21 Mart 1980

MEVLÂNA’yım ben!

1 Gönülden akışan, gelen diye bakışan, halden alıp verişen. Dünyaya geldiğimiz, YARATAN diye bildiğimiz günden ayrıya düşmeyelim. Cümlenize selam olsun.

2 'Çokluk gelse sözü verse.' denilir. Elbet çokluk gelir. Sözü izni olan verir. Uçan kuşun kanadına baktım, kuru yaprağın dumanını ittim. Bileyim bilmeyeyim her verilene gönül yaktım. Açık camdan bakana, elde mendil tutana, 'Sözden gelsin, ÖZ'den versin.' diyelim. 'ÖZ'den veriş nasıldır?' denilir. Kendini mecbur hissetmeden verilen, paylaşmak istenilen.

3 'Hamur alsam elime, ocak yaksam geline, yiyen de sen, gören de sen.' denilir, YUNUS'tan söz istenir:

4 "Kara ağaç düzen bilmez, yerini gelene vermez. Çınar ömürden atmaz. Selvi yerde olanı tutmaz, çünkü boyu yetmez.

5 Doğan güneş sana bana bir verir, akan sular toprağına gür verir. Suyun yolunu tutalım. Dilersek toprağı ekelim, dilersek balığa olta atalım. Yaprağı geçmişte değil, gününde bulursun. Elbet ömür yaprağı. Kökten yere inerse, dala yaprak dolarsa, her bilen yerinde kalır, demde gelişene bakılır." dedi, YUNUS'um yürüdü.

6 "Delik pabuç giyerim, toprağımı sürerim. Gökte bulut görürsem, şimşeği de severim. Karınca kaçar olur, böceği uçar olur, yağmura el verenler, toprağa düşer olur. Gel yerimi arama, sen toprağı tarama, yoldan yelden şikayete düşme!" (Bir kimseye mi hitap var DEDE’ciğim?) dedi, KAYGUSUZ dost halinde yürüdü.

7 Darda olana gülme, hiçbir dostunu silme. Dün hataya düşenler, bugün hale şaşanlar, 'Yarın gelse.' diyenler; bilseler gün, kulundur, bilseler yol, halindir. Koşuya gidilmeyen yoldayız. Taştan ağır gelse de, suyun yürütemediği olmaz, suyun eritemediği kalmaz. 'Olmıyan kul bilmez!' denilmesin. Her kul olacak, akan suya uyacak. Kalıp olmasa da, dilenene uymasa da, güne eklenen, umut ile beklenen yapıya gelinir. Duyana ses kaygu vermez, görene rengi silmez. ALLAH'ım kullarını birbirinden ayırmaz.

8 'Doyum yeterli midir?' diyene sözüm. 'Doydum ALLAH'ım, başka aş istemem.' der misin? Yoksa her öğün yeniden yer misin? Yeniye uyulan, yenide duyulandır. 'Kapıyı açan kim?' denilir, bilim tasında ilim aşı yenilir, güzel, yerine daha güzeli getirir, her gün bilineni götürür, bilinmeyeni getirir.

9 Değnek köre yön, topala güç verir. Değnek düzende yerini bilmeyeni, yolunu bulmayanı canından bezdirir. Değneği 'İyi mi, kötü mü?' diyelim? Dağılan, sözde eğilene yön verir. Değirmene, yağan yağmur su götürür.

10 "Katık alsam yola düşsem, dilediğim kuşu tutsam, adını bilsem bilmesem, karda izini sürsem, gelen var mı diye baksam, yolum kalır mı?" dedi, dergah yoluna duran, sorduğuna kendi cevap veren, aradığı her yerde gördüğü her kulda, 'Şerden uzaksın.' diyen, bağımsız gönlünü, bağımlı kulluğu ile özleştiren PİR SULTAN ABDAL; ağaca ayak attı, gölgesinde yattı, gönlünde niyet tuttu." YA ALLAH! YA ALLAH! YA ALLAH!" diye-diye kendinden geçti, sözünü öylece seçti. "Dost aşı, düşman taşını silker." dedi, yürüdü.

11 Aymayı bilenden, kendini bulandan, gönüller yıkanır. Geldik verdik, her sözcüden serdik. Sergide bulana, bulduğuna uyana, 'Aldığını veresin, bildiğini üretesin.' dedik. Gönüller alıcıdır, akıl hallacı. 'Yorgan mı olacak?' diyene sözüm: Aydın gelsin ÖZ'ün. Kapı-kapı dolaşsan, her sorduğun ile halleşsen, bildiğin yeterli olmaz, çünkü hallacın çalışmaz. Cümlenize selam olsun. ALLAH'ım her niyetten RAZI gelsin.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH