22 Şubat 1980

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yoldan düze geliriz, her güzeli görürüz, cümlenizi selamlarız. Aldık verdik geldik gördük, sayıda vereni, soruda kalanı, 'Nerden?' dedik yolunu aradık. Gayeye varmak gölgeyi silmekle bilinir. Her yaratılan bildiğince bölünür. Bölünmeden maksat, zerrelerde oluşmak, kainatta buluşmak, VAREDEN'e kavuşmak. 

2 "Döndüğüm yönden, bildiğim kandan değildir. Kan saydırana değil, huy bildirene yol verilir. Candan geldik, 'Sen ben.' dedik bölündük, dünya diye bilir bilmez salındık. Bilelim bulalım, 'Olalım gelelim.' dedik, Selamı'nı getirdik. 'Nerden? Kimden?' denilir. RESULÜ'nden. Cümle kullarına iletilir. DOST elinden dost dilinden verdik." dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

3 "Katıyı bilmesen, yumuşağı görmezsin. Dünyaya geldiğin, bilmeden kaldığın elbet olmaz. Güneşten kimse nasipsiz kalmaz. GÜL'den Selamı'nı alanlar, GÜL'den yolunu bilenler, her GÜL'de, adını verenden değil, çiçeğini derenden bilirler. 'Her GÜL?' denilir, GÜL'den maksat sorulur. GÜL'den GÜL'e cümle PEYGAMBERLER anılır. 'RESULÜ tek fidan.' denilir. Cümlemiz o'nun çiçekleriyiz.

4 Konuk gelenden ALLAH'ım RAZI olsun. DOST ona elini versin. Daha önce dedik. Gelecek, verdiğimizi alacak. Niyazı güne geldi, yarına varacak." dedi, HAMZA DOST yürüdü. 'DEDE’ciğim PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.S.) 'in Sözü, 'Döndüğüm' den mi başlıyor?) YM.

5 Kapıya dönük olmayalım. Gelene selamsız kalmayalım. Sepette güzelden gördük, 'Kime ne?' demiyelim. Her sayfayı açacağız, her sözden bilineni seçeceğiz. Gözden ayrı kalana DOST elini vereceğiz. 

6 Nadan olmayan, 'Nerden?' demeyen, aşını kendi bilir, kendi yeter olanı görür. Az gelir, çok verir, nasibi olana inanır. Sararan yaprak dökülür. Her dökülen toprağa katılır. Ağaçtan verdiğimiz, dalında gördüğümüz, olan meyveyi yediğimiz, gerçek dışı değildir. 'Dönük, GÜL'den ne alır?' denilmesin. Dikenden bahane aranmasın.

7 "Yeşil, gölgede kalmaz, güneşte rengi solmaz. Yaprak-yaprak oluşur, hepsi bir dalda buluşur, akan suda bekleşir." dedi, YUNUS'um sözü aldı: 

8 "Ocağa odun attım, aşa tadını kattım, elde maşayı tuttum. Pişene, 'Ortak gelse, soframa yoldaş olsa.' dedim, duacı oldum. Ne gelen ne giden aşımı paylaşmadı, sözüme dolaşmadı. 'Yesem yemesem?' dedi, öyle efkara daldım. Avcı yolunu almış, tazıyı yola salmış. 'Gel yiyelim, yerden göğe aşımızı paylaşalım.' dedim. Tazıdan dostluk diledim. Bilen gibi, tazıdan halini sordum. 'Ulaştığım yolda, bulaştığım görülür.' dedi, avını avladığını, üzüntü ile söyledi. 'Dili var mı?' denilir. Elbet yok. Gözü var ya. Attan inen avcıya, 'Derman.' diyen avını, yerde kalmasın diye omuz verdim, yükünü kaldırdım. Bildiğim halde, bulduğum yolda, güzele uyduğumu öylece gördüm. Gönlümü her gönlünü açana serdim." YUNUS sözü bağladı, yoldan geleni söyledi. 'Derman YÜCE'den.' dedi yürüdü.

9 "Dayandığımız, güçlüğü siler.' diyelim, bildiğimiz hale uyalım. Yağan yağmurdan su sesini alalım. Dereden gelen seste, topluluğun değerini bulalım. Şelaleden gelen seste, birliğin gürlüğünü görelim. Ayağımızda, gözümüzde yerden gökten aldığımız vardır. Şelaleden maksat, RAHMET'in gürlüğüdür. Damladan damlaya oluşur, yüksek seviyede buluşur. Deryaya öyle akışır. Gönüllerde aldığını gönüllerde bulduğunu bilsen, damla-damla oluşsan, verilen ile buluşsan, şelaleye dönüşürsün, her damlaya karışırsın. 

10 DOST KAPISI yerden göğe açıktır. Tek kalem verdiğimiz, tek kalem yazdığımız. Kaynak diye cümleniz ile güne geldiğimiz bilinir. Sanılmasın bölünür. YAR ADI'na geldik, sözümüz YUVA'da derdik. Her gelene soframız kurduk. Her dileyene açıktır. 'DOST.' diyene açıktır.

ALLAH'ıma emanet olunuz.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH