2 Mayıs 1980

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yolun uzunu verir, kulun yozunu görür, her adımda öğretir. Kaygular silindikçe, yorumlar bölündükçe; alan-bilen gürleşir, her yorum günü gelende yerleşir. Cümlenize selam olsun. (Yorumun bölünmesinden murat nedir DEDE’ciğim?) Dilendiği gibi değil, yönlendiği gibi yorumlanır. Her yolun gidişi aynı değildir elbet. Ne var ki, varışı değişmez. Varsın yorum bölünsün. Her bölünen toplanır, gelen güne saklanır. DOST sohbeti cümleyedir, günde kalmaz. Onun için, günlük yorum sefere çıkmaz.

2 "Destan yazsam ÖZ'üne, nefes versem sazına, niyet desem yazına; 'Yol.' deyip te gelirdim, sözü sohbete bağlardım." dedi, YUNUS'um sözü aldı:

3 "Sohbet bağlı kalamaz, 'Yorum benim.' denemez, bilinir ki ham meyve yenemez. Yorumlar çeşitlenir, netice eşitlenir. Dün diyene, bu gün yiyene söylersin, yarın giyenden sorarsın. Ne yargı, ne sorgu yerini almaz. Yolunu bilmese kul, sohbete gelmez.

4 Yumak sardım bitince, 'Dünya.' dedim bütünce. Bildiğimi katınca, ben mi dünyayım, dünya mı ben? Düşündüğüm vereydi, YUNUS dünya olaydı, yazı kışı bilmezdi, 'Nedir?' diye sormazdı, katı gelene vurmazdı. 'Neydi ne oldu, ne bildi ne aldı?' diyelim, YUNUS'a rahmet dileyelim, 'Dünyaya zahmet verdi.' diyelim." dedi, YUNUS'um yürüdü. " Serzeniş değil, derman diledim, kulu ile gönlümü bağladım. AŞKI'nı ÖZ'ümde buldum, dünyayı gözümde sildim." dedi.

5 Duman dağılsın, dağlar eğilsin, her gelen sevilsin. Katık aldık düze geldik, 'Gölge.' dedik ağaca sırtımızı dayadık. Alanı vereni, 'Yoğun çalışan.' dedik. Almayı dilersen, vermeye alış; görmeyi dilersen, silmeye çalış. Geleceği değil, gününü öğren. Almaktan geçelim, niyaz ile seçelim. Dar geleni silersen, bol gelene gülersen; 'Dostunu ara.' derim. Olamayacak her olay, düzensizlikten değil, yazılmayandır. Dilenen değil, yazılan görülür. Dilersen, taşı kırarsın. Amma asla kumu taş yapamazsın. 

6 KAYGUSUZ geldi söze: "Doğru veremeyen gelmez, doğru demeyen gülmez, hiç bir kulu yardımsız kalmaz. Dağılan bostan, dağıtanın elindendir. Toplamazsa, cürmündendir. Kaşığı tasa koydum, sofraya her dileyeni çağırdım. Kaşığını alan gelsin, aşını yiyen bilsin. Desin ki: 'TANRI kulundur.' 'Olmaz.' diyene sözüm: 'ALLAH'ım!' diyen, varlığını inkar mı eder? Elbet kul TANRI'nındır, TANRI da kulundur. Yaratılan her zerre ister bilsin, ister bilmesin sadece O'ndandır, 'OL.' dediğindendir. 'Kül olsam, O'na varsam.' diyene sözüm: Her an O'nunlasın. O'ndasın. O'ndansın. Kül olsan da, taş kalsan da. Dünyaya geldiysen, kendini bulacaksın, ölmeden öleceksin ki; 'An' denildiği yerde kalacaksın. Eriyen demirde sadece, yük kalmaz. Ateşten alırsan, yük, kendini bulur.

7 Kemikte oluşan, satır-satır gelişen, yetersiz yapı. Kesintiden değil, oluşmadandır. (Hayır mı oluyor o zaman DEDE’ciğim?) Evet. (Kimin için yazıyorsunuz DEDE’ciğim?) Ekenden biçene verilir, her yara ilaç ile sarılır, yumurtanın akı sürülür. Geçicidir. EYVALLAH. (DEDE’ciğim, kimin için yazdığınızı anlayamadık?) (a. bey için mi?) Yanında olanın. Kemikte oluşanı verdik." Kumda yeri bilinir, KAYGUSUZ selam ile yürür.

8 " 'Dayandığım yoldadır, güvendiğim sendedir ALLAH'ım!' diyelim, verilmeyene asla talip olmayalım. Ayrı sözü gelmez, yerini gelene soramaz." dedi, YEMEN'den HAMZA selam getirdi:

9 "Sadık kaldık sözümüze, sahip çıktık ÖZ'ümüze, 'Salim.' dedik gözümüze. NUR perdesi açıldı, NUR hattına geçildi. Gölge niye soruldu? Kalın olsa açılmaz, zorlu gelse seçilmez, gelen olmasa bilgi saçılmaz. 'Gelen nereye?' dendi." "Geleni bilseler, perdeyi açsalar; seni beni görürlerdi, ÖZÜ diye yanarlardı." dedi, BEHLÜL söze katıldı:

10 "Atı avrata verdim, elde kilimi dürdüm, gelesin diye sordum. 'Düşüm beni getirmez, hatır olsa katılmaz.' dedi, kilimi sırtıma vurdu, beni yola urdu. Giden, gelene; bilen, bilmeyene söz ile bildirdi. Benden sorana sözüm yarıda kaldı. 'El ile övünmem.' dedim, dil ile dövünmeden yürüdüm. Gülene kilimi serdim, 'Az aş sözü açar, çok aş gözü örter.' dedim, sohbeti orda kurdum. YUNUS'un sözünde yapıyı buldum. Ne var ki, ne YUNUS beni buldu, ne ben onu gördüm. Elbet dünyada." dedi, BEHLÜL zar attı pul verdi, her sorana 'Yol.' dedi, her bileni kul diye sevdi. Kulu, 'Olmaz.' demedi. Kulluğunu bilmeyeni, kendi ölçüsünde affetmedi. 'Aldığını bilmeyen, geldiğine uymayan; dünyaya sığmayandır.' der, dertlenirdi. 

11 Gayreti elden, hayreti dilden verelim, gönülden yapıya uyalım. Saymak elde olaydı, yıldızlara dolaydı; gündüz gece bilinmezdi, her sayfaya yazılmazdı. ALLAH'ıma emanet olunuz. Yarına, 'Aydın.' deyiniz.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH