17 Nisan 1980

(RUHLAR bedensiz oldukları halde, birbirlerini nasıl tanıyorlar? 'CAN' nedir? 'Beden' ve 'RUH' ile ilgisi nasıldır? YUVA'mıza hep 7.KAT'ın sakinlerinin geldiklerini sanmaktayız. Acaba, 1.KAT'tan gelebilecek faninin bize söyleyebilecekleri bir şeyler yok mudur?)

MEVLÂNA’yım ben!

1 Candan sevenin, candan bilenin, geldiğine gördüğüne, VEREN ile BİR olduğuna gözlemciyiz. Cümlenize selam olsun, gölge silinsin. Almayı dilediğiniz, olmayı düşündüğünüz her anda, gelenin gülenin hizmeti sizlerledir.

2 "Dal elde kaldı, yaprak yerde oldu, toprak geleni bildi." dedi, YUNUS'um sözü aldı:

3 "Dal elde kalsa, yaprak yeri bulsa, ne elde kalan, ne yeri bulan yanılmaz. Andığımız her var olan, VAREDEN'den şüpheye düşmez. Çünkü YAZISI şaşmaz.

4 Canda aradığımı bedene sorsam, 'Komşu değil.' der. Doğuşta aldığın, ölüşte verdiğindir can. Ruhunu vermezsin. Armağan değil elbet. VAROLAN, VAREDEN'densin. Aymayı bilenden olduğun gün, kendini bulandansın. Su akarsa canlıdır. Dost denilen, post ile anılanda, örnek aranmaz. Desteyi aldığımız, yoruma verdiğimizdir. Bilenin bilmeyenin aradığı nedir? Elbet, VAREDEN.

5 Körden sorsan, sesten tanır. Sağırdan sorsan, yüzden tanır. Göçenin tanışı, yaratılıştandır. Elbet konuşur. Ne var ki ses ile değil. Bileceğiniz hal ile verelim: 'Us' ile konuşur. (Ustan murat, akıl değil mi DEDE’ciğim?) EYVALLAH. (yahut bizim telepati dediğimiz?) Akım. Doğuşta başlar, ölüşe kadar yerini alır. Vardığı yerde, kendini bulur. Elbet, getiren us değildir. Nerden alsa, kimden bilse, gönül kapısı beden yapısını verir.

6 Dost bağına girsek, üzümü dersek, her dileyene versek. Niyaz bize mi, bağın sahibine mi olurdu? Mülk dilersen, maliki olur musun, dilediğin her bağda üzümü bulur musun, her dilediğin bağa yürüyebilir misin?" "Selam." dedi, yürüdü YUNUS'um. Gönlünü AŞK bürüdü.

7 AŞK'a susayan gelir, suyu dileyen verir. Her seven SEVGİLİ'yi bulur. Geldik gördük, bulduk. 'EYVALLAH.' dediğimiz günden olduk.

8 "Değirmen suyu bekler, her akan suda buğdayı birbirine ekler. Çağır geleyim, somun vereyim." dedi, SOMUNCU sözü aldı:

9 "HAK ADI'nı üçledik, 'HAK günü.' dedik güçledik, her soranı bekledik. Gayret versin ALLAH'ım. Somun sizlere dağılsın, SOMUNCU sevgi ile eğilsin, dökülen yaprağa gülsün, her yaprakta HAKK'ın ADI'nı görsün.

10 Serdim sofra bezini, serptim aşın tuzunu, aldım çorba tasını. Kaşık sana bana ulaşsın, sohbet her sofrayı dolaşsın. ALLAH ADI analım, 'ALLAH.' diye yanalım, AŞKI ile dolalım, halimizde bulalım." dedi, her gelenden ALLAH'ın RIZASI için niyaza durdu. "Gölgede kalmayız biz, güneşte solmayız biz, hakikatten başka bulmayız biz." dedi, SOMUNCU yürüdü.

11 Duran bize gelmez, YUVA'da kaynaktan başka vermez. Yerimiz verildi, YEMEN denildi, DOST sofrası kuruldu. Hizmetimiz, elbet dilenen her kata gider. Ne var ki her kat gelemez. Her olay HAKK'ın İZNİ iledir. Duman alıp vermeyiz. Aymayı elbet, kenara koymayız. 'Gölgeden maksat?' dendi: Elbet her gölge, kulun kaygusu değildir. Güneşten sakınmak, ağacın gölgesinde oturmaya yeterli ise, gerçeği örtmez. Gayrette sefer olmaz. (Yani, devamlı gayret gerek, onu mu demek istediniz?) EYVALLAH.

12 Gemiye yolcu gelse, yükünden fazla olsa, kaptan yerini vermez. Çünkü kaptansız gemi gitmez. Yükünü yerine ulaştırır, sonra gelir, her dileyeni dolaştırır. 'Gelemem.' diyene de ki: Gelmeyi dileyen değil, nasibi olan gelir. ALLAH'ıma emanet olunuz. Sorulana, gelende cevap alınız. 

ALLAH'ıma emanet olunuz.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH