|
23 Kasım 1979 MEVLÂNA’yım ben! 1 Dengeyi bozandan gelmez,
yorumda hata olmaz. Her kulu gönlünce alır. Cümlenize selam olsun. Kaşık
elde gelene, 'Selam sana.' diyene, kainat selam verir. YARATAN,
yarattığını görür. 2 Damla suyu veririz,
oluşta hali görürüz. Dost gelişe alışır, dost verişe
çalışır, elbet gönüllerde dostluk oluşur. Yerimiz ayrıda değil,
sözümüz gayrıda değil. 'Gelen giden nedendir?' diyene de ki: Yaprağı
dökülen ağaç anılmaz mı? Yaprak yok diye su dökülmez mi? 3 "Gelen giden DOST'adır, selam veren postadır. Yemeni ayakta, dilenen,
durakta." dedi, YUNUS'um sözü aldı: 4 "Değirmen unu
bekler, çuvalı alan değirmene ekler. 'Bekler.' diye söz edilen, yeniyi
alacağı güne bakar. 'Deneyde değiliz.' diyene de ki: Deney,
bilinmeyene olur, bilinen kendini bulur. Yolumuz açıktır, gelen gülen her kula,
seven-seven er kula." 5 "Yoğurt
çalsak dereye, yolum gitti nereye? Aldık geldik suyunu, sevdik güzel huyunu,
övdük selvi boyunu. Tahtı kursam otursam, doğuştan yerde dursam, kim
alır kim verirdi, HOCA'yı kim görürdü?" dedi, "Semer
değişene güzel gülüşene aykırıdır." diye sözü aldı: 6 "Daldığım oyunda, serdiğim koyunda, yapıyı açık gördüm, 'Açık.'
diyene güldüm. Kolum yenden sıyrılmaz, dizim posttan ayrılmaz. Gözüm gördü,
gönlüm sevdi, yoğurt yiyene verdi." dedi, HOCA yürüdü. (NASREDDİN HOCA mı?) "Kolumu alan bilir, yenimi sayan bilir, derdi dörde ayırır." 7 "Ham meyve oluşurken, olgun meyve
bölüşürken güzeldir. 'Yandım ALLAH.' diyene, 'Derya nerde?' sorana selam
ile geldik." dedi, YUNUS sözde kaldı. "Sözleştik, sözde
bölüştük, gayreti size bıraktık." dedi, YUNUS'um yürüdü. 8 "Elde maşa, dilde paşa
olmasın, yanan meşale sönmesin." dedi, MUSTAFA KEMAL sözü cümleye
verdi: 9 "Katı gelmedim, kahrı sevmedim, aza gülmedim,
çoğu bölmedim. Hoş tuttuğum her insanda ayrılık görmedim.
Aşağı insem yukarda kalmadım, yukarı çıksam kimseyi bırakmadım. Kahır
günün konusu olmasın. Her sararan yaprak yerde kalmasın. Gülünüz, el ele
veriniz, her kulu sarınız. Deyiniz ki: 'Her doğan hürdür, hür kalacaktır;
amma her hür olan yanındakinin hürriyetini koruyacaktır.' Komşu
komşuya su vermezse, komşu komşusuna güvenmezse, millet
birliğinden kopmuş olur. O zaman, hür gelen, hür olmayı bilenler
elbet gelecek, kendini bilenlere elini verecektir. 'Hür olmak nedir?' denildi:
Hür olmak, maddi bağlardan kendini sıyırmak, manevi bağlara sarılmak.
Maddi bağ kendinde olmayana
heves, kendinde olmayana hırstır. Kendimizde olmayanı değil,
kendimizin olanı koruyalım." dedi,
"El vereceğim, dilenen yolda yardımcı olacağım
yaşadığım gündeki gibi. Yani dünya halimde olduğu gibi."
dedi, MUSTAFA KEMAL yürüdü. 10 "Keramet değil, yayın yolu açıktır.
Demde söyledik, demde eyledik. 'Gelişen.' dedik, sohbete katıldık.
Güzelin güzelini bulurlar, uyumlu karara varırlar." dedi, VEYSEL sözü
aldı: (VEYSEL KARANİ?)
EYVALLAH. KARANİ. 11 "Her hal yoruma alınır, her yol kendini buldurur.
Umulanı dilemekle değil, sergilemekle bulursunuz. Ayak yerde durmazsa,
baş yastıkta kalır. Toprağa basalım, ağaç dalına el atalım. 12 Düştük yola düz diye, gördük çölü toz
diye. Aşta tuzu aradık, 'Selam.' dedik taradık. Duran gideni arar, gideni
sorar. Yazdım sözü düzenle, yazdım yolda gidenle. 'Al beni götür.' dedim, suya
adımı koydum, AŞK ile bekledim." dedi, VEYSEL yürüdü. 13 YUNUS bekler sözü, AŞK ile yanar ÖZ'ü,
sildi ayağın tozu: 14 "Gelsem sözü bağlasam, yolda
şarkı söylesem, dinleyen oluşur mu, dileyen buluşur mu?"
dedi, cümleyi selamladı. 15 "Aş kazanı inecek, ocak bizde
yanacak. Al kaşığı eline, vur kemeri beline, geldik BEKTAŞ
yoluna." dedi, BEKTAŞ sözünü aldı: 16 "ERENLER sohbete daldı, gülenler 'HU.'
dedi, ölmeden ölümü buldu. Deste elde, deste gülde, deste gönülde olsun.
ERENLER posta gelsin, el ayak düzde dursun, her göz yerde kalsın, kendi kendine
dönsün, içi dışı bir olsun. 17 Damla benden oluşur, gönül gönülde buluşur. Her
niyaz sahibinindir. RAHMET HAK'tan, zahmet kulundandır. Elbet her zahmet
değerini bulur, değeri kadar RAHMETE nail olur." dedi,
AŞK-I niyazını HAKK'a yöneltti. 18 "Gölde balık avladık, külde avı
tavladık, yağ ile balı birbirine ekledik, 'Ne oluşur?' diye
bekledik. Olan, gelen değilmiş." dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: 19 "Balık avdan gelişir, yağı ile
oluşur. Arı balı çiçekten alışır, kul olana ne karışır?"
dedi, KAYGUSUZ yürüdü. 20 "Al beşini, ver başını, vur
taşını, ger kaşını." dedi, BEHLÜL söze girdi: 21 "Al elma bende kalmaz, sağda solda
kul bulmaz, verdiğim çiçek solmaz." dedi, BEHLÜL yürüdü. 22 "Yırtık pabuç neyime, nefes verdim
nayıma, 'Heves.' dedim huyuma." dedi, NEYZEN TEVFİK sözü her gülene
bağladı. " Bilinmeyen.' dedi, gününde ağladı. 23 'Kor ateş.' denir, suda kendini bulur.
'Bulsun.' dileyen olmaz. Çünkü kul olduğu gibi kalmak istemez. "Kül olayım savrulayım, ateş isem kavrulayım." der, TEVFİK
cümlenizi selamlar. 24 'Gelenler nedendir?' denilir? Kulu yolu
bilenler, her sevileni soranlar vardır. Demde bağdan sorulur, açık kapı
görülür. Ne var ki izin, gelende verilir. (t'nin sualinin cevabı mı?) EYVALLAH. Duman dağdan
aşacak, elma yere düşecek, bilen bulana şaşacak. Ne var ki,
önce kainatta sevgi taşacak. ALLAH'ıma emanet olunuz. ALLAH'a ısmarladık.
|