4 Nisan 1980
MEVLÂNA’yım ben!
1 Gönülden alıştık,
güzel günde buluştuk. Cümlenize selam olsun, gelişen yolda her seven
buluşsun.
2 "Ekin verdim
toprağa, 'Güzel.' dedim yaprağa. Çiçek elde bulunur, meyve daldan
alınır." dedi, YUNUS'um topraktan söze girdi:
3 "Karınca, yuvasında
her gün alışır görür. Yolda sıra-sıra yiyeceğini götürür. 'Yerini dar
mı gördün, yolunu az mı gördün?' dedikte, boyunu boyun ile ölçtük te, dolanı
bulacaksın, olanı göreceksin." dedi, YUNUS'um sözü bağladı.
4 Huyum suyum gönülden
aldığıma, yorumda kaldığıma gelir. Her bohçada dilenen bulunur.
Sohbetin güzeli her gönüle aktarılandır. Asla nokta koyulmasın. Bilenden
bilmiyen ayrılmasın. 'Elde kanıt var.' diyen, ham meyveyi yiyendir.
Değişenin yapısını, açalım kapısını. 'Her gün gelsem, söz alsam, her
sözde olum bulsam.' diyenin elbet kapısı açılır.
5 OMAR der ki: "ER'de sezen, kulda süzen aranır, doğan güneş dilendiği
yerde taranır. 'Nasıl oldu, nerden geldi?' dediler, açık yerde düz ovada
buldular. 'O yanın düzeni, güzeldir YAZAN'ı.' dediler."
6 Açık gelen
verilir, her sorulan çözülür. Altı, yapıya düzendir, düzeni veren elbet
YAZAN'dır. Görevin azına değil, özüne girelim. Bildiğimiz her hali
sergiye koyalım. Yediyi sorana sözüm: Daha önce verdik, dost dediğin
kapıda asla yan durma. Güneş sana bana değil cümleye verir.
Güneş ona bakan her var olanı görür. Güneş, yürüyen ile yürür.
'Sarıyı benliğine almış, seveni sarı ile sarmış.' dediler,
kaynağını sarıdan aldığını söylediler.
7 Danışılan söz gelir, kendinden olmayana
sanılmasın söz verir. Unutulmasın, her taş baş yarmaz, her taşı
eline alan sevmediğine vurmaz. Duranı olduğu yerden alalım, 'Beraber
gel.' diyelim.
8 'Ucu olmayan, sözü sonunu vemiyen.' denilir,
kainattan öyle söz edilir. Noktada başlar ve biter. Her var olanda, AŞK
ateşi tüter. Bilen bilmeyene katar.
9 "Yol bizde, söz sizde olsun." dedi,
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
10 "Ata dizgin vuralım, dengi düzde alalım,
'Gel.' diyeni bulalım, 'Dost.' diyenle kalalım. Aşın tadı olaydı, sohbet
bizde kalaydı; 'Az, uz, düz.' derdik, kaleden kaleye uzardık, toprağı
ağaç dikelim diye kazardık. Alanı bilendeniz, kalanı görendeniz, cümleyi
sevendeniz." dedi, ABDAL yürüdü.
11 "Kalay buldu on beşi, kolay buldu kardeşi.
Yol aldım, ser verdim, bilmeden giden kul gördüm. Astığın heybede,
azığın mı var, atını bağlayacak kazığın mı var?" dedi, HACI
BEKTAŞ sözü aldı:
12 "Dalga-dalga gelecek, sözüm sizi
bulacak, her var olan görecek. Aşın tuzsuz olmasın, sözün tatsız gelmesin,
kimse kimseye gülmesin." dedi, gelecekte dumanı dağıttı. "Ayağı getirmezse, dileği sorulur, dilenen örtü açılır." dedi,
BEKTAŞ sözü LOKMAN'a iletti:
13 "Kaşık-kaşık papatya suyu
içsin. (Kim içsin?) Alan bilir.
'Şifa HAK'tan.' desin. (Söylenenlerin
kimin için olduğunun anlaşılmaması üzerine, canlardan bir kaçı 'Biz
de içeriz.' dediler) YM. Küçük değil büyük kaşık."
14 Ağacın gölgesi oluşsun, sohbette
cümleniz orda buluşsun. ALLAH'ıma emanet olunuz. Düzende YAZAN'ı görünüz.
Kendinize sorunuz, 'Ne gördüm? Ne buldum? Ne verdim?'
ALLAH'a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH