünkü verilen bilginin VAREDEN'den geldiğinden şüpheye düşmez. ALLAH'ım cümlenizin kaygularını silsin. Her kulu kendini şüpheden arıtsın.  

ALLAH'ıma emanet olunuz.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH