18 Nisan 1980

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yerden gökten aldığımız, 'VEREN.' deyip bildiğimiz günden, cümleye verdiğimiz güne kadar geldik. 'Selam.' dedik düzde durduk. Dilenen aşta, kurulan sofrayı gördük. ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. Gelenden gelmeyene selam iletilsin. Denilsin ki: Dünü günü bilelim, her olaya gülelim, düzde yüzde kendimizi bulalım. 'Bizi her kulda değil, her kulu bizde bulalım.' diyenden demeyenden sorgu açmayalım. Meydan bulup gelenler, yerini sevgi ile alanlar, günü düne bağlamaz, gelen güne ağlamaz.

2 Kaşık elimizde, aşık dilimizde, VAREDEN gönlümüzde. 'Gel.' diyelim seninle, sohbet edelim onunla. Yerimiz DOST sofrasında olsun, gelmeyenin aşı kalsın. Köşkü buldum yerinde, AŞK'ı gördüm gönlünde. Gelmeyi dileyene, her sözü eleyene, cümlenin selamı olsun. Damarda akan değil, dolaşan vardır. Yerini bilir, her an yenilenir. Karşı gelemezsin, olacağı bilemezsin, vermese bulamazsın. 

3 "Destek olduk sözüne, nefes verdik sazına, ayak koyduk tozuna. Geldik verdik. Demesinler bakma kulun yozuna. Tozu, yozu O'ndandır, sözü sazı O'ndandır. Ayak versen günü bilsen, senden midir?" dedi, YUNUS'um sözü aldı:

4 "Yaprağı dalda gördüm, yere kilimi serdim. Gelen yolcuya sordum. Eylem yerden midir, gökten midir? Dedi: 'HAK'tandır.' Yedi hale uyanlar, 'Altı.' diye ananlar, karda düzen sordular, selde yağma buldular, seni beni böldüler. Deseler, 'Tatlı olsun, gelenler helva karsın.' derdim ki: Gözüm NUR'dandır, dilim sırdandır, yorum serdendir. Ben yedilerde gördüm, 'Yerinde bulsun.' dedim.

5 Kuyu yerde açılır, akan su kaynaktan seçilir. Kutbunu bilsen, verileni çözsen, koyun ile kuzuda, avcı ile tazıda düzene söz etmezdin, her sürüye çoban katmazdın. Bilen bilir, YARATAN'ı her yaratılan görür. Ne var ki, her sürüye gine de bir çoban verir. 'Sürüler belli midir?' denildi. Bilene elbet, bilmezsen hepsini kalb et.

6 Konuk yorumdan uzak kalırsa, gönlünde olanı açsın, sevgisini her an seven ile paylaşsın. (Konuktan murat kim acaba DEDE’ciğim?) Gölgeyi aşan, dilenen yere ulaşan. (Aramızda mı DEDE’ciğim?) EYVALLAH. Kendini bilene sorsan, yapıya uyduğunu söyler. Bulmayana sorsan, kapıda duyduğunu söyler. (Gölgeden murat benim düşündüğüm mü DEDE’ciğim bu tebliğdeki?) Asmayı yokladın mı, üzümü bekledin mi? EYVALLAH.

7 YEMEN'den gelen sözü aldık, 'HAY.' dedik niyaza durduk, 'Gel.' dedik cümleyi sardık. 'Dost aşı.' dedik helvayı kardık. Gelmeyene de ki: Dost adına dursun, kazanda helva karsın, cümleye versin. Desin ki: 'Alnımdan andıma olsun.' (Gelmeyenden murat ş. bey mi DEDE’ciğim?) Değil. Gerçeğin aynası var, bakmazsan çevresi dar. Gel duralım önüne, bakalım HAK yönüne." dedi, YUNUS'um yürüdü. Yediye selam verdi, beraber helva kardı.

8 'Gördüm, geldim.' diyene, güzel çirkin sevene, 'Yerimiz var' diyelim, gönlümüzü açalım. Duvar dibi göçerse, kul yapıyı seçerse, sözüm gerçek anılır, AŞKI diye yanılır. " 'Dağda verdi, vadiyi gördü.' dediler, suya bakıp andılar." dedi, MERYEM yorumu güne bağladı: "Deste yerde, YUNUS'un verdiği gibi. Demden sorulduğu, yörede bağladığı değil. Aynen verildiği gibidir. Açıklık görülecek, ayağa serilecek." dedi, sevgi ile selamladı yürüdü.

9 Kundak açıldığı yerde, bebek seçilir. Öyleyse, doğumun olması beklenir. (Hangi doğumun olması?) MERYEM'in kundağının açılışı. 'Ne demek?' dendi: Beklenen olayda, gün verilmez bilinse de. EYVALLAH.

10 'Doyum olmaz sevgine, gözüm doymaz sergine, neden düştüm sorguna? Kul olup gerineydim, söz deyip yerineydim, ben hal ile bilineydim.' diyene, 'Elbet kulluk yolluktur.' diyelim, her kulunu sevgi ile kucaklayalım. 'YAR.' diyelim, yerden göğe analım. 'Yerden göğe ne demek?' dendi: Her zerrenin BİR olduğu, kainatta BİR'liği kurduğu bilinse, 'Sözün özü.' denirdi. Noktadan noktaya geliş odur. Göğün hududu nerdedir?

ALLAH'ıma emanet olunuz.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH