|
29 Şubat 1980 MEVLANA’yım ben! 1 ‘Hazır yolum.’ dediysen,
sen
gelene güldüysen;
gönülden alıştadır,
sevgiyi biliştedir.
Cümlenize selam olsun,
her dileyen HAKK’ı bulsun.
2 “Çiçek yapraksız olmaz,
daldan
aldığını bilmez,
köküne dönüp sormaz. ‘Dinle.’ dediğimiz günde, ‘Duymam.’ diyen olmaz.
Şekerin
tadına,
çiçeğin adına gelse;
arı balı bozmaz,
bala
asla ağu katmaz. Her çiçek
arıya güler.” dedi,
YUNUS’um sözü aldı,
aldı her soranda kayguyu
sildi:
3 “Koyun yolunu bulur, çünkü sürüde kalır. Büyük-küçük bir olur, karda kışta yol alır. ‘Sarınayım.’ diyene yününü verir. ‘Küçük-büyük nedendir?’ denildi. Sürüye varılan, değerini gösteren, geçitte birbirini bulduran dengeye; ayrılık değil, beraberlik yol verir. Koyun kuzu değerini öyle bulur. Geçit aşılandır elbet. Dar olsa da, kement gerekmez.” dedi, YUNUS’um sözü bağladı. 4 El elin üstüne gelse, her sözde AŞK’ı anlatsa; dilden elden yetmezdi, gönle yaban katmazdı. 5 “Aldım-verdim,
şafakta
yaprak saydım.” dedi,
AYRAN VEREN söze girdi: 6 “Demde kement atmadı, sütü sağıp satmadı, dört aydan öte gitmedi.” 7 EYVALLAH.
(Benim düşündüğüme mi?
diye sormuştum)
Uzak değil yakındır yattığı yer.
Vakit
sorulur.
Yaşadığı vakit
dört yüz yıl önce.
EYVALLAH.
(“1600 yıllarında” şeklindeki
konuşmalara)
(AYRAN VEREN. Resim verilir) 8 Doktorun yolunun üstünde, kapalı mezarlıkta (Selçuk, İzmir’in kazası yolu üzerinde mi DEDE’ciğim? ) EYVALLAH. Demde sözünü verir, kozada görülür. Dikime gidenlere, “Ayran versem, ‘DOST.’ denileni öyle görsem” dediğinde, her gidenden niyaz aldığı bilinir. Elden ele nasip iletilir. ‘Nasıl?’ dendi. Ekiciye yardımcıdır, toplayıcıya olduğu kadar. (Bize mi söylüyor acaba?) EYVALLAH. (İsmi sadece AYRANCI mı? Başka ismi yok mu DEDE’ciğim?) Elbet var. AYRAN VEREN MUSTAFA. Kapalı denilen, erken örtülen, günü geceyi bir bulan her yolcuya niyazdadır. “Kaşık verelim, DOST’u görelim.” dedi AYRAN VEREN, sözü söz ile birleştirdi. (Resim de AYRANCI MUSTAFA’nın mı DEDE’ciğim?) EVET. 9 Sarıyı bellediğin gün yeşili arasın, her dileyende güzeli sararsın. Sofrayı kuralım, niyaza duralım; kuyuya duranı, deryaya çağıralım. ER olsa sınır bulsa, kendinde sınırsız gönül arardı. Her var olan, dünyaya değil, kainata katılandır. Camdan bakarsan uçanı kaçanı görürsün. Ne var ki sen ayrı kalırsın. Camdan bakandan olmayalım, görelim diye camı silmeyelim. 10 Doğan güneş bellidir, güne ışık verişinden. Konuya girmeden çevresini dönersen, noktaya geç varırsın. (Noktadan murat nedir DEDE’ciğim?) Her var olanın özü, VAREDEN’in SÖZÜ. (VAREDEN’in SÖZÜ’nden murat “OL!” mu DEDE’ciğim?) Kulunda GÖZÜ. ‘YAR!’ dedi isen, varlığa dönüşedir. Konuya girdiğimiz, ‘Somut örnek.’ diyenden, ‘Kanıya gerek kendini bildiğindir.’ deriz. ‘Saymayı bildiğimiz kadar, uymaya yöneliriz.’ denildikte, kapalı kapılar açıldıkta, konunun aydınlandığı görülür. 11 Dilediğin günde dilenen sepet örülür. Bilsen seni SEVEN’i, bilsen O’ndan geleni, bilsen sende bulanı; ‘Yer-gök.’ demez arardın, ‘Buldum.’ diye yanardın, DOST adına kanardın. Elbet yakın gelecek, her kul ona gülecek. ‘Sevin, sevilin, seveni sevindirin.’ denilecek, katıksız bilinene, her kulu katkıda bulunacak. ‘Aldığımı vereyim, dileyeni göreyim, verileni dağıtayım.’ diyene, ALLAH’ım RAZI olsun. 12 Yol yolcunundur. Yapıya uydukta, kapıya vardıkta; ALLAH’ım YARDIMCI olsun, yardımına YUNUS’um gelsin. (Kimin için söylüyorsunuz DEDE’ciğim?) Yola gidenin. Suyuna renk katma, aldığını dert etme. Ulaşanı biliriz, dumanı dağıtırız. İki kaşık yeterlidir. ALLAH’ıma emanet olunuz
ALLAH’a ısmarladık LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|